İLİŞKİLİ HABERLER
Kadınların aynasından Türkiye solu
Kayıplar, acılar oldu ama ruhumuzu satmadık
Ne yaptımsa kendi hayatıma bir anlam kazandırabilmek için yaptım

Kadınların aynasından Türkiye solu

68'de solun iki ayrı kanadındaydılar. Oya Baydar ile Melek Ulagay yıllar sonra bir araya geldi. Ve çocukluklarından başlayarak ailelerini, devrimci hareketi, hareketin içinde yaşadıklarını, fırtınalı aşklarını, hapisliklerini, işçi sınıfını, dağları, Filistin'i ve bugünlerini iki dost olarak konuştular. Bu hasbıhal ise Bir Dönem İki Kadın-Birbirimizin Aynasında adıyla kitaplaştırıldı

TÜRKİYE'nin, yakın dönemini gayrıresmi tarih olarak okuyabileceğimiz kaynak oldukça az. Halbuki yaşam monolitik değil. Türkiye'nin solcuları, mütedeyyinleri, azınlıkları, asker ve sivilleri tarihe farklı pencerelerden bakabiliyor. Bu kez, sol başlığı altında buluşan iki kadından kendi tarihlerini ve tabii Türkiye'nin politik ve sosyal tarihini okuyoruz. Farklı siyasal deneyimlerden gelen, biri asistanlığı sırasında Türkiye'de ilk üniversite işgaline vesile, öteki işgalci öğrencilerden biri olan, yıllar sonra insan haklarına saygılı, özgür ve demokratik bir Türkiye için Barış Girişimi bünyesinde bir araya gelen Melek Ulagay ve Oya Baydar birbirlerini ve kendilerini anlatıyor.

Oya Baydar (71) ve Melek Ulagay (65), Türkiye solunun önemli iki kadın figürü. Biri, Türkiye işçi sınıfıyla ilgili tezinin reddedilmesi nedeniyle Türkiye'nin ilk üniversite işgallerine vesile oldu, diğeri 70'lerde Türkiye'nin en zengin ailelerinden birinin kızıyken 'dağa çıktı'; Malatya, Antep'in köylerinde yaşadı, ardından Türkiye'nin Filistin'e giden ilk kadın gerillası olarak anıldı. Oya Baydar, sonra Türkiye edebiyatına önemli romanlar kazandırdı. Melek Ulagay ise adından söz ettiren bir belgeselci oldu. Oya Baydar, bir askerin Notre Dame De Sionlu kızıydı. Henüz lisedeyken yazdığı romanla 'Türkiye'nin François Sagan'ı' olarak nitelenmiş, kitabı Hürriyet'te tefrika edilmişti. Melek Ulagay ise, ünlü ilaç sanayicisi Ulagay ailesinin Robet Kolejli kızıydı. Bebek'te varlık içinde büyümüş, Paris'te 68'in doğuşuna tanıklık etmişti. Yıllar sonra ikisi de topraklarına döndü. O dönemi, bilmeyenlere, duymayanlara bir kitap ile anlatmak istediler. Bir Dönem İki Kadın - Birbirimizin Aynası'nda yaşadıklarını paylaştılar. Çünkü tarih sadece erkeklerin siyasete odaklı resmi tarihi olmamalıydı. Bu kitapta Melek Ulagay, Filistin topraklarına gömdüğü büyük aşkı devrimci Bora Gözen'i, ona duyduğu ilgiyi gizleyemeyen İbrahim Kaypakkaya'yı, Cenevre'de mülteci olarak tanıdığı Yücel Sayman'ı, Cengiz Çandar'ı, Bülent Tanör'ü ilk kez anlattı; Oya Baydar ise TİP, TKP ve TSİP deneyimlerini, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu'nu, Marksizm Okulu'nu.

- Kitap fikri nasıl oluştu?
- Oya Baydar:
Fikir benimdi ama Melek'in komik, acıklı hikayeleri olmasaydı bu işe girişmezdik. Bana bir romana mal oldu ama güzel oldu.

- Bu kitabı yazma nedeniniz?
- Melek Ulagay:
Türkiye'de herkesin, özellikle de gençlerin sol adına neler yaşandığını bilmesi gerektiğine inandım. Ayrıca benim hikayemde Bora Gözen'in nasıl öldüğü meselesi var ki, o hikayeyi hiç anlatmamıştım. Aslında bu kitap, çocukluğumuzdan başlayarak Türkiye'nin de bir panoraması. O dönemle, kendimizle, içinden çıktığımız örgütlerle, toplumla bir yüzleşme. Ayrıca toplumsal ve siyasal olarak bu kadar farklı yerlerde olan iki kadının birleşebildiğini göstermek istedik.

- Melek Ulagay ile ne zaman tanıştınız?
- O.B:
Aralık 1968'in son günleriydi. Melek'in annesinin evinde Doğu Perinçek'le buluşmuştuk. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının tezim nedeniyle yaptığı işgalin hemen sonrasındaydı. - M.U: Ben işgalci öğrencilerdendim. Ama Oya'dan dolayı olduğunu bilmiyordum işgalin. Deniz 'Yürüyün gidiyoruz,' dedi gittik.

MELEK ÇOK GÜZELDİ
- Siz Oya Baydar'la nasıl tanıştınız?
- M.U:
Annem de Dame De Sionlu olduğu için Oya'nın romanını örnek gösterirdi. İsmini ilk o zaman öğrenmiştim. Üniversitede o sosyolojide asistandı, biraz 'kadın kahraman' durumu vardı. Oya o karşılaşmayı hatırlamıyor ama bir ortamda fikrim sorulduğunda tıkanıp kalmıştım. O da 'O kadar güzel ki, hiç konuşmasa da olur,' demişti. Mahvolmuştum.

- Oya Hanım, Deniz Gezmiş ile nasıl bir ilişkiniz vardı?
- O.B:
Tezim reddedildi ve ben derste fikir özgürlüğü üzerine epey ajitatif bir konuşma yaptım. Sonra odama gittim, kapı çalındı. Açtım baktım, Deniz. 'Ben Deniz Gezmiş, teziniz reddedildiği için rektörlüğü işgal ediyoruz,' deyip gitti. Deniz'i ilk ve son kez orada gördüm.
- M.U: Deniz karizmatikti, liderdi. Liderliği güvenle eş anlamlıydı. Müthiş cesur ve gözü pek biriydi. Bu özelliklerin neredeyse tamamı İbrahim Kaypakkaya'da da vardı. İbrahim öldürülmeseydi Türkiye soluna önemli katkılar yapardı.

- Oya Hanım o zaman siz Melek Hanım'ın aksine silahlı mücadeleyi savunmadınız...
- O.B:
TİP dışındaki kanatlar, yani Milli Demokratik Devrim kanadı (ki en az Melek'in içinde yer aldığı PDA savunmuştur), silahlı mücadeleden yanaydı. Biz ise kitle mücadelesiyle demokratik yoldan iktidara gelmeyi savunduğumuz için hep pasifist, revizyonist olarak nitelendirildik. Ama biz azınlıkta kaldık, silahlı ve şiddete dayalı hareketler öne geçti.

- Peki Melek Hanım, sizin silahlı mücadele yapan bir harekette olmanız nasıl gelişti?
- M.U:
Esas ayırım şuydu: Bir tanesi açık-legal bir partiydi, ötekiler ise illegaldi. İllegal olduğun andan itibaren işin içine silah gibi şeyler giriyordu. O kadar gelişkin bir bilincim yoktu, kendimi orada buldum.

- Ama Türkiye'den Filistin'e giden ilk kadın militandınız.
- M.U:
Benimle birlikte Mahir Çayan'ın karısı Gülten Çayan da gitmişti.

- Kitapta bir yerde, o yıllarda kendi örgütlerinizi eleştirememeye dair görüş alışverişinde bulunmuşsunuz.
- M.U:
O yapılarda eleştiri yapılamazdı ki, o mekanizmalar buna açık değildi. Hâlâ öyle yapılarda eleştiri yoktur.

- Biraz da sizin kuşaktan devralınan bir şey değil mi özeleştiri yokluğu?
- O.B:
Leninist partiler denilen hikaye budur. Parti olmayan partiler oluşmalı artık. Bunu söylemek kolay ama bunun bir formülü de yok henüz.
- M.U: O sorunlar halen çözülmemiş durumda. Mısır'ı örnek alırsak, Tahrir Meydanı'nda onbinlerce insan var ve orada gerçek bir çoğulculuk var. O çoğulculuğu siyasi olarak örgütlemek bugünkü siyasi partilerin önemli bir sorunu. Siyasi parti yapısı artık bugünkü insanların talebini karşılamıyor.

- Şimdi kendinizi nasıl niteliyorsunuz?
- O.B:
Kendime asla liberal demiyorum. Sol demeye artık dilim varmıyor, ama hâlâ Marksizm'e inanıyorum ve Marx'ın kapitalizm analizlerinin aşılmadığını düşünüyorum.
- M.U: Ben neoliberal düzenin kesin olarak karşısındayım.

Diğer Pazar Sabah Haberleri
Diğer Pazar Sabah Haberleri
Kalbim dört peynirli
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol