- İLİŞKİLİ HABERLER
- Serginin kapısına ambulans koyun, fenalık geçiren olursa doğru hastaneye!
- Seks hayatı çok önemli
- Müze sevmem, modern sanat beni ilgilendirmez
Serginin kapısına ambulans koyun, fenalık geçiren olursa doğru hastaneye!
Yüksel Arslan'ın, dünyadaki ve Türkiye'deki koleksiyonlardan derlenen 500'ün üstünde eseri ilk kez bu kapsamda sanatseverle buluşuyor. 40 yıl sonra İstanbul'a dönen sanatçı, "Sergiyi dolaşmak çok yorucuydu, kapıya ambulans koyun, ben bile fenalık geçirdim," diyor
40 yıl önce Paris'e gidip, beş gün öncesine kadar hiç geri dönemeyecek kadar çalışmaya tutkun biri Yüksel Arslan. Kendini ressam olarak tanımlamıyor, hatta "Resim sanatından iğreniyorum," diyor. Tüm günü okumakla ve notlar almakla geçiyor. Bu nedenle 'yazar-çizer' olarak anılıyor. '20. yüzyılın yetiştirdiği, dünyanın istisnai sanatçılarından biri' olarak tanımlanan Arslan, eserlerine ise resim değil de arture (artür diye okunuyor) diyor. Levent Yılmaz küratörlüğünde gerçekleştirilen 'Yüksel Arslan Retrospektifi' bugün santralistanbul'da açılıyor. Arslan'la, sergi öncesinde ilk kez sergi mekânına gittiğinde buluştuk ve kahkahalarıyla dolu bir röportaj gerçekleştirdik. Burada sivri gibi görünen her cümleden sonra meşhur kahkahasından attığını belirtmeliyim...
- 40 yıl sonra Türkiye'ye gelmeye sizi nasıl ikna ettiler?
- Bilgi Üniversitesi, Oğuz Özerden böyle bir sergi yapmaya karar vermiş. Levent Yılmaz da dostum olduğu için hemen 'Evet,' dedim. Bu sergiyi görünce neden seyahat etmediğimi anlayacaksınız. Bana 'Sergiyi nasıl buldunuz?' dediler. Dedim ki 'Çıkınca ambulansa bineceğim!'
- Neden?
- Çünkü sergiyi dolaşmak çok yorucuydu. 500'ün üzerinde, çok fazla resim var. Ben onlara arture diyorum. Onların hepsini görmek, serginin tamamını dolaşmak, yaklaşık üç saatimi aldı. Eee tabii bunların hepsini ben yaptım. Benim çalışmalarımı bilmeyen biri sergiyi gezmeye, her resme bakmaya kalkarsa, bir gün yetmez. Üstelik ben gördüğümde her şey yerinde değildi. 1000'er sayfadan 20 tane not defterim de girişte sergileniyor. Bu yüzden 'Serginin kapısına ambulans koyun,' dedim, fenalık geçiren olursa doğru hastaneye! Ben bile fenalık geçirdim. Bu sergiyi gezince, neden seyahat etmediğimi anladım. 1970'ten beri Türkiye'ye gelmedim. Demek ki aşağı yukarı 40 sene oluyor.
- Neden Türkiye'ye gelmediniz peki? Seyahat etmeyi sevmediğiniz için mi?
- Seyahatleri seviyorum ama niye seyahat etmediğimi şimdi anladım. Ben hep çalıştım. Aptal gibi! Bir odam, bir tane camlı masam var. Devamlı okuyorum. Ben tarih öncesi sanatlarını çok severim. Biliyorsunuz, İspanya'nın kuzeyinde, Fransa'da mağaralar ve mağara sanatı çok bol. Ben tabii hep tatile gittim; onları hep eşim ayarladı, şimdi de kızım ayarlıyor. Gittiğim yerler, Fransa'nın mağaralarla dolu olan yerleri. Bu seyahatler, yarı dinlenme yarı mağaraları gezme (iş) oluyor. Şimdi gerçekten seyahat etmeye başlayacağım. Yeter bu kadar çalışmak! 76 yaşımdayım, belki yaşayacak iki-üç senem daha varsa, artık gezeceğim. Ama planım yok. Belki de çalışmaya devam ederim.
İSTANBUL' DA NE KADAR KALACAĞIMI BİLMİYORUM
- Hayatın anlamı çalışmak mı? Hiç merak etmediniz mi burayı, yaşadığınız yerleri?
- Seyahat etmediğim için gelemedim. Buraları merak etmez olur muyum? Uçaktan iner inmez, planım doğduğum yere gitmekti. Eyüp-Bahriye Caddesi'nde doğdum. Eskiden orada hep fabrikalar vardı. Ben hep buraları özlüyordum. Derler ya, yaşlandıkça çocukluğa dönülür. Benimki de herhalde böyle bir şey. Bunun yanı sıra sanatçı dostlar edinmeye başlayınca, bohem hayatına girince, her gün Beyoğlu'na gitmeye başladım. Bunun için de her gün Eyüp'ten geçiyordum. Tek özlediğim şey Eyüp Camisi'nin iki avlusu... (Bu sırada cebinden küçük kara kalemini çıkarıyor ve önündeki kâğıda Eyüp Camisi'nden evine giden yolu çiziyor) Aslında Haliç kenarında bir evde, Boğaz'daki yalılar gibi bir yalıda doğdum. Dün gece (salı) geldiğimde hava kararmıştı ve yağmur yağıyordu; o yüzden bu anlattığım yerlere gidemedim. Ama bu sabah gittim. Her gün geçtiğim sokağı buldum, iki avlu da tabii ki duruyordu. Etraf çok turistik olmuştu. Buradan 15-20 dakika yürüyerek, Bahriye'ye gittim. Belki çocukluk arkadaşlarıma rastlayacaktım; daha hepsi ölmedi! Ama kimseyi göremedim.
- Ne kadar burada kalacaksınız?
- Kızım 18 Eylül'de dönüyor; ben onlarla dönmeyeceğim. 40 yıldan sonra 10 gün benim için az. Bana Boğaz'da Bebek'te üç odalı bir ev veriyorlar. 'Ben bir daha dönmem,' dedim. Çünkü Paris'te iki odalı bir evim var. İstanbul'da ne kadar kalacağıma karar vermedim. Tabii yaşayan dostlarım var, onları göreceğim.
- Kimlerle görüşeceksiniz?
- Ferit Edgü, Ahmet Oktay, maalesef Orhan Duru öleli birkaç ay oldu, Ömer Uluç, Komet'i zaten görüyordum ama burada da görürüm.
- 40 yıl önce Paris'e hangi duygularla gittiniz?
- Benim Paris'e falan gitmeye niyetim yoktu. Resim satıyordum, hatta Robert Kolej'deki yabancı profesörler benden resim almaya başlamışlardı. Birdenbire 1959'da bir mektup geldi; sürrealistlerin papası Andre Breton beni Paris'e, uluslararası bir sergiye çağırıyordu. Konu da erotizmdi. O yıllarda Türkiye'den çıkma imkânı yoktu. 1960'ta darbe olunca 200 doları olan çıkabiliyordu. Bu arada Amerikalı bir koleksiyoner geldi, benden bir sürü resim aldı. Amerika'ya giderken Paris'e inmiş ve resimleri bir galeri sahibine göstermiş. Bu resimlerden bir tanesi de Marquis de Sade'ın portresiydi. Bu galerici o resmi alıyor ve 'Kim bu Arslan?' diyor. Hemen Paris'te yaşayan Türk ressamlarından randevu alıyor. Mümin ve Abidin'le konuşmuş. 'Bu adamı çağırıyorum,' demiş. O zamanlar Ferit Edgü, Paris'te. Ferit Edgü'den bana mektup geldi ve pasaport alıp Paris'e gittim.
KOLAY KOLAY KÜSMEM
- Türkiye'ye karşı herhangi bir küskünlüğünüz var mı?
- Küskünlük olur mu, yok. Annem-babam buradaydı. İki kızkardeşim, bir ağabeyim var. Kızkardeşlerimden birini gördüm. Perşembe akşamı diğer kızkardeşimi ve ağabeyimi yemeğe çağırdım. Onların çocukları, torunları oldu. Belki burada 20-30 kişi olacak. Ben kolay kolay küsmem.
- Tabii ki zaman değişiyor. Örneğin siz Kapital'i resmettiniz ama şimdi bir bankanın sponsorluğunda bu sergi düzenleniyor. Sponsorsuz hiçbir iş yürümüyor...
- Dünyada artık böyle. Her katalogda en az bir sponsor görüyoruz... Kapital'e gelirsek, ben Kapital'i illüstre etmedim. Resmetmek denilebilir ama imajlaştırmak belki daha doğru. Benim yaptığım, Kapital'i okumak ve ekonomi-politiği anlamak, bunu imajlaştırmak.