AHMET ÖRSSadece bayramlar ve özel günlerde değil, kalabalık aileler artık gün içinde bile evde bir arada yemek yeme alışkanlığını kaybetmeye başladı
Bu bayram kızım mutsuzdu. Kendini bildiği günden bu yana Kurban Bayramı'nın ilk günü öğlen yemeğinde ailemizin en büyüğünün evinde toplanılır, mutlaka kurban kavurması yenirdi. Ailemizin en büyüğü vefat edince, geniş ailenin geleneksel bayram yemeği geçen yıl da bu yıl da düzenlenemedi. Kızım, "Koyunların kesilmesine hep üzülürüm ama yine de kurban kavurmasını arıyorum. Aslında özlem duyduğum kavurmanın kendisi değil. Onu nasıl olsa bir lokantaya gider yerim. Ben bayram sofrasını özlüyorum," dedi. Gelecek bayram ne yapıp yapıp aile geleneğini sürdürmek boynumun borcu. Yüzyıllardır değişmeden kuşaktan kuşağa aktarılan, evin hanımının hazırlıklarını tamamlayıp sofrayı kurması, elinde servis kaşığıyla kimseyi kayırmadan büyük masayı çevreleyen aile bireylerine yemekleri dağıtması, büyüklü küçüklü bütün ailenin keyifle sofranın tadını çıkarması artık doğal bir durum değil. Özellikle çekirdek ailelerin yaşadığı büyük kentlerde sofraların sonu geliyor. Buna karşılık yalnız yaşayanların, hasta, obez ya da anoreksik insanların sayısı artıyor ve herkes sürekli zaman sıkıntısı içinde. Beslenme bozuklukları ve diyet çılgınlığı giderek yayılırken yiyeceklerin tümünde zararlı maddeler arama saplantısı da domuz gribi gibi kişiden kişiye bulaşıyor. Yemekler tıp adamlarının, endüstrinin ve kamuoyunu yönlendirenlerin kıskacı altında. En zor durumda olanlar bekârlar. İstanbul'un her yanına dikilen gökdelenlerde dairelerin önemli bölümü tek başına yaşayanların, olsa olsa çalışan iki kişinin ihtiyaçlarına göre planlanıyor. Çocukları yetiştirme, eğitme, bilgilendirme açısından son derece önemi olan aile sofrası artık kentlerde unutuldu. Sofranın işlevleri çocuk yuvalarına, spor kulüplerine, okullara ve hatta televizyon kanallarına yüklenmiş durumda. Aslında aile sofrasının önemini gıda sanayi hiçbir zaman unutmuş değil. Nitekim hazır çorba, hazır yemek reklamlarında hep mutlu aile bireylerini sofranın etrafında görüyoruz. Gerçekte ise o çorbaların, yemeklerin çoğunu günümüz insanları yalnız başlarında sırf karınlarını doyurabilmek için tüketiyor. Çocuklu ailelerde bile sofra kurulmuyor. Pişirilen bir yemeği aile bireyleri teker teker, farklı zamanlarda yiyor. Bu ise teknoloji, yani mikrodalga fırını sayesinde mümkün oluyor. Diyelim anne öğlen saat 12.00'de yemeğini yedi. Çocuklardan biri saat 13.30'da gelip atıştırıyor, öteki 14.30'da. Baba zaten öğlen dışarıda başının çaresine bakıyor. Batı'da yapılan araştırmalarda büyük kentlerde yaşayanların önemli bölümünün birçok kez ısıtılmış ve artık tüm lezzet ve besleyiciliğini yitirmiş ya da soğumuş, yağları donmuş yemeklerle karınlarını doyurduklarını okuyoruz. Bizde böyle istatistikler henüz yok. Ama büyük kentlerimizde durumun Batı'dakinden pek farklı olduğunu sanmıyorum.ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.