Bazı genç subaylar direniyor
Zorlu ve Polatkan idam edilmişti, dünya liderleri ise Menderes'i kurtarmak için baskı yapıyordu. Dışişleri Bakanı Sarper ise umutsuzdu: "Gürsel ve bakanlar yumuşak bakıyor ancak bazı genç subaylar karşı çıkıyor."
16 Eylül sabahı... 07.30, İmralı... Bitkin görünen Menderes yatağında hafifçe gözlerini araladı. Başucunda ayakta duran Yüzbaşı Kazım Çakır'a boş gözlerle baktı. Çakır, 'Nasılsınız Beyefendi?' diye sordu. Menderes cevap vermedi. Yarım saat sonra iyice kendine gelirken 'Bana ne oldu?' diye sordu. Çakır 'Biraz rahatsızlandınız' dedi. Menderes, 'Ben iyiyim' diye mırıldandı ama yüzü bembeyazdı. Konuşacak hali yoktu. Biraz daha kendine gelince sigara istedi. Doktor Galip Bozalioğlu, yemek yedikten sonra içebileceğini söyledi. Kazım Çakır bir kağıda 'Niçin intihar ettiniz?' diye yazdı. Menderes kağıda boş gözlerle baktı.Yüzbaşı 'Kirlenen pijamalarınızı Mustafa'ya verin. Yıkasın, sonra lazım olur' deyince yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi. Çakır, 'Sözlerimde bir umut arar gibi' diye düşündü. Yeniden 'Niçin intiharı düşündünüz?' diye yazdı. 'Olmuş bir kere' dedi Menderes.
MENDERES'İN HABERİ YOKTU
Menderes'in idam kararlarından henüz haberi yoktu o sırada.. Çakır'a 'Kararlar ne oldu?' diye sordu. Yüzbaşı kararların ertelendiğini söyledi. Gazeteleri okumak istediğinde de 'Lodos var. Getiremediler' dedi. Aslında o sırada, Zorlu ve Polatkan'ın idam edildikleri haberi çoktan koğuşa yayılmıştı. Matem havası esiyordu. 16 Eylül 1961... Sabah 08.00 (Menderes'in komadan çıktığı saatler, ABD Büyükelçisi'nin konutu.) Sonbaharın hüznü erken çökmeye başlamıştı sanki Ankara'ya. Büyükelçi'nin Çankaya sırtlarındaki iki katlı konutunun bahçesini kaplayan çınarlar yavaş yavaş sararmaya başlamıştı. Büyükelçi Hare, geceyi zaten birkaç saat uykuyla geçirmişti. Sabah erkenden kış bahçesinde kahvesini yudumlarken bir yandan da sabaha karşı gelen notlara göz gezdiriyordu. Kafasında hep aynı soru vardı: "Acaba çok mu geç kaldık?" Hare'nin kaygılandığı gibi gerçekten de geç kalmışlardı. 3 saat 20 dakika önce, 15 Eylül'ü 16 Eylül'e bağlayan gece sabaha karşı 04.40'ta, idam sehpasına ilk çıkan Fatin Rüştü Zorlu olmuştu. Zorlu'dan 32 dakika sonra, 05.12'de ise Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam sehpasındaydı. ABD Büyükelçisi'nin "Geç mi kaldık?" diye kaygılandığı sırada, Yassıada'da 1 nolu odada tarihin kara sayfalarından biri yazılıyordu. Kuşkusuz yaşananlardan Amerikan Büyükelçisi'nin haberi olamazdı ama o hala son umutla "Durdurabilir miyiz?" diye düşünüyordu. Kennedy'in Gürsel'e gönderdiği mesajı Dışişleri Bakanı'na ileteli 24 saat olmamıştı.. Acaba Gürsel ne cevap verecekti? Hare, odaya giren sekreterinin, "Ekselans Sarper telefonda" sesiyle irkildi. Hemen telefonu aldı. "Good morning Ambassador" diye söze girdi Dışişleri Bakanı. Hare ilk anda sesindeki kaygıyı hissetti Sarper'in. Anlattıkları kritik saatlerin fotoğrafıydı. ABD Büyükelçisi'nin Kennedy'ye elden verilmek üzere, 16 Eylül 1961 günü öğlen 13.00'te Washington'a gönderdiği gizli kriptodan birlikte okuyalım: "Dışişleri Bakanı sabah erkenden aradı. Bakanlar Kurulu'nun saat 10.00'da toplanacağını bildirdi. Hem Gürsel'in Başkan'a yanıtını, hem de son durumu aktarmak istediğini söyledi. Kennedy'nin mesajını dün gece, MBK toplantısından hemen önce Gürsel'e ilettiğini söyledi. Ayrıca, mesajın içeriği hakkında komite üyelerine de bilgi aktarılmış. Sarper, MacMillan, Adenauer ve Churchill'den de mesajlar aldıklarını söyledi." [1]
SON DAKİKAYA KADAR ÇABA
Hare büyük bir dikkatle dinliyordu... Aslında önceki gece geç saatte, İngiliz Büyükelçisi'yle konuşmuştu. İngiliz Büyükelçisi, hem İngiltere Başbakanı Harold MacMillan'ın, hem de Eski Başbakan Winston Churchill'in "Asmayın" diye yıldırım mesaj gönderdiğini söylemişti. Ama Hare, İngiliz meslektaşının da umutlu olmadığını anlamıştı. İngiliz Büyükelçisi de "Galiba geç kaldık" demişti. Hare, ne olursa olsun Türkiye'yi tarihi hatadan döndürmek için son dakikaya kadar çaba göstermekten yanaydı. Dışişleri Bakanı'ndan telefon geldiği zaman biraz umutlanmıştı doğrusu. Ama Sarper, kapalı kapılar ardında yaşananları anlattıkça umudunu kaybetmeye başlıyordu. ABD Büyükelçisi'nin, Başkan Kennedy'ye gönderdiği mesajdan okumaya devam edelim: "Sarper aynı anda MBK'yla Bakanlar Kurulu arasında sürekli temas olduğunu söyledi. Perde arkasındaki atmosfere gelince; Kabine, Gürsel, istihbarat servislerinin başkanları ve Komite'nin çoğunluğunun kararın yumuşatılmasından yana olduğunu anlattı. Ancak bir grup genç subay kesinlikle karşı çıkıyorlarmış. Bu grup bütün gece boyunca Komite'yle de temas halindeymiş."[2] Tüm dünyadan tepki yağıyordu. Sadece ABD Başkanı Kennedy değil, hem İngiltere'nin iki güçlü lideri, hem de Almanya Başbakanı Konrad Adenaur devreye girmişti. Türkiye'yi tarihi hatadan döndürmeye çalışıyorlardı. Sarper de hiç olmazsa Menderes'i kurtarmak için çaba harcamaya çalışıyordu. Ama sesinden yorgun ve umutsuz olduğu anlaşılıyordu. ABD Büyükelçisi, Sarper'i sessizce dinlemeye devam etti. Sarper'in söyledikleri sarsıcıydı. Hare'ın gizli mesajından aynen aktarıyorum: "Mahkeme kararının ardından Türk kamuoyu, İçişleri Bakanlığı'nca kontrol ediliyor. MBK toplantısından önce kararların kamuoyunu rahatsız etmekten çok uzak olduğu anlaşılıyor. En azından Sarper, kararların toplumda şiddetli çalkantıya yol açmayacağının açık olduğunu söyledi."[3] Gerçekten de toplum garip bir psikoloji içindeydi. Neredeydi Demokrat Parti'ye oy veren milyonlar? Neredeydi Menderes'e çoçuklarını kurban etmek isteyenler? Yaprak kımıldamıyordu sanki.
TARİHİ YAPANLAR VE YÖN VERENLER
Albert Einstein diyor ki: "Geçmişten öğren! Bugün için yaşa! Yarın için umut et!" Ben de, geçmişten öğrenip yarına umutla bakabilmek için Amerikan gizli belgelerine daldığım zaman karşıma birçok oyuncu çıktı. Bazıları başrol oyuncularıydı. Hepimiz tanıyorduk. Celal Bayar, Adnan Menderes, İsmet Paşa gibi... Bazıları ise gölgede kalmış gibiydiler. Selim Sarper, Raymond Hare, Nazif Gürman, Nuri Yamut gibi... Çoğu zaman olayların heyecanına kapılıp oyuncularının rolünü hafife alıyoruz galiba. Aslında olaylar mı oyuncuları yönetiyor? Yoksa oyuncular mı olayları yönlendiriyor? Yani tarihi kim ve nasıl yazıyor? Geçmişe bakarken oyuncuları da yakından tanımak gerekmiyor mu? İdamlara doğru, kilit rol oynayan Dışişleri Bakanı Sarper kimdi? Ya ihtilalcilerle diyalog kuran ABD Büyükelçisi Hare? Ve Menderes'in "darbeci" diye bir gecede tasfiye ettiği Genelkurmay Başkanı Nazif Gürman'la yerine getirdiği Orgeneral Nuri Yamut? Bizde tarihe yön veren oyuncularla ilgili öyle az bilgi ve belge var ki... Ne yazık ki biyografi ya da otobiyografi yazanlar çok az olduğu için olaylara yön verenleri pek tanımıyoruz. O günlerde çiçeği burnunda genç diplomatlar olan emekli büyükelçiler İlter Türkmen, Güner Öztek ve Oktay İçşen benimle karanlıkta kalan birçok bilgiyi paylaştı. Geçmişten ders alıp yarına umutla bakabilmek için... Yazı dizimiz boyunca perde arkasındaki oyuncuları ve aralarındaki kavgaların nelere mal olduğunu da okuyacaksınız. Tarihe ışık tutmaya devam edelim...
[1] Presidental Handling, Department of State, Confidental Telegram from Ambassador Hare to Secretary of State , No 400,September 16, 1pm, Microfilm for Kennedy Library
[2] Presidental Handling, Department of State, Confidental Telegram from Ambassador Hare to Secretary of State , No 400,September 16, 1pm, Microfilm for Kennedy Library
[3] Presidental Handling, Department of State, Confidental Telegram from Ambassador Hare to Secretary of State , No 400,September 16, 1pm, Microfilm for Kennedy Library
[4] E. Büyükelçisi Güner Öztek, 2 Eylül 2010 telefon görüşmemizde anlattı.
[5] E. Büyükelçi Güner Öztek, 2 Eylül 2010 Telefon görüşmemizde anlattı
YARIN: BAKANLAR İSTİFA ETMEKTEN NEDEN KORKTU ?
MENDERES'İN HABERİ YOKTU
Menderes'in idam kararlarından henüz haberi yoktu o sırada.. Çakır'a 'Kararlar ne oldu?' diye sordu. Yüzbaşı kararların ertelendiğini söyledi. Gazeteleri okumak istediğinde de 'Lodos var. Getiremediler' dedi. Aslında o sırada, Zorlu ve Polatkan'ın idam edildikleri haberi çoktan koğuşa yayılmıştı. Matem havası esiyordu. 16 Eylül 1961... Sabah 08.00 (Menderes'in komadan çıktığı saatler, ABD Büyükelçisi'nin konutu.) Sonbaharın hüznü erken çökmeye başlamıştı sanki Ankara'ya. Büyükelçi'nin Çankaya sırtlarındaki iki katlı konutunun bahçesini kaplayan çınarlar yavaş yavaş sararmaya başlamıştı. Büyükelçi Hare, geceyi zaten birkaç saat uykuyla geçirmişti. Sabah erkenden kış bahçesinde kahvesini yudumlarken bir yandan da sabaha karşı gelen notlara göz gezdiriyordu. Kafasında hep aynı soru vardı: "Acaba çok mu geç kaldık?" Hare'nin kaygılandığı gibi gerçekten de geç kalmışlardı. 3 saat 20 dakika önce, 15 Eylül'ü 16 Eylül'e bağlayan gece sabaha karşı 04.40'ta, idam sehpasına ilk çıkan Fatin Rüştü Zorlu olmuştu. Zorlu'dan 32 dakika sonra, 05.12'de ise Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam sehpasındaydı. ABD Büyükelçisi'nin "Geç mi kaldık?" diye kaygılandığı sırada, Yassıada'da 1 nolu odada tarihin kara sayfalarından biri yazılıyordu. Kuşkusuz yaşananlardan Amerikan Büyükelçisi'nin haberi olamazdı ama o hala son umutla "Durdurabilir miyiz?" diye düşünüyordu. Kennedy'in Gürsel'e gönderdiği mesajı Dışişleri Bakanı'na ileteli 24 saat olmamıştı.. Acaba Gürsel ne cevap verecekti? Hare, odaya giren sekreterinin, "Ekselans Sarper telefonda" sesiyle irkildi. Hemen telefonu aldı. "Good morning Ambassador" diye söze girdi Dışişleri Bakanı. Hare ilk anda sesindeki kaygıyı hissetti Sarper'in. Anlattıkları kritik saatlerin fotoğrafıydı. ABD Büyükelçisi'nin Kennedy'ye elden verilmek üzere, 16 Eylül 1961 günü öğlen 13.00'te Washington'a gönderdiği gizli kriptodan birlikte okuyalım: "Dışişleri Bakanı sabah erkenden aradı. Bakanlar Kurulu'nun saat 10.00'da toplanacağını bildirdi. Hem Gürsel'in Başkan'a yanıtını, hem de son durumu aktarmak istediğini söyledi. Kennedy'nin mesajını dün gece, MBK toplantısından hemen önce Gürsel'e ilettiğini söyledi. Ayrıca, mesajın içeriği hakkında komite üyelerine de bilgi aktarılmış. Sarper, MacMillan, Adenauer ve Churchill'den de mesajlar aldıklarını söyledi." [1]
SON DAKİKAYA KADAR ÇABA
Hare büyük bir dikkatle dinliyordu... Aslında önceki gece geç saatte, İngiliz Büyükelçisi'yle konuşmuştu. İngiliz Büyükelçisi, hem İngiltere Başbakanı Harold MacMillan'ın, hem de Eski Başbakan Winston Churchill'in "Asmayın" diye yıldırım mesaj gönderdiğini söylemişti. Ama Hare, İngiliz meslektaşının da umutlu olmadığını anlamıştı. İngiliz Büyükelçisi de "Galiba geç kaldık" demişti. Hare, ne olursa olsun Türkiye'yi tarihi hatadan döndürmek için son dakikaya kadar çaba göstermekten yanaydı. Dışişleri Bakanı'ndan telefon geldiği zaman biraz umutlanmıştı doğrusu. Ama Sarper, kapalı kapılar ardında yaşananları anlattıkça umudunu kaybetmeye başlıyordu. ABD Büyükelçisi'nin, Başkan Kennedy'ye gönderdiği mesajdan okumaya devam edelim: "Sarper aynı anda MBK'yla Bakanlar Kurulu arasında sürekli temas olduğunu söyledi. Perde arkasındaki atmosfere gelince; Kabine, Gürsel, istihbarat servislerinin başkanları ve Komite'nin çoğunluğunun kararın yumuşatılmasından yana olduğunu anlattı. Ancak bir grup genç subay kesinlikle karşı çıkıyorlarmış. Bu grup bütün gece boyunca Komite'yle de temas halindeymiş."[2] Tüm dünyadan tepki yağıyordu. Sadece ABD Başkanı Kennedy değil, hem İngiltere'nin iki güçlü lideri, hem de Almanya Başbakanı Konrad Adenaur devreye girmişti. Türkiye'yi tarihi hatadan döndürmeye çalışıyorlardı. Sarper de hiç olmazsa Menderes'i kurtarmak için çaba harcamaya çalışıyordu. Ama sesinden yorgun ve umutsuz olduğu anlaşılıyordu. ABD Büyükelçisi, Sarper'i sessizce dinlemeye devam etti. Sarper'in söyledikleri sarsıcıydı. Hare'ın gizli mesajından aynen aktarıyorum: "Mahkeme kararının ardından Türk kamuoyu, İçişleri Bakanlığı'nca kontrol ediliyor. MBK toplantısından önce kararların kamuoyunu rahatsız etmekten çok uzak olduğu anlaşılıyor. En azından Sarper, kararların toplumda şiddetli çalkantıya yol açmayacağının açık olduğunu söyledi."[3] Gerçekten de toplum garip bir psikoloji içindeydi. Neredeydi Demokrat Parti'ye oy veren milyonlar? Neredeydi Menderes'e çoçuklarını kurban etmek isteyenler? Yaprak kımıldamıyordu sanki.
TARİHİ YAPANLAR VE YÖN VERENLER
Albert Einstein diyor ki: "Geçmişten öğren! Bugün için yaşa! Yarın için umut et!" Ben de, geçmişten öğrenip yarına umutla bakabilmek için Amerikan gizli belgelerine daldığım zaman karşıma birçok oyuncu çıktı. Bazıları başrol oyuncularıydı. Hepimiz tanıyorduk. Celal Bayar, Adnan Menderes, İsmet Paşa gibi... Bazıları ise gölgede kalmış gibiydiler. Selim Sarper, Raymond Hare, Nazif Gürman, Nuri Yamut gibi... Çoğu zaman olayların heyecanına kapılıp oyuncularının rolünü hafife alıyoruz galiba. Aslında olaylar mı oyuncuları yönetiyor? Yoksa oyuncular mı olayları yönlendiriyor? Yani tarihi kim ve nasıl yazıyor? Geçmişe bakarken oyuncuları da yakından tanımak gerekmiyor mu? İdamlara doğru, kilit rol oynayan Dışişleri Bakanı Sarper kimdi? Ya ihtilalcilerle diyalog kuran ABD Büyükelçisi Hare? Ve Menderes'in "darbeci" diye bir gecede tasfiye ettiği Genelkurmay Başkanı Nazif Gürman'la yerine getirdiği Orgeneral Nuri Yamut? Bizde tarihe yön veren oyuncularla ilgili öyle az bilgi ve belge var ki... Ne yazık ki biyografi ya da otobiyografi yazanlar çok az olduğu için olaylara yön verenleri pek tanımıyoruz. O günlerde çiçeği burnunda genç diplomatlar olan emekli büyükelçiler İlter Türkmen, Güner Öztek ve Oktay İçşen benimle karanlıkta kalan birçok bilgiyi paylaştı. Geçmişten ders alıp yarına umutla bakabilmek için... Yazı dizimiz boyunca perde arkasındaki oyuncuları ve aralarındaki kavgaların nelere mal olduğunu da okuyacaksınız. Tarihe ışık tutmaya devam edelim...
[1] Presidental Handling, Department of State, Confidental Telegram from Ambassador Hare to Secretary of State , No 400,September 16, 1pm, Microfilm for Kennedy Library
[2] Presidental Handling, Department of State, Confidental Telegram from Ambassador Hare to Secretary of State , No 400,September 16, 1pm, Microfilm for Kennedy Library
[3] Presidental Handling, Department of State, Confidental Telegram from Ambassador Hare to Secretary of State , No 400,September 16, 1pm, Microfilm for Kennedy Library
[4] E. Büyükelçisi Güner Öztek, 2 Eylül 2010 telefon görüşmemizde anlattı.
[5] E. Büyükelçi Güner Öztek, 2 Eylül 2010 Telefon görüşmemizde anlattı
YARIN: BAKANLAR İSTİFA ETMEKTEN NEDEN KORKTU ?