İLİŞKİLİ HABERLER
Sözlerimi geçersiz kılmak için süperstar muamelesi yapıyorlar
İslam'da 'baba' yok
Zizek'e göre

Sözlerimi geçersiz kılmak için süperstar muamelesi yapıyorlar

Konferans vermek üzere Boğaziçi Üniversitesi'ne gelen Slavoj Zizek'in Türkiye, Avrupa, İslam ve gündemdeki liderler hakkında söyleyecek çok sözü var. İsviçre'deki minare krizine de değinen Zizek, felsefenin süperstarı olarak algılanmaktan şikâyetçi

- Sizin Twitter'da hesabınız olduğunu düşünen pek çok kişi, Boğaziçi'nde konuşma yaparken internete tweet girildiğini görünce hesabın sahte olduğunu anlamış oldu. Bu 'Twitter filozofu' yakıştırmasına sinir oluyor musunuz?
- Twitter'la hiç işim olmaz, olmadı da! Ama belki internette bu sayfaya bakan her 10 kişiden biri kitabımı okumaya karar verir, bu da bir kazançtır. İnsanların hayat felsefesinin tek bir cümleye indirgenmesi zaten kötü ama bana ait olmayan bir cümleye indirgenmesi daha da kötü. Aynı şekilde Facebook'ta da adıma iki sayfa açmışlar, ikisi de ben değilim tabii. Yayıncım Verso'nun web sitesine bu sitelerle hiç alakam olmadığını açıklayan bir yazı gönderdim. Ama şimdi daha tuhaf bir durum var, insanlar bana inanmamaya başlıyor.

- Nasıl yani?
- İnsanlar internette dolaşan Zizek imzalı her şeyin gerçekte bana ait olmayabileceğini görünce, artık gerçekten benim yazmış olduğum yazıları da başkasının yazdığını düşünür oldular. İran seçimlerinde Musavi'yi destekleyen yazım yayımlandığında en az yirmi e-mail geldi, 'Lütfen bu yazıyı başkasının yazdığını söyle!' diyorlardı.

- Boğaziçi Üniversitesi'nde konuşurken, bir şehre gidince turistik yapıları, sarayları filan gezmek yerine DVD satıcılarını, kitapçıları, sinemaları ziyaret etmeyi sevdiğinizi söylediniz.
- Eminim tarihi binalar iyidir ama ben sevmiyorum işte. Kudüs'e gittiğimde dini yapıların hiçbirini ziyaret etmedim. Bir tarafı İsrail'e bir tarafı Filistin'e ait bir sokağa girdim; şehri anlamak için bundan iyi bir fırsat olamazdı. İki toplum nasıl çok kibar biçimde birbirlerini görmezden geliyor, bunu ancak sokakta dolanırken, kahvelerde otururken görebiliyorsunuz. Bir de tabii İstanbul'daki korsan DVD dükkânları var. Doğru dükkâna girerseniz yalnızca son Hollywood filmlerini değil, sanat sineması örneklerini de bulabiliyorsunuz. Ama tabii bu konuda kimse Çin'in eline su dökemez.

IPOD DİNLEYEREK YAZIYORUM
- Oradaki korsan piyasasından bahsediyorsunuz...
- Evet, bir dükkâna girdim, yedi yüz dolar vererek tam bin adet film aldım. Özel bir çantaya koyuyorlar ve çok az yer kaplıyor. Wagner, Mozart operaları, Carl Dreyer filmleri... Peki neden bunlar satılıyor? Çünkü Çin'de klasik Batı kültürüne karşı büyük bir hayranlık var.

- Gezerken yazabiliyor musunuz?
- Günlük tutmuyorum ama gezerken hep yazıyorum. Yanımda laptop'um var. Yılın yarısı uçaklarda, trenlerde geçiyor. İstanbul'da da epey yazdım. Artık kalabalık yerlerde yazmak da kolay, iPod'u kulağınıza takıyorsunuz ve yazıyorsunuz. Klasik müzik dinleyerek yazıyorum. Müzik konusunda reaksiyoner olduğumu söylemem lazım. Rock müzikte güzel olan her şey ben gençken yapıldı, yani 30-40 yıl önce! Bu grupların en önemlisi Rolling Stones. Yenilerden Rammstein'ı seviyorum, çok güçlüler!

- Peki kalabalık bir ortamda, mesela Starbucks'ta oturup teorik bir kitap yazmak zor değil mi?
- Ben bu işin sırrını askerde öğrendim. Bir yıl boyunca askerlik yaptım ve orada hep kalabalık ortamlarda kitap okudum. Hem de en ağırından felsefe kitapları. Dağa çıkarken dahi cebime bir felsefe kitabı koyup öyle yola çıkardım. Şimdi de bazen bütün gün uçakta oluyorum. Türbülansı sevmiyorum gerçi ama uçarken insan, kimse tarafından ulaşılamayacağını bildiği için mutlu oluyor. İdeal yazma ortamı budur yani. Frequent Flyer kartım var, bu sayede bütün o havalı business lounge'larda oturup istediğim gibi yazabiliyorum. Benim için özgürlük duygusu şudur: İki uçuş arasında bir büyük şehirde birkaç gün geçirmem gerektiğinde ufak bir otele yerleşirim, orada televizyon seyreder, yazarım... Yapmam gereken başka hiçbir şey yoktur. Birkaç defa yaşadım bunu. Ama kesinlikle söyleyebilirim ki benim için özgürlük budur.

CİDDİ KİTAPLARIM İYİ SATIYOR
- Felsefenin süperstarı olarak algılanmak nasıl bir duygu?
- Hiç hoşuma giden bir şey olmadığını söyleyebilirim. Sözlerimi geçersiz kılmak için bana süperstar muamelesi yaptıklarını düşünüyorum. 'Çok eğlenceli, heyecan verici biridir' diye tanıtıyorlar ama ben, okurlarımın gözünde çok daha farklı bir imajım olduğunu biliyorum. Yayıncılarımdan öğrendiğim kadarıyla, Paralaks, Gıdıklanan Özne gibi ağır felsefi kitaplarım, sinema üzerine filan yazdığım o ufak kitaplardan çok daha fazla satıyor. Bu çok güzel bir haber ve insanların bazen düşündüğümüz gibi aptal olmadıklarını kanıtlıyor. Gerçekten önemli bir iş yaptığınızda bunu algılayabilecek ve ayırt edebilecek pek çok insan var.

- "Hitler'le ilgili en büyük sorunum, onun yeterince şiddetli biri olmaması" gibi provokatif çıkışlarınız da var.
- Bu insanların ilgisini çekmek için bir strateji. İnsanlar 'bu salak ne diyor, gerçekten böyle bir şey demiş olabilir mi?' diye bakıyorlar. Entelektüellere günümüzde biçilen role bakalım. Çok kültürlülük projesi yaşayacak mı, çevre sorunları nasıl çözülür... Kimsenin cevabını tam bilmediği sorular bunlar. İklim değişikliğini çözmemiz gerektiği konusunda herkes hemfikir ama kimse bir şey yapmıyor. Bana da çözümü olmayan birçok soru soruyorlar. Asıl cevap, 'ben nereden bileyim?' En azından entelektüeller sayesinde bazı sorunlar konuşulur oluyor. Bu karmaşık zamanlarda insanların felsefeye ihtiyacı var. Felsefe, insanların kafasının karıştığı dönemde başladı. Sokrates da Hegel de bunun farkındaydı.

- Çok kültürlülük sorunlarına çözüm bulmak zor mu?
- Kesinlikle. Mesela Amsterdam'da gayler, göçmenlerin homofobik olduğundan yakınıyor ve onların homofobisine geçit verilmemesi gerektiğini söylüyor. Ben de onlara diyorum ki: 'Neden bize sinir oluyorlar diye sormadan önce, neden bu insanların hepsi fakir ve buraya nasıl gelmişler, burada nasıl yaşıyorlar, diye de sorun.' Liberaller bu tür sorunlarda her zamanki ikiyüzlülükleriyle "Neden Müslümanlar oradaki eşcinsellere tahammül göstermiyor, ne ayıp, ne kabalar," diyorlar. Oysa sorunların temeli ekonomik. Eşcinsellerin genellikle zengin, homofobiklerin de genellikle fakir olduklarını unutmayalım.

- İsviçre'de minare yapımını yasaklayan yasa hakkında ne düşündünüz?
- İsviçreliler her zaman yabancı düşmanı bir toplum olmuşlardır. On yıllardır göçmenleri ülkeye aldılar ama ailelerini yanlarında getirmelerin neredeyse imkânsız kıldılar. Yugoslavya'dan, Türkiye'den oraya giden göçmenler, eşleriyle görüşmek için uçağa atlayıp ülkelerine geri dönmek zorunda kalıyorlardı. İsviçreliler Schengen bölgesinde ama AB'ye üye değil. Liberaller, biliyorsunuz, diyorlar ki, 'Bize camii inşa edin diyorlar ama Suudi Arabistan'da kilise niye yapılmıyor?' İşte İsviçre tam da bu noktaya gelmiş durumda. Ben köktenci dediğimiz, radikal dediğimiz insanları, grupları seviyorum. İsviçre'de eylem yapan Müslümanları da, ABD'deki Amishleri de. Amish'ler kesinlikle dünyada kendileri hakkında ne söylendiğini önemsemiyor, "Bize ne başkalarının düşündüğünden?" diyorlar. Oysa ABD'deki uyduruk Hıristiyan propagandacıların aklı 'şu anda hedonistler, liberaller ne tür seks âlemleri yapıyordur?' gibi sorularla meşgul. Amishlerin ise umrunda bile değil. Müslümanlara da diyorum ki, 'öteki'lerin yaptıklarına boşverin. Büyüklük sizde kalsın.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Röportaj Haberleri
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol