Mardin'de 25 sene geriye gittik

Mardin'de 25 sene geriye gittik

  • 10.05.2009

Mardin'de yaşanan vahşette, tam 44 insan öldürüldü. Ölenlerin büyük kısmı kadın ve çocuk. İçlerinde hamile kadınlar bile var. Mağdur ve zanlıların avukatı Cemal Artık ve bölgenin en etkin kadın kuruluşu Ka-Mer'in Başkanı Nebahat Akkoç, katliamı ve arka planını anlattı

Cemel Artık (60) doğma büyüme Mardinli ve 35 yıllık bir hukukçu. Mardin Barosu'nun geçen dönem başkanlığını yürütmüş. Şu anda da yeni kurulan Artuklu Üniversite Derneği'nin başkanlığını ve Mardin Kent Konseyi'nin sözcülüğünü yürütüyor. Av. Cemal Artık'ı bu sayfaların konuğu yapan ise onun, Mazıdağ'ın Bilge Köyü'nde yaşanan katliamla gündeme gelen Çelebi ailesinin avukatı olması. Çelebilerin yıllar önce yaşadığı, beş kişinin öldüğü ve aslında bir şekilde hâlâ süren kan davası döneminde, onları mahkeme koridorlarında savunmuş. Sonraki yıllarda da aileyle dostluğu hep devam etmiş. Hatta katliamda ölen Mehmet Çelebi'yi o meşum günün öğle saatlerinde bürosunda ağırlamış. Artık'la köyün girişinde kurulan ve bölgede yaygın bir gelenek olan matem çadırlarının yanı başında buluştuk. Olayın bilinmeyen yönlerini, arkasında yatan nedenleri, bütün bölgeyi bekleyen ve artık sivilleri hedefleyen şiddeti, koruculuk sistemini, koruculuğun bölgeye verdiği zararları ve bundan sonrasını konuştuk. Koruculuğun mutlaka kaldırılması gerektiğini söyleyen Artık, bu işten geçimini sağlayanlar için alternatiflerin de geliştirilmesi gerektiğini söylüyor.

- Öncelikle aileyle ilişkilerinizden başlayalım. Sanırım iki taraf da müvekkilinizdi.
- Maktullerin de, sanıkların da 1994 yılına kadar başka bir aileyle aralarında kan davası vardı. O zamandan beri ailenin avukatıyım. Yani hem olayda ölenleri hem de öldürenleri mahkemede savundum.
- O kan davasının sonuçları neler oldu?
- Kan davası 1988'de başlamıştı, 1994'te karşı tarafın köyü terk edip Bursa'ya göç etmesiyle yeni bir aşamaya gelindi, ama hâlâ kan güdülüyor. O yıllarda beş öldürme olayı, bir o kadar da öldürmeye teşebbüs oldu. Çelebi ailesinden bir kişi fazla öldüğü için, karşı taraf göç etti.

- Köyde ne tür değişiklikler oldu bu göçle?
- Öncelikle göç edenlerin topraklarına iki taraf el koydu. Balık lokantaları açılmaya başlandı. İki taraf da zenginleşti. 1994'te PKK'nın köye yaptığı bir baskın sonrasında bütün köy korucu oldu.

- Çelebi ailesinin Bilge Köyü'ne daha sonra göç ettiği söyleniyor, doğru mu?
- Ailenin bir kısmı köyde yaşıyordu, ancak bir kısmı Mazıdağı'ndaydı. Kanlıları göç edince geri kalanlar da gelip köye yerleşti.

- Müvekkillerinizle en son ne zaman görüşmüştünüz?
- Ölenlerin arasında olan Mehmet Çelebi'yle olayın gerçekleştiği gün öğle saatlerinde büromda görüşmüştüm. Mazıdağı'nda olan bir olayla ilgilenmemi rica etmeye gelmişlerdi.

- Nasıl bir aileydi?
- Özellikle ölen taraf sevilen, ekonomik durumları düzeldiği için dinlenen ve barış için araya giren insanlardı.

- Koruculuğu benimseme nedenleri nelerdi?
- Göç edenlerin kışkırtmasıyla, ailenin üzerinde PKK'nın baskısı oluşmaya başlamıştı.

- Göç edenler PKK'ya yakın bir aile miydi?
- Muhtemelen, duyumlarımız o yönde. PKK'nın baskını da bu yüzden gerçekleşmişti ve baskının sonucunda Çelebi ailesinden altı kişi ölmüştü. Baskının ardından bütün köy silahlandı. Tabii ki korucu maaşı cazip gelmişti.

- Bu iki akraba aile arasındaki husumet kulağınıza çalınmış mıydı?
- Şunları özellikle belirtmek istiyorum. İlk günden beri bütün medyaya yansıyan 'nişan meselesi' iddiası gerçek değil. Bir kız isteme olayı da yok. Gerçek şu: Ölen taraf zenginleşmişti, öbür taraf yoksuldu. Saldırgan taraf koruculuğa yoğunlaşmışken, mağdur taraf artık ticaretle uğraşmaya başlamıştı. Lokantalar açmışlardı, TIR filoları vardı. Diğer taraf sadece korucu olduğu için arada kıskançlıklar başlamıştı. El koydukları arazilerle ilgili aralarında 'Siz çok aldınız, bize az verdiniz,' tartışması oluyordu.

- El konulan arazinin oranını biliyor musunuz?
- Kesin bir rakam belirtmem mümkün değil ama, köyün yarısı diyebilirim.

- Bu kadar hunharca bir eylemi ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?
- Dehşete kapıldım ve iki saat öncesine kadar olayı çözemiyordum. Köye gelip birileriyle konuşanca anladım. Gerek yakınlarını kaybedenlerle, gerekse daha tarafsız olanlarla görüştükten sonra şu kanaate vardım: Bu olay 'vahşet'le izah edilemez.

- Yaptığınız görüşmelerden, olayın gelişimine dair edindiğiniz izlenim nedir?
- Kanaatim şu: Onları tamamen temizleyip bütün köye sahip olmayı ve olayı PKK'nın üstüne yıkmayı amaçlamışlar.

- Ailenin zenginleşen kısmı koruculuktan biraz uzaklaşmış mıydı?
- Evet bunu söylemek mümkün. Bütün zamanlarını, geçimlerini ve özellikle gençlerini artık koruculuğa adapte etmiyorlardı. Ellerinden gelse, koruculuktan rahatlıkla çekilirlerdi. Çünkü böyle bir tehdit de kalmamıştı onlar için, ama diğer taraf için bunu söylemek biraz zor.

- Koruculuk sistemi nasıl başladı, nasıl bir eğilim izledi?
- Ben baştan beri koruculuk sisteminin yararlı olmadığı inancındayım, şekil olarak da uygun değildi.

- Kimler korucu oldu?
- Ekonomik durumu çok bozuk olanlar sadece geçimlerini sağlamak için korucu oldu. Silah alabilmek için, kan davalısını yıldırmak için, düşmanına hakimiyet kurmak için korucu olanlar oldu. Bir kısmı da mecburiyetten korucu olmak zorunda kaldı.

- Nasıl bir mecburiyetti bu?
- Bu mecburiyetin bir etkeni PKK'nın taarruzlarıydı, bir kısmı da devletin zoruydu. Köylerin boşaltıldığı süreçte ya korucu olacaklardı ya da gideceklerdi.

- Korucular bölgeye nasıl bir zarar verdi?
- Zamanla bunlardan bir bölümü, silahın da verdiği güç, askeri yetkililerle yakın ilişkilerin etkisi ve cehaletin de katkısıyla o gücü kaldıramaz oldular. Silah kaçakçılığına, esrar kaçakçılığına, faili meçhul cinayetlere bulaştılar. Böylece koruculuk sistemi yozlaştı.

- 1999'dan sonra korucular neden işlevsizleşti?
- Çünkü PKK'nın mücadelesi şekil değiştirdi. Eskiden köylere saldırılar yapılırdı, 2002'den sonra özellikle güvenlik birimlerini hedef alan eylemler geliştirildi.

- Bütün korucular böyle mi?
- Hayır bunu söylemek haksızlık olur. Öyle korucular tanıyorum ki, hiç istemiyorlar bu işi yapmayı. Bir müvekkilim şunları söylemişti: "Bu paranın dörtte birini başka bir yerden kazansam, hemen bırakacağım." Yani bu işten geçimini sağlayan insanların devlet tarafından gözetilmesi gerekir.

- Bu köy için de bu sorun geçerli mi?
- Hayır bu köydekilere "Koruculuk bitti" değiniz zaman, çok etkilenmezler. Ama başka bir köyde "Bitti," dediğiniz zaman adamı öldürürsünüz. O adam ya dağa çıkacaktır ya da başka bir şey yapacaktır. Koruculuk mutlaka kaldırılmalı ama kaldırılırken de durumu iyi olanlar mutlaka bir işe yerleştirilmeli.

- Olaydan sonra bir yetkilinin "Siz de gidin intikamınızı alın," dediği şeklinde bir iddia var. Bunu duydunuz mu?
- Kesinleşmedikçe bir şey söylemem mümkün değil ama bu duyumları ben de aldım ve açıkçası irkildim. Bu olayda birileri korunmaya çalışılıyor. Hâlâ serbest olan iki kişi ve bazı yetkililerin onları koruduğu iddiaları da var.

- Bu olay planlı bir saldırı mıydı?
- Detaylara baktığımızda planlı olduğu ortaya çıkıyor: O günün hava şartları çok önemliydi. Mutlu bir günde hiç kimsenin yanında silahın olmayacağını bildikleri de aşikâr. Özellikle kadınların ve çocukların bir odada olması, erkeklerin namazda olması ise dikkat çekici.

- Mağdur tarafın avukatlığını üstelenecek misiniz?
- Evet üsteleneceğim, çünkü bu olay bana çok dokundu.

- Bunun bir kan davasına dönüşme olasılığı yüksek mi?
- Bana göre bu olay, kan davasına dönüşmez, bir tarafta erkek kalmadı çünkü.

- Devlet ne yapmalı bu durumda?
- Devlet birtakım şeyleri akıllı bir biçimde yapmıyor. Buradaki yoksulluk gerçek bir sorun ama burada yapılan çoğu yatırım göstermelik.

Diğer Pazar Sabah Haberleri
Diğer Pazar Sabah Haberleri
Sezen'e şarkı Ajda'yla düet çok ballıyım
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol