kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 10 Şubat 2008, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
ERGUN BABAHAN

'Türk Korkusu'

Avrupa'dan Afrika'ya kadar uzanan bir coğrafyada hüküm sürmüş bir imparatorluğun sadece iyi yönleriyle hatırlanması mümkün değildir.
Osmanlı, özellikle Avrupa'da Türk ve Müslüman kimliği birbiriyle karıştırılarak güçlü bir imaj yaratmış gerçekten de.
Günümüzde Avrupa'da sürmekte olan "kötü Türk" imajının kökeni tarihe dayanıyor.
Jorge Luis Borges, Kartaca'nın kötü imajını Roma'nın yarattığını; Türk'ün kötü imajının yaratıcısının ise Avrupa olduğunu söylerken önemli bir noktaya parmak basmaktadır.
İspanyolların, Müslüman kimliğinden dolayı Magriplilerle Türkleri karıştırıp tehlike alarmı için "Hay moros en la costa" (Sahilde Magripliler var) demesi; Yunanca'da günümüzde de kullanılan ve "çabuk çabuk" anlamına gelen "Prin na erthoun oi Tourkoi" (Türkler gelmeden önce) deyimi hep bu imajın yansımalarıdır.
Aynı şekilde İngilizce "hord", İtalyanca "orda" kelimelerinin kökeni de çapulcu, talancı ordusu anlamına gelmekte olup kökeni Türkçe "ordu" kelimesine dayanmaktadır.
Don Kişot'un yazarı Cervantes'in İnebahtı'da savaşırken esir düşmesi ve 5 yıl Türklerin elinde kaldıktan sonra kaleme aldıkları da Türklerin Batı'da kötü bir imaj oluşturmasına katkıda bulunmuştur.
Avrupa ile bugün yaşanan sıkıntıların altında Batı'da var olan bu "Türk korkusu" yatmaktadır.
Din de bu korkunun bir unsurudur, çünkü Osmanlı tarihi aslında Katolik Papalık'la mücadelenin de tarihidir bir anlamda.
Osmanlı'nın kendisi de bu imajın oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Çünkü özellikle Kanuni döneminden itibaren Batı'ya doğru ilerlerken halkın kafasında, talan eden, esir alan, kılıçtan geçiren bir Türk imajı olmasının avantajını yaşamıştır.
Çünkü Prof. Halil İnalcık'ın anlatımıyla Osmanlı kuşattığı kent ve kalelerde yaşayanlara üç kere "teslim ol" çağrısı yapıyor, teslim olanlara vergi ödemeleri kaydıyla dokunmuyordu.
Direnenlerin
akıbeti ise kulaktan kulağa yayılıyordu.
İstanbul'un fethinden sonra bir İngiliz tarihçinin şu kaydı bu açıdan dikkat çekicidir:
"Yüce Tanrımızın yüceltildiği onca tapınak vahşice saldırıya uğradı, bu korkunç ve iğrenç insanlar tarafından onca bakire kirletildi, evli ve dul kadınlar zorlandı, onca asilin, onca delikanlının ve ihtiyarın kafası uçuruldu ve bir o kadarı da sefil esaret hayatına sürüklendi. Hıristiyan halkına onca zulüm ve eziyet ettiler."
Bu, yaşananların ötesinde, yazıyla güçlendirilmiş, kuşaktan kuşağa aktarılmış bir imajdır ve etkisi günümüzde de sürmektedir.
Günümüzde Türkiye denilince kimilerinin aklına hâlâ fesin gelmesi bu nedenledir.
Yüzyıllar boyunca Türk'ün Avrupa'daki imajı ucu kıvrık Arap kılıcı ve tülbent olmuştur aslında.
Tarihten gelen önyargılarla güçlendirilmiş bir ilişki biçimimiz var.
Bunca değişim ve dönüşümden sonra Batı'nın Türklere hâlâ "öteki" diye bakmasının derinlerinde tarihi ilişkilerin de bir rolü olduğu yadsınamaz.
Geçmişi iyi bilirsek, geleceği daha iyi kurabiliriz.
Bu konuda Doğan Yayınları'ndan çıkan "Avrupa'da Türk Düşmanlığının Kökeni, Türk Korkusu" keyifle okunacak bir başucu kitabı niteliğini taşıyor.
Bu yazıyı, Özlem Kumrular'ın bir solukta okunan kitabındaki bilgilerden derledim.