- İLİŞKİLİ HABERLER
- İnanır’a Antalya’dan 10 yıl rötarlı onur ödülü
- Nurgül espri yaptı, aşağılamadı...
- 21 milyon TL'lik bütçe bile komik, beş misline çıkarılması lazım!
İnanır’a Antalya’dan 10 yıl rötarlı onur ödülü
10-17 Ekim tarihleri arasında yapılacak 46. Altın Portakal Film Festivali için geri sayım başladı. 40. sanat yılını kutlayan ve festivalde onur ödülü alacak Kadir İnanır ile bu yıl ilk sınavını verecek olan festivalin sanat yönetmeni Vecdi Sayar, 'Yeşilçam festivali' eleştirilerinden, 'yabancı star gelmeyecek' haberlerine, yapılan değişikliklerden, eksikliklere kadar tüm sorulara yanıt verdi
KADİR İNANIR
YABANCI SİNEMACILARIN İSTİLASINA UĞRAMIŞTI
"Geçen yıllarda tamamen yabancı sinemacıların istilasına uğramış bir festivalin, aslında bizim festivalimiz olduğunu pekiştirmek için festivale katılma kararı aldım biraz da. Tabii ki yarı uluslararası bir festivale yabancı oyuncular gelecek, yabancılar gelecek ama tamamen onların fotoğraflarının ve esprilerinin döndüğü bir festivali doğrusu bizden sayamıyordum ben..."
VECDİ SAYAR
EVET, TÜRSAK ÇOK ÇABA HARCADI AMA ABARTTILAR!
"Amacımız geçen yönetimin tersini yapmak değil ama medyada söylediğim negatif şeyler ön plana çıkarıldı. TÜRSAK'ın şunu başardığını düşünüyorum: Eski yıllarda 'Antalya Festivali panayır gibi bir festival, ciddi bir festival değil' diyorduk, çok eleştirdik. Dolayısıyla belki çok daha seviyeli, daha dünya standartlarına yakın bir yere getirmek için çaba harcadılar ama abarttılar. Çok önemli oyuncular ve Copolp'a dahil büyük yönetmenler getirdiler, bütün bunları nasıl küçümserim? Doğru bir yaklaşımdı elbette ama abartıldı ve olay Türk Sineması'nı gölgeler hale geldi."
Bu ikili neden yan yana söyler misiniz?
- Vecdi Sayar: Bizim dostluğumuz, benim sinemayla ilk ilgilendiğim 70'li yıllara dayanıyor... Festivaldeki görevi üstlendiğim anda telefon açıp danıştığım birkaç kişiden biriydi Kadir İnanır...
- Kadir İnanır: Sinemanın içinden birinin festival sorumluluğunu üzerine alması benim için çok anlamlı. Çünkü orada, bizim ürettiğimiz filmler için bir organizasyon yapılıyor. Onun zor şartlarda bu festivali yönettiğini de biliyorum. Siyasi oluşumdan dolayı böylesine yoksun ve fakir kalan bir organizasyonun sorumluluğunu üstüne aldığı zaman ona destek olmam gerekiyordu.
- Siz 12 yıldır Antalya Film Festivali'ne gitmiyor, katılmıyordunuz değil mi?
- K.İ: Evet ama festivali geriletmedim, çalıştığım filmlerin oraya gitmesini kesinlikle engellemedim. Sadece kendim, birey olarak gidip katılmadım.
- Protesto ettiniz yani?
- K.İ: Bir anlamda öyle ama sebeplerini sana başka bir röportajda anlatırım. Şu anda bu festival önemli. Böylesine kırık dökük şartlarda, özellikle bu kadar çok filmin çekildiği bir dönemde bu organizasyona katılımı sağlamak gerek. Vecdi, yıllardır uluslararası festivalleri ve Türk filmlerini yakından takip etmiş, deneyimli ve çok yapıcı bir eleştirmendir. Onu bu yolculuğunda yalnız bırakmamak için, bir günlüğüne davet etmesine rağmen, üç gün kalacağım orada. Oraya giden medyaya da renkli fotoğraflar sunacağımızı sanıyorum çünkü benim Antalya halkıyla olan sevgi bağımı orada görmüş olacaksınız.
- V.S: Kadir İnanır'ın sadece katılımı bile çok önemli destek ama onun ötesinde şöyle bir şansım var: Bu yıl Kadir İnanır'ın 40. sanat yılı. Daha önce almadığı onur ödülünü bu kez alacak Kadir İnanır...
- K.İ: Evet, 10 yıl gecikmeli...
- Anlatır mısınız neden gecikti bu onur ödülü?
- K.İ: Demek, o zaman onursuzmuş ödül!
- Ne demek o?
- K.İ: Anadolu'da bir film çekiyorduk. Seti ve onlarca kişiyi bırakıp ödülü almaya gidemediğim için ödülü bana vermekten vazgeçtiler. Gidersen alırsın ödülü, gitmezsen yok! Böyle bir kriter dünyanın neresinde vardır? Ama Antalya'da oldu maalesef. Bize kızgın olmalarına gerek de yok çünkü benim her zaman yanında olduğum siyasal bir anlayışın da temsilcisiydi o kararı alan zat. O da bir şaşkınlık yaşadı herhalde.
- Demek, bu yıl iade-i itibar olacak biraz da?
- V.S: Kadir'in öyle bir şeye tabii hiç ihtiyacı yok da, biz gerçekten Antalya olarak Kadir İnanır'ı yeniden kazanmış oluyoruz, bu bir. İkincisi, onun kırkıncı sanat yılı nedeniyle geniş katılımlı bir toplantı yapacağız, son filmi Son Cellat'ı göstereceğiz. Aslında Katırcılar'ı düşündük ama iyi bir kopyası maalesef yok. Ve Kadir İnanır'ın '40 Yılından 40 Afiş' adı altında bir afiş sergisi olacak. Kortejden sonra da Başkan'ın Kadir İnanır onuruna verdiği yemekte, ödülü kendisine verilecek.
- Peki bu ödül ve 40. sanat yılını kutlamak dev bir sanatçı için ne ifade ediyor, söyler misiniz?
- K.İ: Evimde dekor değişikliği yaptım, salonun tam ortasına da kenarda köşede kalmış ödüllerimi koydum; ışıklandırılmış bir dolap içerisine... İnanın sığmadı! Ama ödüllerin en büyüğü halkın gözünde kazandığınız saygınlıktır, sevgidir. Ben onu aldım, en önemlisi de oydu benim için. Böyle bir sevgi, böyle bir saygı, böyle bir sahiplenme dünyada çok az kişiye nasip olur. Tam 40 yılın, neredeyse bir ömrün karşılığı olarak bana böyle bir ödül vermiş halk. Daha büyüğü olabilir mi? Yani o dolaptaki ödüller 500 tane daha artsa bunu geçebilir mi? Onun için bu, ödül meselesi falan deği, Türk Sineması'nın çok iyi filmler yapması için verilmiş bir destektir. Filmleri kendi aralarında yarıştıran organizasyonlar olmazsa o filmlerin anlamı da kalmaz. Onun için festivaller desteklenmeli, her yerde.
- Peki siz festivale 10 yıl aradan sonra gideceğiniz için heyecanlı mısınız?
- K.İ: Mutlaka! Kurulduğundan beri her yıl giden biri olarak, böyle bir haksızlığa uğramak, bırakın bir sanatçıyı, insan onurunu kırıcı bir kere.
- Festival bu yıl, farklı bir bakış açısıyla birlikte başka bir yöne doğru evrildi; bu yüzden de 'Yeşilçam Festivali' denildi, eleştirildi. Yorumunuz ne?
- V.S: Dünya festivallerinin işlevini çok iyi bilmeyenler söylüyor bunları. Festivalin işlevi, birinci derecede kendi ülkesinin sinemasını ortaya koymaktır. Gazeteci bir arkadaş şunu yazmıştı: "Uluslararası yarışmada iki Türk filmi olur mu, dünyanın hiçbir yerinde görmedim?" Ben de ona kısa bir cevap yolladım: "Bu yıl Venedik Film Festivali'ne gittim, dört İtalyan filmi ana yarışmadaydı. Cannes'da her yıl en az üç Fransız filmi vardır, Berlin'de en az üç Alman filmi." Yani yarışmalar kanalıyla kendi filmlerinin tanıtımını yaparlar.
YA ADAM GİBİ YARDIM ET YA DA ETME!
Kadir İnanır: "Festivalde yarışan filmlerin çoğu bakanlık destekli filmler. Keşke o destekler fazla olsaydı da yarışmadaki para ödülü kalksaydı. Öyle komik rakamlardan bahsediyoruz ki! Devletin bu filmlerin çekilmesi için verdiği paranın toplamı bile eli ayağı düzgün bir filmin bütçesi değil Batı normlarına göre. Ya yardımı yapma ya da yapacaksan adam gibi yap. Bunu yıllardır söyledik. Çok komik duruma düşüyoruz..."
KENTLE BAĞLARINI KOPARMIŞ BİR FESTİVAL GÖRDÜK
- Avrasya Film Market'i iptal ettiniz. Neden?
- V.S: Gerçekçi değildi çünkü. Dünyada sahici, işleyen çok az pazar var...
- İyi de festivalin dünyaya açılan yüzünü temsil etmiyor muydu bu market?
- V.S: Türk Sineması kalite olarak belli bir seviyeye geldi, fakat gönül ister ki sayısal olarak da önemli bir yer edinsin. O zaman dünya pazarlarının dağılımında biz de düşünülürüz. Gerçek şu ki, bir yapımcı, bir filmi satmak istediği zaman alışverişini burada yapmaz, Cannes'da, Los Angeles ya da Berlin'de yapar. Dolayısıyla biz kendi aramızda birbirimizi eğlendiriyoruz 'Türkiye'yi ne kadar da iyi tanıttık' diye... Ama bunu bana birisi, basın dosyalarıyla kanıtlasa keşke...
- Daha önce 'içine kapanan festival' eleştirisi yaptınız ama bu yıl Avrasya Film Market yok, yabancı starlar yok. Merak ediyorum, bu durumda daha çok içine kapanan bir festival durumuna gelmiyor muyuz?
- V.S: Hayır, çünkü bu festival her şeyden önce, bir, sinema sektörü için var. İki, o kent için var. Ama biz sektörle bağlarını koparmış, hatta kentle bağlarını koparmış bir festival gördük.
Çok somut bir şey: 'Festival vadisi yarattık' dediler, ama festivali ikiüç salonla sınırladılar. Antalya bu konuda çok aç ve istekli oysa. Biz bu sene şehrin her yerindeki 11 salonda gösterim yapıyoruz.
- 'Halkla ilişkisi zayıf bir festival' eleştirisine siz de katılıyor musunuz Kadir Bey?
- K.İ: Yani 12-13 yıl geriye gidersek, müthiş coşku olurdu şehirde festival günlerinde, insanlar sokaklardaydı. Hangi sinemada ne gösterilse kuyruklar oluşurdu. Sırf festival için, oradaki insanları görmek için Türkiye'nin başka şehirlerinden insanlar şehre akın ederdi. Özellikle son yıllarda o heyecanın kaybolduğunu ben de basından izledim. Üç tane yabancı sanatçının haberiyle festival havası oluşuyor artık. Şimdi alınan kararların çok doğru olduğunu düşünüyorum.