Dava değil bir ortaoyunu...

Pankartlar haykırıyor. Ortada kıyımlara gelmiş onca değerli insanın yakınlarının sessiz ve sitemsiz acıları bölüşülüyor

Pankartlar sessiz çığlıklarla haykırıyor:
"Yüzleş kendinle!"
"Katili tanıyoruz!"
"Yüzleş gerçekle!"
Ortada kıyımlara gelmiş onca değerli insanın, İpekçi'nin, Kaftancıoğlu'nun, Öz'ün, Dink'in yakınları sessiz sitemsiz acı bölüşüyor birbiriyle. Hrant Dink davasını izlemeye gittiğim Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi önünde sahnelenen 'ortaoyununu' görünce Bertolt Brecht'in "Üç Kuruşluk Opera"sını anımsadım. Bir yerinde; "Her yer, kurban edilmiş insanlarla dolu! Barbarca eğlenceler! Biliyoruz ki barbarların da bir sanatları vardır. Gelin biz, başka bir sanat yapalım!" diyordu Brecht. Beşiktaş'taki ortaoyununa gelince; Hrant Dink davası ağır, vakur, ciddi ve kallavi bir dava. Sırf bizim değil dünyanın gözü bu davanın üzerinde. Öyleyse esrar çetesi duruşmasını aynı ana, aynı ortama ne diye koyarsınız kardeşim? Mekân zaten nohut oda bakla sofa.

DOSTUM BAŞKAN

Cılız mahkeme binası bu çam yarması kadar kocaman Hrant davasını taşımaktan zaten aciz, üstüne bir de Sarıgöl Mahallesi'nin tekmil Roman ahalisi yan salonda izlenceye gelmiş. Hıncahınç dolu bir salondayım şimdi. Herkes birbirine preslenmiş gibi izliyor olup biteni. Ara veriliyor, boşaltılıyor salon. Mübaşir ve görevli polis memuru en sona kaldığımdan beni kışkışlamak üzereyken mahkeme reisiyle göz göze geliyoruz. Yerinden fırlıyor bana doğru. Azar işiteceğim sanıyorum ama o da ne? Gülerek yanıma geliyor, sarılıyor boynuma. Vaaaay! Bu benim 30 yıl önceden dostum, arkadaşım, meslektaşım Erkan Canak yahu. Ben hukukçuyum da oradan meslektaş değil, o gazeteci olduğundan öyleyiz. Üniversite öğrencisiyken Dünya Gazetesi düzeltme servisinde tashihçiydi Erkan kardeş. Hasret giderme sonrası minicik söyleşiyoruz
- Yazılarımızı çok düzelttin Erkanım. Şimdi eminim bu davayı da adilce karara bağlayıp düzelteceksin saçma sapanlıkları.
- Çok teferruatlı bir dava ama her şey layıkıyla yapılacak elbette.
- Dosya okumaktan vaktin de yoktur ki yemeğe davet edeyim.
- Aynen öyle. Başka pek çok dava da var. Hepsi ağır davalar. Şimdi Ergenokon'un itirazları da bana yüklendi.

YIKTIN PERDEYİ

Dink'in avukatları salonda. Görüntülü savunma yapmak için perde getirilmiş, açılamıyor bir türlü. Hâkim Canak, "Savaş bu teknik işlerden anlar" diyor, açıp, kuruyorum perdeyi. "İnşallah yıktın perdeyi eyledin viran durumu olmaz bu davada" diyorum. Avukat Fethiye Çetin gülümsüyor: - Usul olarak ilerleyemiyoruz. Soruşturma dosyaları tek savcıda toplanmalı. Polisler, jandarmalar ayrı sanıklar ayrı olmaz. Çıktığımda yine kalabalıklar, telaş, devinim. Ümit Kaftancıoğlu'nun eşi Nurcan Hanım ve Yasemin Cebenoyan'ın ağabeyi Cüneyt'le selamlaşıp, dertleştikten sonra Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet'le karşılaşıyoruz. Yanındaki delikanlıyı tanıtıyor bana: "Bak bu oğlum gibi sevdiğim Günel. Babam ve benim gibi Milliyet'te çalışıyor." Ben sormadan anlatıyor Günel; "Üniversitede okurken bir belgesel çektik Savaş Abi, adı 'Duvar'. Abdi İpekçi'yi, Mumcu'yu, Dink'i, Kışlalı'yı ve Susurluk'u anlattık." Nükhet suskunluğunu açıklıyor: "Bana bile gazetecilik yapılmasına kırılıyorum. Beni konuşturmak, ne faydası var ki? Konuştukça anlam yitiyor. Diğer kurbanların aileleriyle birlikte dayanışma içindeyiz, bu her şeyi anlatıyor." Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!