Tutamıyorum zamanı

Tutamıyorum zamanı

Zamanı ayarlamak, yetişmek, yetiştirmek ya da unutmamak için kullanıyoruz saati. Ev ve ofislerde en fazla dikkat çekecek noktalara yerleştirilen duvar saatleri ise bizi akıp giden zamana tanıklık etmeye çağırıyor...

Saatin tarihi neredeyse insanlığın tarihi kadar eski. Çok mu iddialı oldu bu cümle? En ilkel saatin güneş olduğunu kabul edersek, bu yargının ne kadar gerçek olduğu da çıkıyor ortaya. Hayatımızda en büyük rolü o üstleniyor aslında. Bütün programlarımızı ona göre yapıyoruz, ona karşı savaşıyoruz, ona yetişemiyoruz, durduramıyoruz, tutamıyoruz... Bütün hayatımızı o yönetiyor. Başı ve sonu belli olmayan bu kavram filozofları da uzun mesailere yöneltti sürekli. Aristo'ya göre zaman, ne var edilebilir ne de sona erdirebilirdi. 18. yüzyılda Alman filozof Immanuel Kant, uzay ve zamanın, gerçek dünyanın gözlenmesinden çıkarılan nesnel kavramlar olmadıklarını, bir şekilde doğuştan gelen kavramlar olduğunu iddia etmişti. Hegel, Newton, Einstein, Stephen W. Hawking gibi filozoflar ve fizikçiler de zaman üzerinde uzun 'zaman' düşünüp, onu formüle etme ve açıklayabilmeye çalıştı. Sürrealizmin en ünlü ismi Salvador Dali, zamanı en sürreal kavramlardan biri olarak addedip, onu sık sık tablolarına taşıdı (Bkz. Clock Explosion, The Persistence of Memory, Moment of Transition...). Dünyanın en iyi dergi ve gazeteleri (TIME, New York Times, Times...) onun ismini kullandı. Fikret Kızılok 'zaman zaman' iz bıraktı, Sezen Aksu'ya göre 'zaman sadece birazcık zaman'dı, Erkin Koray 'Öyle bir geçer zaman ki,' dedi, Kenan Doğulu 'tutamadı zamanı'... Biz de bu başı sonu belli olmayan, elle tutulup, gözle görünemeyen kavramı saatlerle ölçmeye, onu kontrolümüz altına almaya çalışıyoruz. Bu hafta TASAR!M köşesine duvar saatlerini taşıyoruz. Akrep, yelkovan, saniye, romen rakamları ya da sayılarla oluşturulan ve genellikle yuvarlak form tercih edilerek tasarlanan bu saatler, ev ve ofislerde en fazla dikkat çekecek noktalara yerleştiriliyor ve insanı ister istemez sürekli baskı altında tutuyor. 'Asla yetişmeyecek, ne kadar vaktim kaldı, akşam olsa da çıksak, ilacımı unuttum, servisi kaçırdım...' Hepsinin tek sorumlusu belki de o! Madem çok felsefi bir konu, biz de 2000'lerin 'filozoflarından' Moloko'nun The Time is Now şarkısındaki bir 'aforizma' ile noktalayalım yazıyı:

And we gave it time
All eyes are on the clock
But time takes too much time
Please make the waiting stop

(Biraz zaman verdik
Bütün gözler saatte
Ama zaman çok zaman alıyor
Bu bekleyiş lütfen bitsin artık)
Diğer Cumartesi Sabah Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol