İLİŞKİLİ HABERLER
İlhamı şehir verdi
İki elbise yapmakla tasarımcı olunmaz

İlhamı şehir verdi

Dice Kayek, Paris'te büyük ses getiren ilkbahar-yaz koleksiyonunda, İstanbul'un zıtlıklarından esinlenmiş. Ece Ege, "İnsanlar, yemekler, düşünceler hep çok farklı. Başı kapalı bir kızla atletli arkadaşı kol kola yürüyebiliyor. Harika bir şey bu," diyor

Paris, moda takviminin en önemli durağıdır. Vivienne Westwood gibi İngiliz tasarımcılar bile, kendi ülkelerindeki moda haftasına rağmen koleksiyonlarını burada gösterirler. Paris'teki moda haftası kapsamında defile yapan yegâne Türk tasarımcılar ise Hüseyin Çağlayan ve Dice Kayek. Dikkat edin; 'sırasında' demiyorum. Çağlayan ve Dice Kayek'in Fransız Moda ve Hazır Giyim konseyine kayıtlı markalar olduğunun da altını çizmek gerek. Ame ne yazık ki Fransa'da Türk mevsimi olmasına rağmen Dice Kayek bu yıl Paris'te defile yapamadı. Neden, Turquality'den beklenen maddi desteğin kesilmesi. "Paris'te iyi bir defile yapmanın bedeli, 300 bin avrodan başlıyor," diyor Ayşe ve Ece Ege kardeşler. Tabii Alexander McQueen gibi robotlar falan kullanmaya kalkarsanız, meblağ 6 milyon avrolara kadar çıkabiliyor! Altı ay öncesinden hazırlamaya başladıkları koleksiyonlarını sergileyemeyeceklerini öğrenen Ege kardeşler, önce haute couture haftasına katılmaya karar vermişler. Ama kıyafet tasarımları öyle birkaç ay bekletmeye gelecek şeyler değil. Bugün moda olan, birkaç ay içinde demode sayılabiliyor. Veya yaptığınız şeyin 'trendsetter'lık hakkı başkasına verilebiliyor. Ege kardeşler de bu riski almamaya karar verip, defiledense sergi olarak sunmaya karar vermişler. Bir saat içinde mekân ayarlanmış, İstanbul/Contrast temalı koleksiyonun sunum şekline karar verilmiş.

DEFİLEDEN ÇOK DAHA FAYDALI OLDU
Yabancı basının yorumlarına bakacak olursak çok da iyi olmuş. "Her işte bir hayır vardır," diyor Ece Ege. " Bu şekilde gazeteciler ve moda editörleri koleksiyonu yakından inceleyebildi. Kıyafetlere dokunarak, başlarında uzun zaman geçirerek tasarımların hikâyelerini iyice sindirdiler. Dört haftalık moda maratonunun sonunda bu sergide rahatladıklarını gördüm. Haldır huldur bir defiledense çok daha akılda kalıcı oldu." Ritz Otel'deki sunumun İstanbul görselleri, fonda Burhan Öçal'ın müzikleri, ikilinin Uludağ için tasarladığı şişeler ve Türk yemekleriyle yapılması, ilgiyi daha da artırmış. Kıyafetlerin sanat eseri gibi ışıklandırılarak sunulması ise, "Royal Palais'de devam eden 'Bizans'tan İstanbul'a'nın önsergisi" olarak nitelendirilmesine neden oldu. Yoğun programları arasında İstanbul'da yakaladığımız Ayşe ve Ece Ege ile Vogue'undan, Le Monde'una kadar övgüler düzülen, kıyafetleri Victoria Beckham çekimi için kapışılan koleksiyonlarını konuştuk. Konu dönüp dolaşıp 'Ne olacak bu Türk modasının hali?'ne de geldi. 17 yıl önce, tasarladıkları birkaç beyaz gömlekle moda macerasına atılan, bugün dünya liginde yarışan Ege kardeşlerin sözleri hem tasarımcılar, hem de modaya ilgi duyan gençler için önemli mesajlar taşıyor.

- Koleksiyonunuzun temasını İstanbul olarak belirlemenizde Fransa'da devam etmekte olan Türk mevsiminin etkisi oldu mu?
- Hiç öyle düşünmemiştik aslında. Daha önce de İstanbul'dan esinlenen koleksiyonlarımız oldu. Ama İstanbul, son birkaç yıldır en gözde şehir. Herkes İstanbul'u konuşuyor; gelmek, yakından tanımak istiyor. Senelerdir yapılan tanıtımlar meyvelerini vermeye başladı. Ve her gelen de büyülenip gidiyor. O yüzden aklımızdaydı zaten böyle bir koleksiyon yapmak. Sergiye gelenler çok etkilendi. İstanbul'u görmüş olanlarsa, çok daha fazla etkilendi.

BİZİM İSTANBULUMUZDA ÇİNİ DESENİ YOK
- Yabancı basın "Kapalıçarşı'dan esinlenilmiş kitch Osmanlı desenleri yoktu," diyerek övmüş koleksiyonunuzu...
- Evet. Çünkü o İstanbul, bizim İstanbulumuz değil. Bizim ne giyimimizde, ne de evlerimizde çini deseni yok. Bizim İstanbulumuz kozmopolit bir şehir. Bizim için etnik olan, Tarihi Yarımada'nın orada kanat çırpan kuş.

- Ve İstanbul'un kontrastlıkları üzerine yoğunlaşmışsınız daha çok...
- Evet. Çünkü burada her şey kontrast. İşimiz gereği İkitelli'ye de gidiyoruz, Nişantaşı'na da. İki ayrı semt, iki ayrı memleket gibi. İnsanlar farklı, düşünceler farklı, giyim tarzları farklı, yemekler farklı. Kaotik olmadan, bir füzyon içinde yaşıyorsunuz bunu. Ayrıca giysilerde de inanılmaz bir kontrastlık var. Başı örtülü bir genç kız, askılı atlet, daracık jean pantolon giymiş kız arkadaşıyla kol kola yürüyor. Harika bir şey bu!

- Koleksiyona nasıl yansıttınız bu kontrastlığı?
- Normalde olmaması gereken şeyler yaptık. "Bu kumaştan bu form olur mu!" diyor bazı kıyafetler. Siyah gece elbisesinin saten olmasını beklersiniz; vinil değil. Önden çok kapalı bir elbisenin, arkası dekolteli.

- Dünyanın tanıdığı Türk modacılar neden iki elin parmaklarını geçmiyor?
- Aslında Türkiye'den çok kabiliyetli insanlar çıkıyor. Ama bu iş çok zor bir iş. Bir kere cesaret istiyor. Muazzam bir sermaye gerektiriyor. Ve tabii ki yaratıcı olacaksın. Yaratıcılık subjektif bir şey ama dünya modasının genel bir beğeni tarzı var. Hem moda basını zümresinin hem de alıcıların beğenmesi şart. Ama asıl başarıya sokak karar verir. Kıyafetleriniz bütün dünyada giyiliyorsa, başarılısınızdır. Bizim Senegal'den, Fildişi Sahili'nden bile müşterilerimiz var mesela. Brooklyn'de yaşayan Hasidikler alıp elbiselerimizi kol diktirip giyiyorlar. İnanılmaz hoşumuza gidiyor. Victoria Beckham'ı giydirmekten çok daha büyük bir tatmin bu.

- Okuldan çıktığınız gün tasarımcı olmuyorsunuz yani.
- Elbette. Kendinize ait bir stiliniz de olmalı. Uzaktan gördüklerinde "Dice Kayek giymiş," diyebilmeli insanlar.

- Yurtdışında okuyanlar daha mı şanslı?
- Tabii. Çünkü şimdi modanın dört tane merkezi var: Londra, Paris, New York ve Milano. Daha uzun süre de bunun değişmesi mümkün değil. Çinli sanatçılar yükselişte mesela ama onların işlerini görmek için kalkıp Çin'e değil, Art Basel'a gidiyoruz hâlâ. Bugünkü şartlarda İstanbul'da oturup da dünya çapında bir modacı olmanın imkânı yok.

- Burada da çeşitli moda etkinlikleri yapılmaya başlandı.
- Burada her türlü etkinlik olabilir. Ama New York'la başlayıp Paris'le biten zümreyi buraya getirip İstanbul'da bir moda haftası daha izlettirmenin bugün imkânı yok. Çünkü daha kendini tanıtmamışsın. Tanıtmak için dünya çapında bilinen en az 10 modacın olmalı, fotoğrafçılarının adı duyulmalı. Türkiye'de yaşayan modacıların şimdilik kendilerini dünyada ispat etmeleri gerekiyor önce. Yohji Yamamoto neden hâlâ Paris'te gösteriyor? Tokyo daha az yaratıcı bir yer mi? Bu aynı zamanda halkla ilişkiler işi. Gazetecisi, finansörü, alıcısı bu dört merkezde. Bu yorucu maratonun sonuna bir ayak daha koymak da mümkün değil.

- Birçok isim yurtdışında defile yapıyor. O nasıl oluyor?
- İsteyen herkes yurtdışında defile yapabilir. Sen de gidip bir otelin salonunu kiralayıp defile yapabilirsin. Ama bu moda haftası kapsamında sayılmaz. Bunun için konseye kayıtlı olmanız gerekir.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yaşama Dair Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol