AB'yi hizaya soktu

Almanya Başbakanı Merkel, AB'de tıkanan sistemi gördü ve pazar gücünü kullanarak krizdeki ülkelerin hükümetlerini reforma zorladı. 9 Aralık zirvesiyle yeni reformlar açıklanacak ya da Merkel, "Hizaya gir" borusunu çalacak

SUNUŞ9 Aralık'taki Avrupa Birliği (AB) zirvesi, tarihi bir dönemeç olacak gibi! Avrupa sokaklarına henüz yansımasa da hiç kuşku yok ki, ekonomik kriz AB'nin üstüne kâbus gibi çöktü. Avrupa mutlu rüyadan yani "refah" uykusundan uyandı. 2. Dünya Savaşı'nın yıkıntıları üstüne kurulan barış ve kalkınma projesi 65 yılda öylesine başarılı olmuştu ki, kimsenin aklına sarsılacağı gelmedi. Avrupalı acımasız globalleşmeye rağmen, sosyal devletini ve refahını kaybetmemek için köhneleşen sisteme dokunmaktan korktu. Ama sonunda kriz dalgası vurmaya başlayınca rüyadan uyandılar. Şimdi Avrupa ya kemerlerini sıkıp globalleşen dünyaya uyduracak ve yeniden siyasi ve ekonomik rekabete girecek ya da ekonomik kriz, domino taşları gibi bütün AB'ye yayılacak ve tarihin en büyük barış ve kalkınma projesi çökecek. Öyle ya da böyle, AB'nin kaderi Nicolas Sarkozy'den daha fazla Angela Merkel'in elinde gibi. Angela Merkel 2 yılda dizginleri nasıl mı eline aldı? Herkesi nasıl mı hizaya soktu? Avrupa'nın nabzının attığı Brüksel'den çektiğim fotoğraflara devam ediyorum. NB

Ekonomik kriz patladığı günden beri Avrupa'da en çok kızılan lider kim miydi? Tabii ki Almanya Başbakanı Angela Merkel!.. Kimileri Merkel'i Almanya'nın ekonomik başarısı için Euro'ya ihanet etmekle suçladılar. Birçokları Alman Başbakanı'nın ekonomik ve siyasi gücünü kötüye kullandığını düşündü. Avrupa Merkez Bankası'nın müdahalesine ve ortak Euro tahviline direndiği için dayanışma ruhunu reddetmekle suçlayanlar da çoktu. Kimilerine göre eğer Merkel başlangıçta dayanışma ruhuyla hareket etmiş olsaydı kriz büyümeyecekti ama liderlik yapmadı. Yapamadı. Gerçi daha sonra Sarkozy ile birlikte Yunanistan'ı iflastan kurtarmak için 340 milyar Euro borcunun yarısını silmeyi kabul etti ama Euro'dan atabileceklerini bile açıkladı. Ağır bombardıman altında kalan Merkel "Artık Alman halkından daha fazla fedakârlık isteyemem. Bizim de mali kaynaklarımızın sınırı var" dedi ama esas hedefi başkaydı. Brüksel'de kimle konuştuysam aynı yorumu yaptı.

DİZGİNLERİ ELİNE ALDI

Merkel baştan beri aslında AB'de daha fazla dizginleri eline almak istedi. Bunun için direndi ve herkesin burnunu sürttü. Bundan sonra artık reform süreci başlayacak. Nasıl mı? Öncelikle Avrupa Birliği'nde son yıllarda sistem tıkandı. Birçok hükümet, üretmeyen dev kamu sektörün ve savurgan vaatlerle seçim desteği alan olağanüstü güçlü sendikaların esiri haline geldiler. Bu tablo ise AB ülkelerinin birçoğunda rekabet gücünü yok etti ve korkunç borç yükü getirdi. Merkel aynı zamanda da Euro bölgesinde mali disiplini sağlaması gereken kurumsal düzenin de çalışmadığını gördü. Sonuçta, bu yüzden ne kadar sancılı olursa olsun, hükümetleri reformlara zorlamak için pazar gücünü kullandı. Sonuçta, çalkantılı olsa da Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İtalya, İspanya ve son olarak Belçika'yı hizaya getirdi Merkel'in Euro bölgesinde reforma gitmek için başlattığı kampanya da meyve veriyor. Hem Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso hem de Konsey Başkanı Herman Van Rompuy mali disiplini güçlendirmek için çalışmaya başladı. Sarkozy de Merkel'i destekleyip AB antlaşmasını değiştirmeden bazı reformlara gidilmesini destekleyince "Merkozy imparatorluğu" ortaya çıkıverdi. İşte 9 Aralık zirvesinde yeni reformlar karara bağlanacak. Ya da tam anlamıyla "Hizaya gir" borusu çalacak!

DOMİNO ETKİSİ SÜRER Mİ?

Euro krizinde zamana karşı bir yarış var adeta. Ya İmparator Merkozy'nin dedikleri yapılacak! Ya da domino taşları yıkılmaya devam edecek sanki! Malum 27 AB üyesinden sadece 17'si Euro kullanıyor. İngiltere ve İsveç gibi güçlü ekonomilere sahip olan AB üyeleri "Euro" yu reddetti. Euro bölgesindeki ülkeler arasında ise en fazla sarsılan Yunanistan'ın ardından İtalya ve İspanya oldu. Gerçi aylardır Avrupa, Yunanistan kriziyle çalkalandı ama bir anda krizin odağına İtalyan ve ardından da İspanya oturuverdi. AB'de hâlâ "domino taşları" teorisinin işlemesinden korkuluyor. Yani Yunanistan borçlarını ödeyemeyip iflas ederse, ardından İtalya ve İspanya taşları da devrilecek ve taşlar devrilmeye devam edip tüm Euro bölgesini saracak. Bu durumda herkesin görüş birliği sağladığı nokta, Yunanistan kurban edilse bile İtalya ve İspanya'daki depremleri mutlaka kontrol altına almak gerektiği. 9 Aralık zirvesi aslında Yunanistan'dan daha fazla İtalya ve İspanya için için dönüm noktası olacak Devrilen Silvio Berlusconi'nin yerine gelen Eski AB Komiseri Mario Monti'yle Sosyalist Başbakan Zapatero'yu Başbakanlık koltuğundan atan merkez sağ Halk Partisi lideri Mariano Rajoy ve Yunanistan'ın teknokrat Başbakanı ilk kez zirveye katılacaklar.

İLK İSYANLAR BAŞLADI
Angela Merkel, Euro bölgesinde artık tam bir Alman disiplini uygulanmasını istiyor. Ancak özellikle İtalya'da ciddi sancı var. Bazı iş adamları, Merkel'e karşı adeta bayrak açtı. Kampanyayı başlatan Milanolu işadamı Guiliano Melani İtalya'nın en büyük gazetesine tam sayfa ilan verip İtalyanları ülkenin kaderine sahip çıkmaya çağırdı. "Borcumuzu satın alalım. İtalya'ya sahip çıkalım. Tanrım. Biz bir ulusuz" diye kampanyayı yürütüyor. Ve İtalyanların Alman ve Fransızların merhametine terk edilemeyeceği söylüyor. İşadamının kampanyası çoktan ses getirdi. Hem siyasetçilerden hem de öğrencilerden destek geldi. Ama sonuç getirir mi? Bilinmez... Eğer kampanya başarılı olursa, İtalyanlar 1.9 trilyon Euro olan İtalya'nın borçlarını üstlenmek için devlet tahvilleri satın almaya başlayacaklar. Böylece İtalya'nın kaderini Merkel ve Sarkozy'nin çizmesine izin vermeyecekler. Kısacası Merkozy İmparatorluğu'na karşı ilk ayaklanma başladı bile.

Yunanistan Euro Bölgesi'nden atılır mı?
Hiç kuşku yok ki AB'nin en zayıf halkası Yunanistan'dı. Neden mi? Çünkü aslında 1996'da uçurumun kenarında döndü de ondan! O zaman Yorgo Papandreu'nun babası komadayken başbakanlığı alan Kostas Simitis kemer sıkıp biraz da rakamlarla oynayarak kapağı Avrupa Para Birliği'ne atmasaydı, Yunanistan çoktan uçuruma yuvarlanmış olacaktı. Simitis büyük bir hamleyle Yunanistan'ı AB şemsiyesi altına sokuverdi. Ama Simitis'in siyasi ömrü ve gücü, yapısal değişiklikleri yapmaya yetmedi. 2004'te sandıktan çıkan sağın lideri Kostas Karamanlis ise tam bir fiyasko oldu. Aslında, Yorgo Papandreu 2009'da başbakanlığa oturduğu zaman 340 milyar euroluk borçla tam bir enkaz devralmıştı. Papandreu iki yıl süren içte ve dışta fırtınalarla boğuştu. Sonunda borcun yarısını sildirmeyi başardı ama gücü kararları uygulamaya yetmedi ve başarısız sayılıp evine çekildi. Peki, Yunanistan uçurumun kenarından kurtuldu mu? Hayır! Çünkü Yunanistan'da özelleştirmeye gitmek çok zor. 10 milyonluk ülkede 4 milyon sendikalı işçi var. Yarısı Sosyalist Pasok'la Komünist Partisi KKE'nin yan kuruluşu gibi işliyor. Diğer yarısı da Merkez Sağ Yeni Demokrasi'nin üyesi! Yunanistan'da sendikalı olmayan devlet memuru yok gibi. Diplomatlardan, polise hatta istihbarat teşkilatı mensuplarına kadar herkes bir sendikanın üyesi. Komünist Parti'nin parlamentoda fazla gücü olmasa da her zaman kitleleri rahatlıkla sokağa döktü. Euro krizinde olduğu gibi!

TEK ÇARE, REÇETE

Yunanistan'ı kurtarmak için ağır sorumluluk üstlenen ekonomist Lucas Papadimos'a gelince, işi çok zor! Aslında Papadimos'un Merkel-Sarkozy ikilisinin kurtarma paketini uygulamaktan başta çaresi yok. Ama eğer Yunanistan'da süratle seçimlere gidilirse paketi uygulayabilecek zamanı pek kalmayacak. Eğer bir dönemde Avrupa Merkez Bankası başkan yardımcısı olarak Avrupalı liderlerle yakın çalışan Papadimos da sonunda havlu atarsa Euro krizinde ilk kurban Yunanistan olabilir. Adı üstünde "Adolf" Merkel'in hiç şakası yok. Yunanistan süratle özelleştirmeyi ve reformları başlatmazsa topun ağzında! "Yunanistan eurodan atılmaz" diyenler şaşırabilir.

YARIN: ARAP DÜNYASINDA MODEL OLURKEN AVRUPA RÜYASININ SONUNA MI GELİYORUZ?

Google Haberler'de tüm geliþmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ý takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!