Başbakan, aşı olmayacağım deyince...

  • 08.11.2009
Haftanın Tartışması:
Domuz gribine karşı aşı olunmalı mı?

Başbakan Erdoğan TBMM'deki grup toplantısının ardından, kendisine yöneltilen bir soru üzerine, 'domuz gribi aşısı olmayı düşünmediğini' söyleyince geçen haftanın en çok konuşulan tartışması da başlamış oldu. Erdoğan, grup konuşmasında da domuz gribine değinmiş, tüm vatandaşlara bir tavsiyesi olduğunu belirterek, "Bu süreç içinde öpüşmeyiniz, tokalaştığınızda lütfen ellerinizi yıkayınız, mümkünse hemen dezenfekte ediniz," demiş ve eklemişti: "Sağlık bakanımla aynı düşünmüyorum... Vatandaşım kendi isteğine bağlı olarak böyle bir yolu tercih ederse eyvallah. Ama etmiyorsa illa yaptırmalısınız diye bir kampanyanın sürdürülmesi yanlıştır. Cebren bu iş olmaz." Bunun üzerine Türk Tabipler Birliği'nden çeşitli köşeyazarlarına pek çok önemli kurum ve isim Erdoğan'ın sözlerini tartışmaya başladı.

O zaman niye aşı ithal ettik?
İster aşı olursun, ister olmazsın. Kimseye de izahat vermeye mecbur değilsin. Ama Başbakansan aşı olmayışının sebebini söylemen lâzım:
- İğneden korkuyorum.
- Alerjim var.
- Doktorum izin vermiyor. Yan etkileri beni sarsacak.
Ne ise ne. Ama mutlaka bir sebep... Ben de aşı olmuyorum. Paşa gönlüm böyle istiyor. Zaten kimse de bana niçin olmuyorsun diye sormuyor. Zira ben Başbakan değilim... Başbakana niçin aşı olmuyorsunuz diye sorma hakkımız var. Sağlık Bakanı'nın kalbini kıracak kadar bu aşıya karşı idiyse, zaten önemli bir sebebi vardır ki, o zaman da keşke ithal etmeseydik diyorum.
Rauf TAMER (Posta, 6 Kasım)

Gerçekten de aşı işinde bir iş var
Domuz Gribi bir tuhaf! Nasıl bir zamanlama, nasıl bir ayarlamaysa... Aşının üretilip piyasaya sürülmesini bekledi sanki! Biliyorsunuz? Geçen yıl ABD yönetimi ve WHO bütün dünyayı salgına karşı uyardığında bilim adamları "Hoop! Abartmayın! Bildiğimiz grip çok daha tehlikeli" demişlerdi. Sonra garip şeyler dönmeye başladı. Ne zaman ki gribe karşı etkili ilaçlar ve en sonunda da aşı üretildi, stoklar yapıldı ve satışlar başladı... Bir baktık ki, virüs gerçekten bir tehdit olduğuna kitleleri inandırmaya, ölümler artmaya başladı. Bu aşamada her ülkenin sağlık bakanlıklarının aldığı önlemleri desteklemekten başka çare yok! Doğrusu, dev sağlık tröstlerinin olup bitenlerdeki payını da merak ediyorum.
Haşmet BABAOĞLU (SABAH, 5 Kasım)

Başbakan delikanlı imajını korudu
"Bilimsel zihniyetli" medyacılarımız aşıya olan mesafelerini Başbakanın iki dudağı arasından çıkacak cümleye göre belirlemeye başladılar. Aşının güvenilir olmadığını söyleyenler, şimdi Başbakanı "İyi ki halka domuz gribinden korunmak için üfürükçüye git demedi" diye eleştiriyor. Sağlık Bakanını istifaya davet edenleri mi ararsınız, Başbakan'ı bilimsel zihniyete sahip olmamakla suçlayanları mı? Hepsi var. O kadar öykündükleri Avrupa ülkelerinde, ABD'de, sağlık üzeriden ne kadar yoğun tartışmalar yaşandığını hiç takip etmiyor okuması kıt, yazması bol köşeciler taifesi. Çiçek aşısından ya da çocuk felcinden bahsetmiyoruz. "Erdoğan en azından aşı olmayacağını saklayabilirdi" mi, demek istiyor necip medyamız?! Recep Tayyip Erdoğan'ın, tam da böyle yapmadığı için halktaki "delikanlı" imajını koruduğunu düşünüyorum.
Fatma K. BARBAROSOĞLU
(Yeni Şafak, 6 Kasım)

İnsanın buralardan kaçıp gidesi geliyor
İktidar partisiyle muhalefet partileri grip, grip aşısı gibi konularda bile birbirine girebiliyor, hatta iktidarın Başbakanı ile o Başbakan'ın Sağlık Bakanı bile kamuoyu önünde bir hayli sert bir üslupla ayrılığa düşebiliyorsa, insan hayatını ilgilendiren bir konuda Başbakan ülkenin ana sağlık kuruluşu olan Sağlık Bakanlığı'na olan güveni yerle bir ediyorsa, insanın pes edesi, buralardan kaçıp gidesi geliyor... Sağlık Bakanı ile Başbakan'ın yeterince aşı temin etmeye çalıştıklarını ama bu sağlanana kadar da vatandaşların taşıdıkları riske göre belli bir sıraya sokularak aşılanacağını anlatması, teskin etmesi gerekiyor. Başbakan 'Ben olmam' diyor, ardından diğer bakanlar sıralanıyor, 'Ben de olmayacağım, ben de olmayacağım' diyerek. Onları gören vatandaş da 'Bu işte bir bit yeniği mi var, ben de olmayacağım' diyor.
İsmet BERKAN (Radikal, 5 Kasım)

Haftanın Tweet'i:
Elif Key
Gazeteci Elif Key (twitter.com/elifkey), haftanın en çok konuşulan sorunsallarından 'aşı olmalı mı?' meselesini bir tweet'le irdeledi. Perulu doktor Carlos Alberto Morales Paita'dan aldığı mektupta yer alan görüşler, aşı çılgınlığına karşı bir uyarı gibiydi aynı zamanda: "Dünyada 2 bin kişi domuz gribine yakalandı, herkes maske takma yarışında. 25 milyon insan AIDS'e yakalandı kimse prezervatif kullanmıyor."

Haftanın Sembolü:
Türk Bayrağı

Facebook üyelerini politik-kültürel-sanatsalsportif sebeplerle bir araya getiren özel sayfalar aynı zamanda kullanıcıların profili hakkında da bilgi veriyor. Geçen hafta sitenin istatistiklerini yayımlayan insidefacebook.com'da görünce inanamadık: Dünya çapında en çok takipçi edinen sayfanın adı: Türk Bayrağı. Bir haftada 543 bin kişinin takip etmeye başladığı sayfa, en çok takipçi kazanan Facebook sayfası da olmuş. Hemen ardından Mamma Mia, Cheryl Cole, Mafia Wars, Vin Diesel, Need for Speed ve How I Met Your Mother sayfaları geliyor. Aynı listede Starbucks'ı geçerek 9. sıraya yerleşen, 1.7 milyon takipçili sayfanın adı ise Fenerbahçe!

Haftanın Fotoğrafı:
İstanbul'da Gökkuşağı
Oldukça yağışlı bir haftaydı, Ankara'da sağanak yağış yüzünden hayat felç oldu, Diyarbakır'da heyelan oldu, Konya'da yağış bekleyen çiftçiler mutlu oldu, İstanbul'da ise o kadar çok ıslandık ki gökyüzüne bakıp yağmurla kavga edenler dahi vardı. Ve sonra, güneşli bir gün... Yazarımız Dr. Eren Eroğlu, İstanbul'da yağmur sonrasında çıkan gökkuşağını bu şekilde görüntüledi.

Haftanın Mayosu:
Shakira

Bülbülü altın kafese koymuşlar vatanım demiş ya, yeni klibi She Wolf'ta bir kafesin içinde ten rengi mayosuyla dans eden Shakira'nın her zamanki dans figürlerini yapması bizi hiç şaşırtmadı. Ancak Shakira'nın danslarını ve mayosunu fazla kışkırtıcı bulan RTÜK, klibi yayınlayan MTV Türkiye, Dream TV ile NR 1 TV'ye ceza vermeyi tartıştı geçen hafta. Gerçi oy çokluğuyla ceza talebi reddedildi ama daha önce Pepsi Max reklamındaki Aysun Kayacı için, "Çok şehvetli öpüşüyor" diyen RTÜK üyesi İlhan Yerlikaya, "Kliplerin müzik eşliğinde verdikleri mesaj, çocukların ve gençlerin zihinleri üzerinde kalıcı bir etki bırakmaktadır" diyerek oylama sonucundan memnun kalmadığını da belirtti

Haftanın Portresi:
Claude Levi-Strauss

101 yıl yaşadı, hem de dolu dolu 101 yıl. Geçen hafta yitirdiğimiz Fransız antropolog, felsefeci Claude Levi-Strauss, 1908 yılında Brüksel'de doğmuştu. 27 yaşında Brezilya'ya giden ve Amazon Ormanları'nda araştırmalar yapan Levi-Strauss, Paris'e döndüğünde bu çok sevdiği şehrin Naziler tarafından işgal edildiğini gördü. New York'taki New School'da, Nazilerden kaçan başka Fransız profesörlerle birlikte ders vermeye başladı. Hatıralarını ve felsefi görüşlerini olağanüstü bir biçimde ifade ettiği Yaban Düşünce kitabı 1955'te yayımlandığında Levi-Strauss, artık işgalden kurtulmuş Paris'in en önde gelen entelektüellerinden biri olmuştu bile. Avrupa merkezci düşüncenin işleyişlerini, antropoloji biliminin nasıl Afrika'daki halklara 'incelenesi köleler' olarak yaklaştığını anlatan Levi-Strauss, 1973'ten bu yana Fransız Akademisi üyesiydi.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Güncel Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol