İLİŞKİLİ HABERLER
Asmak için hayat kurtarmak komik
'Seçime gitme kararı alıp geziyi iptal etti'

Asmak için hayat kurtarmak komik

Tarihe ışık
27 Mayıs'ın üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen hâlâ tartışmaları bitmedi. Bitecek gibi de görünmüyor. Saflar öylesine keskin! Kutuplaşma öyle derin ki! İki tarafın da nişancıları siperlere yatmış anında yaylım ateşine başlıyor... Her iki taraf için de "tek bir doğru" var. Ya yaşananların tüm sorumlusu Türk Ordusu! Ya da ülkeyi demir yumrukla yönetmeye çalışan Adnan Menderes! Nişancılar için aynanın sadece tek bir yüzü var..

Peki kimdi 50 yıl önce yaşadıklarımızın sorumlusu? Kimdi Genç Cumhuriyette idam sehpalarını kuranlar ya da kurduranlar? Başbakanı idam sehpasına sürükleyen sadece bir grup darbeci subay mıydı? 27 Mayıs günü tankların üstüne çıkıp darbecileri alkışlayanların hiç mi sorumluğu yoktu? Ya Adnan Menderes? Son döneminde ne kadar demokrattı acaba? Yoksa iktidar sarhoşluğuna mu kapılmıştı? Bu yüzden mi Tahkikat Komisyonları kurdurup muhalefeti susturmak istedi? Neden patlamaya hazır bombayı görmeyip fitilini ateşledi? Herkes ve hepimiz suçlu değil miyiz?

Aradan 50 yıl geçtikten sonra sivilden, askere, aydından, siyasetçiye, ne kadar demokratız? Günlük hayatımızda bile komşumuzla, arkadaşımızla uzlaşmaya ne kadar hazırız? Çocuklarımıza, gençlerimize "barış ve uzlaşmayı" öğretiyor muyuz? Yoksa her an, bizim gibi düşünmeyeni yok etmek mi istiyoruz? İdamların 49. yıldönümünde siperlerden çıkma zamanı gelmedi mi? Demokrasilerde birçok doğru olduğunu görmek için! Ve bir daha aynı acıları yaşamamak için! Tarihe ışık tutmaya devam edelim.

15 Eylül'ü 16 Eylül'e bağlayan gece. Sabaha karşı 01.30. İmralı... Eski adıyla da Kalolimnos... Orhan Bey'in komutanlarından Emir Ali'nin Bizanslılardan aldığı adanın Rumca adını bilenler pek yoktu artık. Bir zamanlar 3 Rum köyünde 250 hane, bir okul ve üç manastır olduğunu da! Adanın Rum sakinleri Balkan Savaşı başlarken göç etmişlerdi Kalolimnos'dan. Rumların göçünün ardından bir süre ada boş kalmış, sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk hapishanesi İmralı adı verilen küçük adada kurulmuştu. Ama neredeyse 25 yıl boyunca kimse adanın adını bile duymadı. Ta ki, Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilinceye kadar!

"KADER BU İMİŞ"

O gece, Fatin Rüştü Zorlu bütün gece hücresinde dolaşarak Ankara'dan gelecek haberi bekledi. Milli Birlik Komitesi ne yapacaktı? İdamları onaylayacak mıydı? Sonunda sabaha karşı 01.30'da kapı açıldı. Zorlu, kapıda görünen gardiyanın yüzüne baktı... Sona yaklaştığını anlamıştı. Gardiyan kararı okumaya başladığı zaman sükûnetini hiç bozmadı. Bitince başını öne eğerek kendi kendisiyle konuşur gibi, "Vazifemi yaptığımı zannediyordum" diye mırıldandı. Sonra yeniden başını kaldırıp gardiyana baktı, "Siz de vazifenizi yaptınız, zahmetler çektiniz. Kader bu imiş" dedi. Gardiyan "Son arzunuz var mı?" diye sordu. "Evet bir kâğıt ve bir kalem verin" dedi. Artık dakikalar geriye doğru işliyordu. Zorlu, kâğıdı alıp yatağının kenarına oturdu. Yazmaya başladı: "Sevgili Anneciğim, Emel'ciğim, Sevinç'ciğim ve Ağabeyciğim." İlk cümleden sonra bir an durakladı. Sonra derin bir sessizlik içinde yazmaya devam etti: "Şimdi Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkıyorum. Sakinim, huzur içindeyim. Benim için üzülmeyin. Sizlerin sakin ve huzur içinde yaşaması beni daima müsterih edecektir. Bir ve beraber olun. Allah'ın takdiratı böyleymiş. Hizmet ettim ve şerefimi daima muhafaza ettim." Yeniden bir an durakladı. O anda mutlu olduğu günler geldi gözlerinin önüne sanki.... Yazmaya devam etti: "Anne, siz sevdiklerimi muhafaza edin ve Allah'ın inayetiyle onların huzurunu temin edin. Hepinizi Allah'a emanet eder; tekrar üzülmemenizi ve hayatta berdevam olarak beni huzur içinde bırakmanızı dilerim. Allah memleketi korusun." Zorlu noktayı koyduktan sonra kapıda bekleyen gardiyana kâğıdı uzatıp ayağa kalktı: "Hadi gidelim." 51 yaşında artık dönüşü olmayan yolculuğa hazırdı.

POLATKAN'IN SÖZLERİ

Zorlu'nun idam edildiği saatte Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın kapısına da dayanmıştı Azrail. Polatkan bitkindi...Henüz 46 yaşındaydı ve "Daha yapacak çok şey var" diyordu. Hücresinden neredeyse sürüklenerek çıkardılar. İdam sehpasına çıktığı zaman son arzusunu sordular. Polatkan'ın sesi titriyordu: "Karıma ve çocuklarıma söylensin. Suçsuzum. Allah'a ve vicdanıma güveniyorum."

ELÇİNİN MESAJI

Yeniden 15 Eylül 1961 sabahına Dışişleri Bakanı'nın odasına dönelim. Sarper bir an durup zile bastı. Odaya Özel Kalem Müdürü girdi. Amerikan Büyükelçisi'nin yanında ABD Başkanı Kennedy'in mesajını dikte ettirdi. O anı yine ABD Büyükelçisinin mesajından okuyalım: "Sarper hemen özel kalem müdürünü çağırdı. Ben odadayken Başkan'ın mesajını dikte ettirdi ve mesajı benim doğruladığımı bildirdi. Ayrıca mesajı da benim bulunduğum sırada yazdırdığını vurguladı." Özel Kalem Müdürü odadan çıkınca Hare sözü aldı: "Sayın Bakan, aslında ben Gürsel'i bizzat görmek için talimat aldım. Ama anlıyorum ki, bu imkân dahilinde değil. Şu anda yapabileceğim başka bir şey var mı?" Sarper, tereddüt etmeden cevap verdi: "Hayır ne sizin ne de hükümetinizin yapabileceği başka bir şey yok. Bu koşullarda vicdanımız rahat olmalıdır." Hare tatmin olmamıştı. Üsteledi: "6'daki toplantı son toplantı mı olacak ? Eğer öyleyse ne sonuç bekliyorsunuz?"

ÇOK KAYGILIYDI

Sarper "Kabine sürekli toplantı halinde" diye anlatmaya başladı: Yine ABD Büyükelçisinin gizli mesajından birlikte okuyalım: "Toplantıda, Maliye Bakanı Kurdaş'la Adalet Bakanı Türkoğlu idam cezalarına şiddetle karşı çıktılar. Gürsel ve Kuvvet Komutanları da onların görüşüne katılıyor. Komiteye gelince bölündü. Büyük çoğunluğu bizim yanımızda. Yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Şimdi beklememiz gerekiyor."[1] Sarper'in çok kaygılı olduğu, sesinden belliydi. Bir an duraksadıktan sonra devam etti: "Şu anda Türkiye tarihinde bir dönüm noktasındayız. Ve herkes bunun tümüyle farkında. Bir tarafta tecrübe ve gerekçe var. Diğer tarafta ise acelecilik ve kaba kuvvete dayanan bir düzen var. Sorun da bundan kaynaklanıyor."

EMİN OLUN SAYIN BAKAN

Bunun üzerine Amerikan Büyükelçisi "Menderes'e ne oldu ?" diye sordu. Sarper'in yüzü garip bir gülümsemeyle gerildi: "Meğerse kendisine verilen uyku ilaçlarını saklayıp hepsini birden yutmuş. Kurtarılmaya çalışılıyor. Onu asmak için kurtarmaya çalışmak traji komik değil mi? Bakın Menderes'in ve onun affedilmesini isteyen bakanların öldürülebileceği dedikoduları yayılıyor. Hepsi sorumsuzluk. Kabine üyeleri bu dedikodulardan kesinlikle etkilenmediler. Tutumlarını değiştirmediler. Olup biteni size büyük samimiyetimle aktardım. Sizden ricam bunların çok gizli kalmasıdır. Eğer sızarsa felaket olur." [2] Büyükelçi ayağa kalktı. "Sızmayacağından emin olabilirsiniz Sayın Bakan" dedi. Sarper "Teşekkür ederim " deyip Hare'in elini sıktı ve kapıya kadar geçirdi. ABD Büyükelçisi 15 Eylül 1961 günü akşam saat 8'de 1,5 sayfalık gizli mesajını Washington'a gönderirken İmralı'da da saatler artık geriye doğru çalışıyordu.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Gündem Haberleri
Diğer Gündem Haberleri
Emniyet'in ilk kadınları
Özcan: Yeni şekil verilecek
'Taş atan çocuklar, küçük generaller'
Engelsiz anayasa için 'evet'
'Hayır çıkması ürkütücü'
'Tam demokrasi için dev bir adım'
Özal: Eksikliğe rağmen 'evet'
Kaşıkçı: Montajla beni suçlamaya çalışıyorlar
Çalışma Bakanlığı sınavı iptal
Üniversiteli 'joker' tutuklandı
Bayram programları iptal
Haber turu!!!!
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol