İLİŞKİLİ HABERLER
Sofra kültürüne elveda mı dedik?
Özür

Sofra kültürüne elveda mı dedik?

Sadece bayramlar ve özel günlerde değil, kalabalık aileler artık gün içinde bile evde bir arada yemek yeme alışkanlığını kaybetmeye başladı

Bu bayram kızım mutsuzdu. Kendini bildiği günden bu yana Kurban Bayramı'nın ilk günü öğlen yemeğinde ailemizin en büyüğünün evinde toplanılır, mutlaka kurban kavurması yenirdi. Ailemizin en büyüğü vefat edince, geniş ailenin geleneksel bayram yemeği geçen yıl da bu yıl da düzenlenemedi. Kızım, "Koyunların kesilmesine hep üzülürüm ama yine de kurban kavurmasını arıyorum. Aslında özlem duyduğum kavurmanın kendisi değil. Onu nasıl olsa bir lokantaya gider yerim. Ben bayram sofrasını özlüyorum," dedi. Gelecek bayram ne yapıp yapıp aile geleneğini sürdürmek boynumun borcu. Yüzyıllardır değişmeden kuşaktan kuşağa aktarılan, evin hanımının hazırlıklarını tamamlayıp sofrayı kurması, elinde servis kaşığıyla kimseyi kayırmadan büyük masayı çevreleyen aile bireylerine yemekleri dağıtması, büyüklü küçüklü bütün ailenin keyifle sofranın tadını çıkarması artık doğal bir durum değil. Özellikle çekirdek ailelerin yaşadığı büyük kentlerde sofraların sonu geliyor. Buna karşılık yalnız yaşayanların, hasta, obez ya da anoreksik insanların sayısı artıyor ve herkes sürekli zaman sıkıntısı içinde. Beslenme bozuklukları ve diyet çılgınlığı giderek yayılırken yiyeceklerin tümünde zararlı maddeler arama saplantısı da domuz gribi gibi kişiden kişiye bulaşıyor. Yemekler tıp adamlarının, endüstrinin ve kamuoyunu yönlendirenlerin kıskacı altında. En zor durumda olanlar bekârlar. İstanbul'un her yanına dikilen gökdelenlerde dairelerin önemli bölümü tek başına yaşayanların, olsa olsa çalışan iki kişinin ihtiyaçlarına göre planlanıyor. Çocukları yetiştirme, eğitme, bilgilendirme açısından son derece önemi olan aile sofrası artık kentlerde unutuldu. Sofranın işlevleri çocuk yuvalarına, spor kulüplerine, okullara ve hatta televizyon kanallarına yüklenmiş durumda. Aslında aile sofrasının önemini gıda sanayi hiçbir zaman unutmuş değil. Nitekim hazır çorba, hazır yemek reklamlarında hep mutlu aile bireylerini sofranın etrafında görüyoruz. Gerçekte ise o çorbaların, yemeklerin çoğunu günümüz insanları yalnız başlarında sırf karınlarını doyurabilmek için tüketiyor. Çocuklu ailelerde bile sofra kurulmuyor. Pişirilen bir yemeği aile bireyleri teker teker, farklı zamanlarda yiyor. Bu ise teknoloji, yani mikrodalga fırını sayesinde mümkün oluyor. Diyelim anne öğlen saat 12.00'de yemeğini yedi. Çocuklardan biri saat 13.30'da gelip atıştırıyor, öteki 14.30'da. Baba zaten öğlen dışarıda başının çaresine bakıyor. Batı'da yapılan araştırmalarda büyük kentlerde yaşayanların önemli bölümünün birçok kez ısıtılmış ve artık tüm lezzet ve besleyiciliğini yitirmiş ya da soğumuş, yağları donmuş yemeklerle karınlarını doyurduklarını okuyoruz. Bizde böyle istatistikler henüz yok. Ama büyük kentlerimizde durumun Batı'dakinden pek farklı olduğunu sanmıyorum.

KRİZ FAST FOOD'U HATIRLATTI
Dolayısıyla aile içindeki iletişimin en yoğun olduğu zaman hafta sonu kahvaltılarına kayıyor. Bütün ailenin birlikte yemeğe çıkması zaten Türk toplumunda hiçbir zaman adet olmamıştı. Son zamanlarda ekonomik sıkıntılar yeni yeni filizlenen restoran kültürünü bir kez daha baltaladı. Genellikle çocuklu aileleri fast food dükkânlarında yemek yerken görüyorum. Günümüzün mutfak değerleri halkla ilişkiler firmaları, pazarlama ilkeleri ve reklam bütçeleri tarafından belirleniyor. Tek başına yaşayan kadın ya da erkek için yemek pişirmek ekonomik değil. Ancak kalabalık ailelerin mutfak avadanlıklarına, servis takımlarına yatırım yapmaları rantabl. Dolayısıyla aileler parçalandıkça beslenme endüstrisi kazanıyor. Dört kişilik ailelerde bile yemek pişirmek ve sofraya oturmak çoğu kez zaman kaybı sayılıyor. Hani televizyon röportajlarında görürsünüz. Sunucu konuğuna sorar: "Kitap okuyor musunuz?" diye. Konuğun yanıtı "Vallahi yoğun tempom nedeniyle hiç vakit bulamıyorum," olur. Yemek pişirmek de öyle... Sebze ayıklamak, salata yıkamak, patates soymak artık kadınların değil zorunlu gündelik işleri, boş zamanlarının hobisi olmaktan bile çıktı. Buna karşılık iş çıkışları ve hafta sonları son derece ayrıntılı planlanıyor. Önemli olan en kısa zamanda hayatı en yoğun biçimde yaşamak. Dolayısıyla sinemadan çıkınca hamburgerciye uğranıyor, alışveriş sonrası köfteciye. Sofra kültürünü yitirenler eksikliklerini tamamlamak için yemek kitaplarına, dergilerine kurtarıcı gibi sarılıyor. Bakın son yıllarda çıkan yemek kitaplarına; hepsinin baskısı pırıl pırıl, yemek fotoğrafları ağız sulandırıcı. Tarifleri okuduğunuzda çoğunun hakkını ancak belirli düzeyde mutfak becerisi olan kişilerin verebileceğini fark ediyorsunuz. Bence bu kitaplar, içindeki tarifleri evde uygulayıp yemekleri aile sofrasına getirmek amacıyla değil, yitirilen aile sofrasının bilinçaltına atılan özlemini, hasretini gidermek için satın alınıyor. Yeme içme yazarlarının piri rahmetli Tuğrul Şavkay yıllarca sayfasına bir de fotoğraflı yemek tarifi koyardı. Genellikle de tarifler bir şeye benzemezdi. Bunu yüzüne vurduğumda bana, "Bu tarifleri pişirilmesi için değil, fotoğrafına bakanların gözünü okşasın diye koyuyorum," demişti. Farkındayım; bu yazı biraz karamsar oldu. Yazıyı bitirdikten sonra ülkemizin büyük bir kesimine haksızlık ettiğimi de fark ettim. Özellikle de büyük şehirlerden uzaklaşıldığında hâlâ kalabalık ailelerin hep birlikte çevresine oturdukları, birlikte günün muhasebesini yaptıkları mütevazı sofralarına dün olduğu gibi bugün de önem verdiklerini biliyorum. İstanbul'da yaşayan biri olarak, ben kendi adıma annesiyle birlikte kızımıza sofra kültürünü aşılayabildiğimiz için mutluyum. Darısı herkesin başına.
  • Sofra kültürüne elveda mı dedik?
  • Özür
Yazarın Önceki Yazıları
Zeytine sahip çıkalım ( 29.11.2009 )
Zenginin tuzu yoksulun çenesini yorar! ( 22.11.2009 )
Ayvalık'ta zeytin hasadı ( 15.11.2009 )
Yemek, içki ve müzik dengesine ihtiyacımız var ( 08.11.2009 )
Meclisteki 'GDO' yasası hepimizi ilgilendiriyor ( 01.11.2009 )
Tiryakilerin de açılıma ihtiyacı var ( 25.10.2009 )
Yemek dünyası hilelerle dolu ( 18.10.2009 )
Lahanayı sevmek için denemek yeter ( 11.10.2009 )
Kaşık deyip geçmeyin! ( 04.10.2009 )
Çiğ süt için dayanışma ( 27.09.2009 )

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Gurme Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol