Çocuk bayramında çocuk gibi üç adam

"Önce oyun oynadık... Sonra büyüdük, oyun oynamayı hayal ettik. Ve bu, hep hayal olarak kaldı..." Pek çok yetişkin için durum bu, bazıları içinse değil... Sunay Akın yaş aldıkça, Oyuncak Müzesi'ni daha çok oyuncakla dolduruyor. (En son aldığı oyuncak, 100 yıllık inanılmaz güzellikte bir bebek evi. Mutlaka görülmeli.) Nebil Özgentürk, bebeğiyle oynamak için 50'sinden sonra tekrar baba oluyor. İlhan Şeşen ise yaşamla dolu yeni şarkılar besteliyor... 15 yıllık dost, üç afacan adamdan, hem çocuk hem baba olma hallerini kendi ağızlarından duymak istedim. 23 Nisan'dı, Oyuncak Müzesi'nin 6. kuruluş yıldönümü... Sunay Akın çocuklar gibi şendi. İlhan Şeşen, Pele imzalı topunu eline aldı, kafayla Nebil Özgentürk'e attı... Üçü birlikte topun peşinden koşmaya başladı. Arkalarından gülümseyerek baktım ve aklıma o meşhur söz geldi: "Oyun oynayan erkekten zarar gelmez."

- 'Oyun oynayan erkekten zarar gelmez' diye bir söz vardır. Doğru mu sizce?
- İLHAN ŞEŞEN: Valla bilemem, ancak kendimi bildim bileli hayatı bir oyun olarak algılıyorum. Üstelik sahte bir oyun değil, bayağı hoş, gülerek oynanması gereken bir oyun. Hatta oyunun da ötesine geçip şöyle özetlerim hayatı: Hayat şaka!
- SUNAY AKIN: Ben özgürlüğü elinden alınan çocuğa büyük derim. Oynamak için hayallerin olması gerekir ve oyunda var olan tek şey, duygulardır. Mutluluk vardır oynarken, hüzün de vardır, sevinç de vardır.

- Oyunda hedef midir önemli olan, oyunun kendisi mi?
- S. A:
O sularda kulaç atmak, o anın mutluluğudur. Hani insanların önüne koyuyorlar ya, 'Vizyon, vizyon,' diyorlar. Böyle bir şey yok oyunun kuralları içinde. O anı paylaşmak, o an mutlu olmak var.

- Vizyon sunarak oyun duygusunu köreltiyor muyuz?
- S. A:
Hatta yok ediyoruz. Atalay Yörükoğlu, 'Bu yaşıma kadar Türkiye'nin her tarafından anne ve babalar bana çocuklarını getirdi. Çocuklarının hiperaktif olduğunu düşünerek, muayene edeyim diye. Çocukları oyuncak odasına aldım, onlarla sadece oynadım. Çocuklar hiçbir şey yapmadı. Onlarla oynamanın tadına vardım. Asıl anne babalarını tedavi edip geri gönderdim,' der. Biz hemen büyük yapıyoruz çocukları... Yıkar, yapar, bozar, ağlar ama oynayan çocuk kin tutmaz, oynayan insan kin tutmaz.
#Sayfa#
ELE AVUCA SIĞMAZ SOKAK ÇOCUKLARIYIZ
- Üçünüzün de ortak özelliği, özgürlüğünüz elinizden alınmamış, hâlâ oyun içindesiniz. Bedeller ödediniz mi oyunun içinde kalabilmek adına?
- NEBİL ÖZGENTÜRK: Biz dokunan bir kuşaktık. Hayaller, düş ve oyun üçgeninde şanslıydık. Bugünün çocukları sadece bilgisayarla kendileri arasında bir dünya kuruyor. Dokunulan bir hayat yok, bir eşyaya dahi dokunmuyorlar, sadece parmak ucuyla bir ekrana dokunup Kanada'ya ulaşabiliyorlar ama bu oyun mudur, bu hayali, düşü getirir mi? Kaygım var.
- S. A: Kızım Ilgın, yedi-sekiz yaşındayken odasında birden bire ağlamaya başladı. Bilgisayarın karşısına oturmuş ağlıyor. Bana 'Baba sen öldün,' dedi. Bir oyunda şehir kuruyormuş, sanal evde yangın çıkmış, beni kurtaramamış, ağlıyor. Ilgın hayatında hiçbir zaman bir ağacın dalına ev yapmadı. Ağaca tırmanmayı bile bilmez. Biz evi bilgisayarda değil ağaçların dalarından yapardık, babamızdan korkardık çünkü baba gelince oyun biter ve biz de eve girerdik. Bizim oyun-baba ilişkimiz buydu.
- İ. Ş: Bu teknolojik gelişmenin geri döndürülmesine imkan yok. Nebil'in kaygılarını o kadar anlıyorum ki, Nebil'in çocuğu da inşallah doğacak, büyüyecek, yaşayacak ama daha sonraki yıllarda gelişmenin daha ağır olacağını düşünüyorum. Yaşam imkanları azalacak. Bu gerçekleri gördüğüm zaman, dört-beş gündür şunu düşünüyorum. Taptığım ağaçlardan bazıları, yüzyıllık çınarlar, Fenerbahçe'de, belediye otobüsleri geçemiyor diye kesilmiş. Gençliğimden beri gördüğüm o ağaç yok edilince, geleceğin çocukları için endişem artıyor.

- Kim daha serseri ruhlu aranızda?
- S. A: Bir araya geldiğimizde ele avuca sığmaz, annesi pencereden çağırsa 'Sokak çocuğu mu olacaksın? Eve gel,' dendiğinde girmek istemeyen sokak çocuklarıyız işte.
- İ. Ş: Bir 'İstanbul efendisi', bir 'İstanbul çocuğu' kavramı vardır. Bu ikisi arasında grilikler var. Ben İstanbul çocuğuyum. Aynı zamanda anarşistim.
- N. Ö: Hani tiyatrocular vardır ya, sahnede ölmek ister. Ben sokakta ölmek isteyecek kadar sokak çocuğu hissediyorum kendimi.

50 yaşında baba oluyorum
- Çocuklarınızı büyütürken, pişmanlıklarınız, kendinizi eleştirdiğiniz, hatalı bulduğunuz halleriniz oldu mu? - N. Ö: Benim oğullarım 24 yaşında. Şu anda Londra'da master yapıyorlar. İkizlerimle mesafeli bir babaoğul ilişkim vardı. Biraz da mesleki hırslarımın başlarındaydım. Büyük emek veremediğimi söylemek isterim. 50 yaşımda ikinci kez oğlan babası olacağım. Onun her ânını hissetmek istiyorum. Gerekirse evde oturup çocuğuma bakarım. 25 yaşında babaydım, aylık maaşımı kazanabilmek için 10 dakika geç kalamıyorduk işe
. - İ. Ş: Türkiye'de iyi baba gerçekten az. Ben iyi bir babayım... Çocuğa hissettirilecek yegane şey şudur: 'Ne olursan ol seni seveceğim.' Biz çocuklarımızı annelere rağmen sevdik. Anneler çocukları öyle seviyorlar ki, bu sevgi o kadar marazi ki, bir babanın aynı zamanda iyi bir baba olabilmesi için annelere rağmen yapması lazım bazı şeyleri.
- N. Ö: Söz ver İlhan Ağabey, bunun bestesini yapacaksın.
- İ. Ş: İyi fikir (gülüyor). Bir annenin çocuğuna duyduğu sevgiyi bir erkeğin anlamasına imkan yok. Anne ile ortak bir karara varmak lazım. Yanlışlar, kavgalar olabilir. Ama yapılacak bir tek şey var, 'Ne olursan ol, biz seni seveceğiz.' Bu çocukta şöyle bir şey demek: 'Ben hangi yanlışı yaparsam yapayım, eve döndüğümde beni seven iki kişi var.'
- N.Ö: İkizler bana bunu itiraf etti. 17 yaşında iken, 'Baba biz annemle yoğun yaşadık. Bizi hep esirgediği için hafif ürkekliği görmüşüz, senden de serseriliği öğrendik. Şimdi anlayış göster, senin kadar girişimci olamıyorsak. Çünkü ağırlığı annem taşıdı,' dediler.
- S. A: Çocuğun yetişmesi konusunda tüm yükü tamamen kadına bırakıyoruz. Kural koyan, kötü insan rolünü hep kadına bırakıyoruz.
#Sayfa#
23 Nisan'da koltuğa çocuk oturtmayın
- Yaş aldıkça oyundan uzaklaşan insanlara ne söylemek istersiniz genç delikanlılar olarak?
- N. Ö:
İlhan Abi 95 yaşında, Sunay 70, ben 60 yaşındayım (gülüyor).
-İ. Ş: İnsan yaşlanınca olgunlaşıyor ama bu hayatındaki diğer kişilere karşı davranışında bir değişiklik yaratmıyor ki.
- S. A: Boş bir arsada eski bir araba, lastikleri yok, terk edilmiş. Onun içine girerdik. Araba bir yere gitmezdi ama biz o arabayla nerelere giderdik bilir misin Tuluhan? Kendi hayallerimizin yönetmeni, senaristiydik. Bilgisayarın kendi yaratıcı düşüncesi hızın içinde değil. Ama biz kendi hayal dünyamızın hızının içindeydik. Mesele bu.
- N. Ö: Bunun farkına varıldı aslında, çocukların bir arada oynama, araziye çıkma isteği başladı. Bilgisayarın tehlikeli hali çocuğu travmatik, melankolik yapıyor. Hatta pedagoglar bilgisayar ve televizyondan uzak durmalarını sağlıyor.
- S. A: Geçtiğimiz 23 Nisan'dan bu yana bir yıl geçti. Gündelik hayatta, gazetede, medyada şu tanımları çok duymadık mı? 'O dediğin çocuk oyuncağı. Çocuk gibi lafı uzatma. Bana masal anlatma...' Ve bu 23 Nisan'da çocukları koltuğa oturtacağız. O koltuğa kendileri otursunlar ve kendi çocukluklarıyla hesaplaşsınlar.
- İ. Ş: Bizi yöneten, benim yaşımdaki, bir ayağı çukurda olan insanlar çocukluğa 'saçmalama' dönemi gözüyle bakıyor.

İçimdeki çocuğu kimse kıramıyor
- Babanızdan korkar mıydınız?
- N. Ö:
Babasından tatlı bir fırçayı bile özlüyor insan.
- İ. Ş: Eğitimli insan bilmediği konularda uzmanına danışan insandır. Bu kadar basit. Çocuk da bilmediğin bir durum. İstediğin kadar baba ol, anne ol; çocuk eğitimi bilimsel vaka. Dolayısıyla okumak ve danışmak lazım. Çocuklarım arasında çok az yaş farkı olduğu için kızıma tapıyordum, ama sonra oğlum olunca ayaklarım popoma vurdu sevinçten. Derhal gittim bu duygumu çocuk doktoruna danıştım. Bana 'Kızına özel vakit ayır,' dedi. Şimdi çocuklarımda sağladığım en müthiş şey şu: 'Kıskanın birbirinizi,' desem de kıskanmayacaklar. Bunu sağladığımız zaman hayat kolaylaşıyor.

- İçinizdeki çocuğu ne üzer?
- İ. Ş:
İçimdeki çocuğu kimse kıramıyor artık. Kafka'nın 'İnsan yalnızken yaptıklarıyla vardır,' sözü benim hayat tarzım. Tek başıma yaptıklarımla mutlu olabiliyorum. Evde gitarım elimde ağlıyorum, etüt yapıyorum, sonra aklıma bir şarkı düşüyor ve onu yapıyorum ve diyelim ki güzel bitirdim, ender oluyor ama, 'Bitti,' dediğimde, günün sonu olmuş. Bir bakmışım ki yemek yememişim, belim ağrımış falan, ama şarkı da bitmiş.
- N. Ö: Kırıldım mı? Arkadaşlarımdan vefasızlık mı gördüm? Hemen yeni bir arkadaş koyuyorum yerine.
- S. A: Oğlum büyüdü gitti, kızım Ilgın da eskiden benimle antika oyuncak mağazalarını dolaşırdı, artık dolaşmıyor. Bütün oyuncak mağazalarına yalnız gidiyorum. Bu mutluluğu çocuklarımla paylaşamıyorum, çünkü büyüdüler.

Yazarın Önceki Yazıları
Organik yaşıyor, organik tasarlıyorum ( 09.04.2011 )
50'den sonra kapıları cesurca açtılar ( 03.04.2011 )
Yemek veya yememek, işte bütün mesele bu... ( 19.03.2011 )
Risk almak istemeyenler organik ürünler tüketiyor ( 05.02.2011 )
İhanete uğradığını söyleyen kadın güçlüdür ( 30.01.2011 )
Müzik benim için bir kaçış ( 23.01.2011 )
Arkadaşım çok ama dostum iki tane ( 22.01.2011 )
Nefesini aç değişimi yaşa ( 08.01.2011 )
Şöhretlerin eskicisi, dönem dizilerinin kostüm tedarikçisi ( 01.01.2011 )
Kardeşim kadar ahlaklı erkek yok ( 25.12.2010 )
Diğer Cumartesi Sabah Haberleri
Diğer Cumartesi Sabah Haberleri
minika'dan çocuklara sürpriz hediyeler
DVD ekranı
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol