'Haklıyım' psikolojisiyle savrulan halk

Türkiye ile İsrail arasındaki soğuk rüzgârlar, halkta şaşkınlığa yol açmış. Eleştirileri kabul ediyorlar ancak bir yerden sonra hemen karşı saldırıya geçiyorlar

İsrail son dönemde 53 yıllık tarihinin en yalnız günlerini yaşıyor. Uluslararası hukuk hiçe sayılarak atılan adımlar sonucunda oluşmuş bir yalnızlık bu. Gazze'nin yerle bir edildiği Dökme Kurşun Operasyonu ile başlayıp yardım filolarına yönelik kanlı müdahale ile hız kazanan yalnızlaşma sürecinde, artık en yakın müttefiki olan ABD bile İsrail'i açıkça destekleyemiyor. Düşmanlarla çevrili bir ülkede yaşadıklarına inanan İsrailliler işte tam da bu nedenle korkuyor. Ortadoğu'nun çok değişkenli denklemler zincirinde Türkiye gibi bir dostu da kaybetmenin kendileri için ne kadar tehlikeli olduğunun farkındalar. İsrail seyahatim sırasında sokaktaki insanlara Türk olduğumu söylediğimde ilk sözleri hep "Siz en yakın dostumuzdunuz. Neden bize sırtınızı döndünüz?" oldu. Sürekli "neden" sorusunu yöneltmeleri, yaşananları anlamlandıramamalarından kaynaklansa da, kendi haklılıklarına olan inançları bir o kadar sarsılmaz gözüküyor. Eğitimlisinden eğitimsizine pek çok İsrailli, eleştiriyi ancak belli sınırlara kadar kabul ediyor. Onların gözünde "fazla ileri gittiğimi" düşündüklerinde ise derhal koruma psikolojisiyle "karşı saldırıya" geçip bilindik argümanlarını sıralıyorlar. Gerçek şu ki, İsrailliler yalnızca görmek istediklerini görüyor. Sürekli kendilerine karşı düzenlenen saldırılardan bahsedip, kendi saldırılarını sorgulamaya bile açmıyorlar.

SÖZCÜ KIZGINLIĞI

Böyle düşünen kişilerden biri de İsrail Ordu Sözcüsü Avital Leibovitz. Barış filosuna yönelik kanlı saldırıyı "başarılı" olarak niteleyen Yarbay Leibovitz, sorulara kaçamak yanıtlar veriyor. "Mavi Marmara gemisinde hayatını kaybeden 19 yaşındaki Furkan Doğan hakkındaki soruma yanıt vermediniz" dediğimde, belli etmemeye çalışsa da yüzünün sinirden kızardığını farkediyorum. Görüşmem sırasında aklıma Nobel ödüllü Alman fizikçi Max Born'un sözleri geliyor: Tek ve gerçek bir doğru olduğuna yönelik inanış, dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağıdır... Belki de bu inanış yüzünden İsrailliler gururu kolayca elden bırakmıyor. Tel-Aviv'de taksi şoförlüğü yapan Yoav diyor ki, "Biz güçlü bir devletiz. Tek başımıza ayakta durmasını biliriz." Ancak pek çok İsrailli'nin aksine sohbet koyulaştıkça Yoav'ın sesi ve söylemi yumuşamaya başlıyor. Türkiye ile ilişkilerin düzelmesi gerektiğinden dem vuruyor. Sesinde küskün ancak biraz ilgi gösterilince her şeyi unutmaya hazır bir çocuğun tınısı var. Siyasetin bittiği yerde hasret devreye giriyor. Yoav geçmişte arabasıyla bir ucundan diğerine gezdiği Türkiye'yi ne kadar özlediğini anlatıyor aynı çocuksu tınıyla...
Google Haberler'de tüm geliþmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ý takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!