Venedik'te kaybolmak

Venedik'te kaybolmak

  • 27.06.2009

Orhan Pamuk bir süredir yaşadığı Venedik üzerine yazdığı üçüncü denemesi 'Venedik'te Kaybolmak' ile, Türkiye'de sadece SABAH okurlarıyla buluşuyor

Şimdi şu zarif köprüden geçip, sağa kıvrılacağım, sonra sola dönüp, iki yüksek bina arasındaki dar geçidin sonuna kadar yürüyeceğim ve o güzel meydana çıkacağım, diyorum kendi kendime. O zarif köprüden geçiyor, sağa kıvrılıyor, sonra sola dönüp iki yüksek bina arasındaki dar geçidin sonuna kadar (evet tam ortada o şık eski lamba iki duvar arasına sıkışmış duruyor, onu da hatırlıyorum) yürüyorum ama yolun ucu o güzel meydana değil bambaşka bir yere açılıyor. Bir an şaşırıyor, tıpkı korkulu bir rüyadan uyandıktan sonra yattığı yatağın kendi yatağı, burasının bildik tanıdık kendi odası olduğuna kendini inandırmaya çalışan biri gibi, burasının o 'güzel meydan' olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi. Mesele, meydana başka açıdan bakmam diyerek duruyor, başlangıç noktasına geri dönmek istiyorum. Ama arkama dönünce, beni meydana getiren daracık yolu da kaybettiğimi anlıyorum. Az önce geçerek geldiğim yolun yerinde şimdi 'güzel meydan'dan daha unutulmaz bir manzara var; çürümekte yavaş yavaş sulara gömülmekte olan iki yüksek bina arasına sıkışmış durgun, yeşilimsi bir suyun üzerinde, üçüncü bir yapının renkleri çok belirgin bir şekilde yansıyor. Kıpırtısız suyun aynasında göğün mavisini, bir bulutun beyazlığını, pencerenin önündeki saksıların yeşilini görüyorum. Dar kanalın kenarlarında birikmiş yosun yığınlarına bakarken, bu manzarayı daha önce de görmüş olduğumu hatırlıyorum. Buradan daha önceden de geçmiş, durgun suyun aynasına aynen şimdi yaptığın gibi bakmıştın, diyor bana hafızam. Ama Venedik'te sokaklarda, meydanlarda, daracık çıkmazlarda kayboldukça hafızama olan güvenim azalıyor. Oysa sokakların birbirine düzenli bir şekilde paralel olmadığı ve birbirlerini çok az diklemesine kestiği, kargacık burgacık kıvrım kıvrım ilerlediği, yokuşlu inişli bir şehirden İstanbul'dan geliyorum ben; Venedik'te yolumu kaybetmemeliyim. Benim gibiler için şehirlerde yol bulmak, New Yorklular'ın yaptığı gibi, sokak numaralarını ezberlemekten değil, şehir görüntülerini hafızaya kazımaktan geçer.

SIK SIK SOKAKLARDA KAYBOLUYORUM
Daracık dehliz; üzerinde saksılar olan kırmızı tuğla duvar; zarif köprü; paslanmış lamba; sinemanın kapısı diye ezberler görsel hafızam. Ve bu dört-beş birimden, hafızamda bir kalıp yapar ve bu kalıpları tıpkı satrançtaki atın hamleleri gibi, arka arkaya sıraya dizerek hedefime ilerlerim. Ezberlediğim bu görsel kalıplar, bir bilmecenin (jigsaw puzzle) parçaları gibidir: Bütün bu küçük resimler yan yana geldiğinde, şehrin bütün adreslerini, bütün yollarını öğrenmişimdir... Turistler gibi elimde haritayla gezinmeme hiç gerek kalmaz. Ama Venedik'te ikinci haftamın sonunda, gene sık sık sokaklarda kayboluyorum. Tam istediğim meydana vardığımı sanırken (Campo Santa Margherita?) bambaşka bir yerde buluyorum kendimi. Hayır, burası bambaşka bir yer değil: Ben daha öne burada da bulunmuştum... Bu duygu beni sevindireceğine öfkelendiriyor: Niye bir türlü Venedik'in haritasını hafızama kazıyamıyorum! Diye kızıyorum kendime. Bir yandan da karşımdaki bu yeni meydanın güzelliğine hayretle bakıyorum. Yola buradan mı devam etsem. Kendimi bu sokakların çağrısına mı bıraksam? Ama bu davet de bir filme ortasında girmek gibi aklımı karıştırıyor.

DALGINLIKLA ÇOK UZUN YÜRÜMÜŞÜM
Çocukluğumda bir yazı İstanbul'da, şehrin merkezinde geçirmiştik. Ağabeyimle her gün sürekli iki film gösterilen sinemalara giderdik. Her gidişimizde, erken geldiğimiz için, önceki filmin ortasından girme fırsatı çıkardı. Sinemanın tozlu, nemli lobisinde vakit öldürerek beklemeli miydik? Yoksa, ikinci filmin son yarısına hemen şimdi girmeli, sonra ilk filmi seyretmeli, sonra ikinci filmi yeniden mi seyretmeliydik? Fırsatlardan, tıpkı Venedik'te yolumuzu kaybetmiş gibi, kafamız karışırdı. Daha sonra, bu yeni ve beklenmedik meydanın, Venedik'in ta öbür ucunda Grand Canal'ın öbür yakasında olduğunu hatırlıyorum. Ya da öyle sandığımı. Kafamın içindeki yarı gizli yarı yorgun ama inatçı ve otoriter bir merkez şimdi bana Campo Santa Margherita yakınlarında değil, şehrin ta öbür ucunda olmam gerektiğini, bir yanlışta ısrar eden bilgisayar gibi tekrarlıyor. Belki de, başka şeyler düşüne düşüne, dalgınlıkla çok uzun yürümüşüm de farkında değilim, diyorum kendime. Böylece, mekanı şaşıran kafam zamanı da şaşırıyor. Bir uykuda gezer gibi köprüleri geçip, sokaklardan kıvrılıp buraya varmış olabilir miyim? Gözümün gördüğü dünya resmi ile kafamın görmek istediği resim arasında kararsızım. Ama manzaranın, şimdi burada, Venedik'in bir köşesinde olmanın güzelliğine kapılarak yola devam ediyorum. Şimdi içinde her adımımda, hayatımın karışık ve zor bir kısmını geride bıraktığım duygusu var... Venedik haritasındaki yerimi aramıyorum artık. Ayaklarım beni gözlerimin istediği yerlere kendiliğinden götürüyor. Kendim için öngördüğüm hayat planında kafam ısrar etmeyince, dünya çeşit çeşit yenilikler, davetler ve esrarengiz imkanlarla kaynaşan harika bir yere dönüşüyor. Özgürlüğüme şaşarak yeni sokaklardan, çatlak duvarlar, dar geçitler, uyuklamakta olan avlular, pencereleri arasında çamaşırlar asılmış evler arasından geçiyorum. İnsanın kendini özgür hissetmesi, kafasındaki planlar ve hatıralardan kurtulmasıyla mümkünmüş, demek ki... Unutmanın insanı mutlu ve özgür kılacağını eskiden de hisseder, filmlerde bir kazadan sonra hafızalarını kaybedip, eski hayatlarına geri dönmek için hatırlamaya çalışan, bu yüzden acı çeken insanları anlamazdım. Yeni bir hayat her zaman daha güzel bir manzaradır. Bunları düşünerek dirseklerimi bir köprünün korkuluğuna dayıyor ve aşağıdaki durgun suyun aynasında, yavaş yavaş sulara gömülen iki eski binayı, göğün mavisini, bir bulutun beyazını, saksıların yeşilliğini seyrediyorum. Zamanın durduğu duygusu suya bakarken yavaş yavaş içimde yükseliyor. Sonra konuştuğu dilini hiç çıkaramadığım bir adam yol soruyor bana. Elinde harita var ama gene kaybolmuş. Sokaklarda değil, elindeki haritada bir yol arıyoruz.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Güncel Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol