New York'ta yaşayan ve loonybinsblog.com sitesiyle adından söz ettiren Binnaz Saktanber, Çoğunluk ve Bal filmlerinin gösterimini izleyip, yazdı
Geçtiğimiz hafta sonu ne Brooklyn'in terk edilmiş binalarında gizli saklı partilerde polis basana kadar dans ettim; ne kaç haftadır denemek istediğim, bir rehinci dükkanının içinden geçilip girilen Beauty and Essex'de akşam yemeği yedim; ne de çoğu New Yorklu gibi "Cuma-cumartesi dışarı çıkılmaz, etraf turist kaynar," deyip, evimde oturdum. Yok, ben sanki belediye yıkım ekipleri Emek Sineması'na gelmiş, ben de buldozerin önündeki tek engelmişim gibi bir Türkiye sineması sevdasıyla cuma akşamı Museum of Modern Art (MoMA) ve Film Society of New York'un ortaklaşa düzenlediği New Films-New Directors (Yeni Filmler-Yeni Yönetmenler) Festivali'nde Çoğunluk'u; cumartesi akşamı da Village East Sineması'nda gösterime giren Bal'ı izledim. Baştan söyleyeyim: Pişman değilim. MoMA'ya geldiğimizde yaşlı bir çifti indiğimiz taksiye binmek için bekliyordu. Bu değiş-tokuş, taksisi kıt Manhattan'da sık olur, o yüzden şaşırmadım da; karşımda bekleyen adamın yeryüzünün en hakikatlı Marksist düşünürlerinden Marshall Berman olduğunu görünce biraz afalladım. Selamlaşıp, iraz konuştuk. İçeri girerken, New Films'in (Yeni Filmler) de Berman gibi New York'un abidelerinden olduğunu düşündüm. Dünyanın dört bir yanından yeni yönetmenleri ağırlayan bu 40 yıllık festival, Almadovar'dan Spielberg'e; Aronofsky'den Spike Lee'ye kadar sayısız efsanenin keşfedilmesine yardım etmiş.
NEW YORKLULAR FİLMİ ÇOK SEVDİ
Bu dahiyane Berman karşılaştırmamı festivalin altı kişilik seçici kurulundan Laurence Kardish'e söylediğimde işini çok iyi yapan ve pohpohlanmaya ihtiyaç duymayan her New Yorklu gibi mütevazı güldü; sonra filmi oybirliğiyle seçtiklerini; sorduğu soruları, klişe bir mutlu sonla bitmemesini sevdiklerini ve Seren Yüce'nin, 10 sene önce Güneşe Yolculuk'la ağırladıkları Yeşim Ustaoğlu ile birlikte çalışmış olduğunu gördüklerinde daha da çok sevindiklerini söyledi.
TÜRKİYE SAHİDEN BÖYLE GÜZEL Mİ?
İyi filmin her yerde iyi film olduğunu kanıtlarcasına, New Yorklular filmi çok seviyor; Yüce soruları cevaplamak için alkışlarla çıkıyor podyuma. Bir tek, filmin esas kadın kahramanı Gül'ün Kürt olduğunu anlayamıyor Amerikalılar; bir de bu akıllı, bağımsız genç kadının Mertkan'da ne bulup da âşık olduğunu. Sorular Türkiye'den çıkan her filmden sonra duymaya alışık olduğumuz cinsten: "Türkiye sahiden böyle mi?"; "Kadınlar sahiden bu kadar eziliyor mu?" Amerikalılar bu 'sahiden' işine gönülden bağlı; tek filmden bir ülke tahlili yapmaya yemin edip, paralarının karşılığını almadan terk etmiyorlar yabancı filmleri. Bense çıkışta bir Türk seyircinin "Hayır ama neden ülkemizi böyle gösteriyorlar, ayrıca biz böyle küfürlü mü konuşuyoruz?" hezeyanından kaçıp birkaç arkadaşımla Plaza Hotel'in Oak Bar'ına gidiyorum, olmayan paralarımızı havaalanı kuruyemişlerinden beter çerez ve 20 dolarlık kazık içkilere yatırıp, hem her gün özlediğimiz, hem de dönmekten korktuğumuz uzaktaki ülkemizi konuşuyoruz. Ertesi gün buz gibi bir New York akşamında, 10 kişiyle izliyoruz Semih Kaplanoğlu'nun Altın Ayı ödüllü Bal'nı. Benden başka Türkiye'den seyirci yok, o gün New York Times'ta çıkan övgü dolu yazıyı okuyan veya Berlin Film Festivali'ni takip eden sinefiller var salonda. Çıkışta hepsi benim kadar büyülenmiş gözüken New Yorklularla tek tek konuşuyorum. Ama yine de "Sahiden mi?" sorularından yakamı kurtaramıyorum. "Türkiye sahiden böyle güzel mi?"; "Kadınların hepsi sahiden başlarını örtüyor mu?"; "Sahiden böyle şenlikler var mı?" Eve dönerken, art arda izlediğim bu iki babaoğul hikayesini düşünüyorum. Sanki bambaşka iki ülkede, biri fısıl fısıl bir sevgiyle; öbürü faşizmle yetiştirilen, biri bir bardak sütle, öbürü her an patlamaya hazır bir silahla büyüdüklerini ispat etmek zorunda kalan bu iki oğlan çocuğunun Türkiyesi'ni... Ve her geçen gün serpilen, ergenlikten çıkan Türkiye sinemasının büyüme hikayesine New York'tan tanıklık edebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Sahiden...
50'den sonra kapıları cesurca açtılar
Biri babaanne olmaya hazırlanıyor biri anneanne. Birinin kendinden yaşça küçük sevgilisi var, çocuk yapmayı bile istiyor. 50 yaş kapısından geçerken, toplumun öngördüğü ağır başlı teyzeler olmaya hiç de niyetli değiller. İşte yeni 50'ler
İki ünlünün evliliği zor değil, kolay
Burçin Terzioğlu tam bir alaylı oyuncu. Dört yaşından beri dizi ve sinema sektöründe yer alan, neredeyse oyunculuk yapmadığı sezon olmayan Terzioğlu'yla oyuncu eşi Murat Yıldırım'la ilişkisini ve Ezel 'i konuştuk
Ergenekon'un 1 numarası
Başlığa bakıp aldanmayın. Soruşturulan örgütün değil, soruşturmanın bir numaralı kişisi kast ediliyor. 27 Mayıs'ın 9. yıldönümünde doğan Fikret Seçen, Ergenekon'un şifresini kıracak
Messi topçu, ben kasap doğmuşum
Kasap çırağı olarak işe başlayan Nusret Gökçen, 28 yaşında kendi restoranını açtı. Günde 500 kilo et satıyor, 250 kişiye kendi elleriyle servis yapıyor. Müşterileri arasında Ajda Pekkan da var, Aziz Yıldırım da
Yarım asırlık müzik serüveni
SABAH gazetesi yazarı Turgay Noyan'ın denizcilik dışındaki bir büyük tutkusu da; müzik dünyası. Noyan, müzikteki 50. yılını yarın akşam Caddebostan Kültür Merkezi'nde sanatçı arkadaşlarıyla birlikte kutlayacak
Diyabetle yaşamı sevmeyi başardı
Gazeteci yazar Emine Çaykara, Diyabetimi Seviyorum adlı kitabında, 15 yaşından beri birlikte yaşamaya alıştığı diyabet hastalığını nasıl kontrol altına aldığını anlatıyor. Prof. Dr. Hasan İlkova'nın Türkiye'de de salgın gibi yayılan diyabetle ilgili sorulara yanıt verdiği kitapta, sağlıklı yemek tarifleri de var
Şehirde neler oluyor?
İstanbul Film Festivali başladı. Keşfedilmesi gereken isimler, gidilmesi gereken konserler de cabası. Şehirde hareket çok, sizde durum nasıl?
Haberlerine imza atamayan gazetecilerin öyküsü
Bundan 19 yıl önce yayımlanmaya başlayan Özgür Gündem gazetesinin hikayesi Press filmiyle sinemaya taşındı. İki yıldan daha az süren yayın hayatı boyunca muhabirleri ve dağıtımcıları öldürülen gazete, defalarca sansürlendi
30 yılda kimler geldi kimler geçti
İstanbul Film Festivali 30 yaşında. Festivali 25 yıl yöneten Hülya Uçansu ile görevi 2006'da devrettiği Azize Tan, festivalin kısa tarihini ve 30 yıla damgasını vuran, unutamadıkları olayları anlattı
Milano'dan aşk manzaraları
Milan kulübünün golcüsü Pato, patronu Silvio Berlusconi'nin kızına âşık olursa ne olur? Ya da takımın eski golcüsü Shevchenko, patronun oğlunun eski sevgilisine âşık olduğunda ne olmuştu? Az futbol, çok aşklı bir Milano hikayesi...
Haftanın tortusu
Haftanın araştırması
Twitter'da kim, kime, neler söylüyor?
Yahoo araştırma grubu Yahoo Research'ün bu hafta yayımladığı...
Tekzip ve düzeltme metni
Şirketinize ait SABAH Gazetesi isimli günlük süreli yayının 20 Mart pazar günkü basımının, Pazar Sabah ekinde Ayşe Ferhangil...
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.