İLİŞKİLİ HABERLER
Barış için cesaret zamanı
Travma nesiller boyu sürüyor

Barış için cesaret zamanı

Türk ve Yunan halkları arasındaki geçmiş travmaların aşılması için çalışmalar yapan psikolog Mehmet Zararsızoğlu, Ermenistan ve Kürt açılımlarından da umutlu. Zararsızoğlu barış özlemi duyanlara acılarının ortak olduğunu ve bunu ancak bir araya gelerek aşabileceklerini hatırlatıyor

Psikolog Mehmet Zararsızoğlu, Türkiye ve Yunanistan arasındaki barış girişimlerine gönüllü olarak hizmet verenlerden. 2006'dan bu yana gerçekleştirdiği 'Türk-Yunan Etnik Dizimleri' sonucunda, ortak acıların dile getirilip, aşılmasında aracılık yaptı. Zararsızoğlu, Hellinger Enstitüsü'nün de ülkemizdeki kurucusu. Türkiye Sistem Dizimleri Enstitüsü Başkanlığı görevini de yürüten Zararsızoğlu, dünyada sistem dizimlerini bilimsel formatta denetleyen ve eğitimlerin kriterlerini belirleyen tek yetkili kuruluş DGfS-Alman Sistem Dizimleri Birliği'nin, terapist eğitmenliği yapabilme yetkisi verdiği dünyadaki 74 terapistten de biri. Zararsızoğlu ile Yunanistan ve Ermenistan'la yakınlaşmalar, Kürt açılımı gibi gündem konularının psikolojik yanını konuştuk.

- Türkiye'de son dönemdeki 'açılım' girişimlerinde sanki işin psikolojik yanı ihmal ediliyor. Birbirini uzun yıllar düşman gibi gören tarafların kısa sürede dost olması mümkün mü?
-
Bir ruhbilimci olarak, akan kanların durması için herkesi sağduyuya davet ediyorum. Yaptığım terapilerde, toplumlar arasındaki ihtilafın nesilden nesile nasıl aktarıldığını görüyorum. Gerek Türkiye- Ermenistan arasındaki barış girişimleri, gerekse de Kürt açılımında, bütün tarafların karşılıklı büyük bir saygı ve tevazu dolu duygular içinde önce kendileriyle yüzleşmeleri gerekiyor. Bu kadar acının yaşandığı, karşılıklı yaşatıldığı bir süreçte 'kutlanacak, sevinilecek' bir şey olduğu düşüncesini kesinlikle taşımıyorum. Gazete ve televizyonlarda, evlatlarını kaybeden anaların onlarla bir araya geldiklerini gördüğümde, gözyaşlarımı tutamadım. Eminim ki, benim gibi provokasyona, duygu sömürüsüne kapılmayan, en saf, temiz haliyle içinde insani duygular barındıran herkes, o acı dolu annelerle birlikte gözyaşlarına boğuldu.

- Ermenistan ile yakınlaşmalarda, futbol maçları önemli bir araç oldu. Bu tarz ilişkiler olumlu sonuçlar getirebilir mi?
- Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan politik ve sportif yakınlaşmaları büyük bir memnuniyet ve umutla izliyorum. Konuyla ilgili içimde özlem uyandıran bir görüntü geliyor aklıma: Şimdilik küçük gibi gözüken, ama yeşerip büyüyeceğini umduğum iki toplum arasındaki barışın, her iki ülke insanlarının ruhlarına da sirayet edebilmesi ve kalıcı olabilmesi düşüncesiyle zamanın Alman Başbakanı Willi Brandt'ın Polonya'da kurbanların önünde eğilip diz çöktüğü an birlikte yeşeriyor zihnimde. Bu hareket, Almanya ve Polonya arasında müthiş iyileştirici bir güç olarak yayıldı. Sayın Gül'ün ya da başbakanımızın ve tabii ki Ermenistanlı meslektaşlarının da 'Neden böyle bir jest yapamayacağı?' sorusunu soruyorum kendime. Bunun iki topluma da derin bir nefes aldırabileceğini düşünüyorum.

- Zarar gören halklar olsa da sonraki yıllarda niye en çok tarihçiler ve politikacılar konuşuyor?
- Geçmişi sadece konuşarak ve tarihçilerin verecekleri haklı-haksız gibi bir yargının beklendiği süreçte çözebilmek mümkün değildir. Bu, suçlama ve hiddetten başka bir şeye hizmet etmez. Geçmişe ilişkin bu tür görüşme taleplerinde bulunanların, genelde 'Biz diğerlerinden daha iyiyiz,' duygusundan ileriye gidemediklerini görüyorum. Dehşete, kine gerçekten son verecek çözümler arıyorsak, kurbanların anısı ve onlar için tutulan yasta, karşılıklı dayanışma yer almalıdır. Bu dayanışmadan, iyi sonuçlar doğuran bir güç gelir.

- Geçmişte yaşanan travmalar unutulabilir mi?
- Ülkemiz coğrafyasını ve geçmişte bu coğrafyada yaşananları düşündüğümüzde, bence aslında tüm coğrafyalar ve insanlık tarihi böyledir, son derece travmatik bir mirasa sahip olduğumuzu gizleyemeyiz. Savaş, tüm toplumun travmatize edilmesidir. Bundan tüm gruplar etkilendiği halde, bu travmanın yaşanmasında ve çözümünde büyük bireysel farklılıklar gözleniyor. Özellikle yaşamlarının erken dönemlerinde ölüm, değersizlik ve şiddetle karşı karşıya kalmış bireyler, dinsel, ırkçı veya bir lider hareketinin etkisinde çok daha fazla kalır. Savaşa maruz kalmış, fail veya kurban olmuş kişilerin sonraki jenerasyonları da ciddi anlamda tehlike altındadır. Bu kişiler kendilerini 'seçilmiş' hissedip, yaşanılan acıları, kayıpları eylem ve yaşam biçimleriyle dengelemek isterler.

- Ya intikam duyguları...
- 'Kör' bir sevgi ve sadakat içinde geçmiş nesillerce kaybedilmiş bir savaşın intikamını almaya çalışırlar. Özellikle düşmanlarını dışarıda arayan gruplar, barışı tehdit eder.

- Kötülük yapmanın akla yatkın bir açıklaması olabilir mi?
- Tarihe baktığımızda, 'bütün büyük kötülüklerin' başkalarından bir şekilde daha iyi olduklarını sananlar tarafından işlendiğini görürüz. 'Kötüleri' yargılayanlar da kendilerinin daha iyi olduğunu düşündüklerinden, 'kötülük' yapma potansiyeli taşır. Almanya tarihinden bir örnek verilirse, eski Doğu Almanya'nın gizli polisi STASI, korkunç şeyler yaptı. Şimdi kurbanları tarafından yargılanıyorlar; fakat eski gizli polisleri ihbar edenler de, onlara benzemek gibi bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Casusluk, gözetleme ve korku sürüyor. Yalnızca tarafların konumu değişmiş durumda. Önceki kurbanlar şimdi artık suçlu ve her şeyi daha iyi bildiklerini sanıyorlar; tıpkı daha önce STASI'nin sandığı gibi.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Güncel Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol