5 günlük hava durumu
15 Temmuz 2012 Pazar

Selahattin Yusuf: Çaykovski benim kuzenim

Gazeteci, yazar, televizyoncu Selahattin Yusuf, İsa Hanginiz? adlı bir roman yazdı. Romanında aşk, meczupluk, felsefe, sinema ve serserilik gibi konulara yoğunlaşan yazar: "İnsanlar bütün hayatlarını bir tedirginlik halinde yaşıyor"

Selahattin Yusuf, ekranın en yakışıklılarından. Ama sadece yakışıklı olduğu için sevilmiyor. Kafası da güzel. Şiirle, denemeyle, felsefeyle uğraşıyor. Ve nihayet romanla da. Yazarın, A Haber kanalında Haşmet Babaoğlu'yla yaptığı programın adı, Kaçış Planı. Ama belli ki Yusuf, kaçış planını çok önceden yapmış ve bunu İsa Hanginiz? adlı, geçtiğimiz haftalarda çıkan romanında anlatmış. İsa Hanginiz? insanı yakalayan, şaşırtan bir roman. Yolları bir yerlerde ama özellikle bir akıl hastanesinde kesişen hepsi birbirinden ilginç karakterlerin bazen trajik, bazen komik ama en en çok da dramatik öyküleri. Akıllılık ve meczupluk. Ve 'imkansız aşklar...'
- Şimdi kapıdan biri girse ve 'Selahattin hanginiz?' diye sorsa...
- Tedirgin edici, insanı bir anda bütün ihtimallere açan bir soru. Ben de bu tedirginlik anını anlatsın diye seçtim 'İsa Hanginiz?'i başlık olarak. 2 bin küsur yıl önce, İsa'yı Nasıra yakınlarındaki bir çalılıkta sabaha karşı arkadaşlarıyla birlikte kıstıran müfrezenin Romalı komutanına atfettiğim bir sözdür.
- Roman, buna benzer bir sahneyle başlıyor.
- Biz, hepimiz, bir kahvede veya evde otururken, eli silahlı birinin yekten içeri girerek o soruyu sormasından sonraki ilk dakikalardaymışız gibi yaşıyoruz bütün hayatımızı. Sevgi, dostluk ve aile ilişkilerimizi bile bu duygu zehirliyor. O ilk tedirginlik ve korku anının hayatlarımız boyunca uzayıp gittiğini fark etmiyoruz bile. Bu tedirginlik, onu bastırmak isteyen, aramızdan bazılarının, daha çok para-güç-iktidar biriktirmek tutkusu yüzünden gittikçe yayılıyor, büyüyor, örgütleniyor, kurumsallaşıyor, kapitalistleşiyor, stalinistleşiyor, propagandalaşıyor, mankurtlaşıyor, hödükleşiyor, şiddetleniyor, zehirleniyor, zehirliyor.
- Bu soruya cevap vermek de güçleşiyor o zaman
.
- 'İsa Hanginiz?' diye soran, 'İsa benim, hakikat benim, sevgi benim' diye cevap vermek zorunda kalacak olanı kuşatmıştır.

BOĞULMANIN HAZZINI YAŞIYORUM
- Eskiden deneme yazardınız. Şimdi neden roman yazdınız?
- Denemelerin girebileceği, giremeyeceği yerler var. Deneme sürüp giden bir üst-bakış. Oysa hayat bazen ona içeriden de bakıldığında biraz daha anlaşılabilir, aydınlanabilir oluyor. 10 tane daha Cemil Meriç'in, 13 tane daha Noam Chomsky'nin veya altı tane daha Adorno'nun çözemeyeceği şeyleri bir Tanpınar, iki Juan Rulfo veya 30 sayfa Faulkner çözebilir.
- Ama nereye kadar?
- Elbette ki hiçbir yere kadar. Bizler, yazı yazanlar, ellerimizde fenerlerle insan yüreğinin labirentlerinde ne kadar ilerlersek ilerleyelim, karanlık arkamızdan hep gelir. Bir kapıyı açtığımızda, arkamızdaki kapının yavaşça kapandığını hissederiz, onun sesini duyarız. Uzun ve düz bir yol değil bizim gittiğimiz. Bir sarmal. Hatta kendimizle birlikte sürüklediğimiz bir tek daire. Bizim özel Sisyphos'çuluğumuz, mesleki kaderimiz budur.
- Deneme yazmakla roman yazmak bu kadar farklı mı?
- Deneme yazarken, denizin üstündesinizdir. Suyun üstünde kalarak izlersiniz, gözlemlersiniz. Ama roman başka. Romanda başka bir lezzet var. Suyu dilinizle tadarsınız önce. Sonra, onun üstünde kalmazsınız. Zihninizin ağırlığını bir takım hareketlerle hafifletmez, suyun üstünde kalmak için, üst-bakışınızı elde tutmak için çırpınmazsınız. Suyun üstünde, hayatın üstünde değilsinizdir.
- Romancı boğulmasın sonra?
- Çoğu romancı, nefeslerinin kuvveti sayesinde, bu dikey yolculuktan sağ salim çıkarlar. Bilinçlerini yitirmemiş, daha da kötüsü -hiç değiştirmemiş, gözlerini kapatmamış olarak geri çıkarlar. Ben öyle yapmıyorum. Suyun, bütün acılığıyla ciğerlerimi de doldurmasına izin veriyorum. Direnmiyorum. Bilincimi geçici aralıklarla kaybetmenin metafizik hazzını yaşıyorum. Bazı başka beceriksiz dalgıçları, tam da bu yüzden seviyorum.


#Sayfa#

GUGUK KUŞUNU DİNLEYEREK AĞLADIM
- Akıl hastanesinden kaçış hikayesi ister istemez Guguk Kuşu'nu getiriyor akla. Hatta kitabınızda guguk kuşu da var.
- Romanı yazarken bunu ben de düşündüm. Ama ne yapabilirdim. Guguk sesi benim için dünyadaki seslerin en özeli. Hiçbir müzik, beni onun sesi kadar etkileyemez. Beni doğrudan o günlere, oralara götüren bir ses o. Sis bastıktan sonra ormanın derinliklerinden gelen bir sesti hep. Her şeyi geçici olarak, enfes süreksizliklerle durdururdu. Her şeyin yerli yerinde olduğunun, dolaylı ve özel bir işaretiydi. Dolgun ve büyümekte olan hayatımın metafizik bir hıçkırığıydı.
- Çocukluğunuzdan bahsediyoruz değil mi?
- Çocuk, deli doluluğumun güpgüzel bir hapşırmasıydı. Neşemin renkli bir kaçınılmazlığı. Hayretler içinde oturur dinlerdim o sesi, çocukluğumda. Annem eve geç geldiğinde dinlerdim. Babaannem yanımda yokken, sis çökmüşse eğer, ağlayarak ve korkarak dinlerdim. O hep; 'Olsun, ben buradayım, korkma!' derdi bana. Hâlâ oralara gittiğimde dinlerim guguk sesini. 1996 yılında o sesi bir Tarkovski filminde gördüğümde hayretler içinde kalmış, çok sevinmiştim. İnsanlar arasında gizli bir bağ var demek ki, diye düşünmüştüm.
- Televizyon programınıza da atıf yaparsak.. İşe yarayacak bir kaçış planı yok mu?Akıl hastanesinden kaçanlar hep yakalanıp geri mi götürülür?
- Sadece zihnen yapabiliyoruz bunu. Ama olsun. Benim inancıma göre zaten bu kadarıyla mükellefiz. Sonrasını duaya ve kadere bırakırız.
- O pastane, dağların içindeki o köy, o matbaa... Hepsi bir şeylerden mi mülhem?
- Hayır. Bu romandaki bir çok sahneyi uzun yıllardır kafamda taşıyordum. Onlar gelip içimde durmuş, yer etmişlerdi. Ayrı ayrı. Şekilsiz, biçimsizdiler başlarda. Ama zaman içinde ağırlaştılar, geliştiler ve -eğer olabildiyse tabii- bir canlının uzuvları halinde bambaşka bir şeye dönüşüp doğdular. Doğarken hepsi de evvelki şekillerinden, biçimlerinden, iddialarından vazgeçip bambaşka bir şeye dönüştüler.

GUGUK KUŞUNU DİNLEYEREK AĞLADIM
- Akıl hastanesinden kaçış hikayesi ister istemez Guguk Kuşu'nu getiriyor akla. Hatta kitabınızda guguk kuşu da var.
- Romanı yazarken bunu ben de düşündüm. Ama ne yapabilirdim. Guguk sesi benim için dünyadaki seslerin en özeli. Hiçbir müzik, beni onun sesi kadar etkileyemez. Beni doğrudan o günlere, oralara götüren bir ses o. Sis bastıktan sonra ormanın derinliklerinden gelen bir sesti hep. Her şeyi geçici olarak, enfes süreksizliklerle durdururdu. Her şeyin yerli yerinde olduğunun, dolaylı ve özel bir işaretiydi. Dolgun ve büyümekte olan hayatımın metafizik bir hıçkırığıydı.
- Çocukluğunuzdan bahsediyoruz değil mi? - Çocuk, deli doluluğumun güpgüzel bir hapşırmasıydı. Neşemin renkli bir kaçınılmazlığı. Hayretler içinde oturur dinlerdim o sesi, çocukluğumda. Annem eve geç geldiğinde dinlerdim. Babaannem yanımda yokken, sis çökmüşse eğer, ağlayarak ve korkarak dinlerdim. O hep; 'Olsun, ben buradayım, korkma!' derdi bana. Hâlâ oralara gittiğimde dinlerim guguk sesini. 1996 yılında o sesi bir Tarkovski filminde gördüğümde hayretler içinde kalmış, çok sevinmiştim. İnsanlar arasında gizli bir bağ var demek ki, diye düşünmüştüm.
- Televizyon programınıza da atıf yaparsak.. İşe yarayacak bir kaçış planı yok mu?Akıl hastanesinden kaçanlar hep yakalanıp geri mi götürülür?
- Sadece zihnen yapabiliyoruz bunu. Ama olsun. Benim inancıma göre zaten bu kadarıyla mükellefiz. Sonrasını duaya ve kadere bırakırız.
- O pastane, dağların içindeki o köy, o matbaa... Hepsi bir şeylerden mi mülhem?
- Hayır. Bu romandaki bir çok sahneyi uzun yıllardır kafamda taşıyordum. Onlar gelip içimde durmuş, yer etmişlerdi. Ayrı ayrı. Şekilsiz, biçimsizdiler başlarda. Ama zaman içinde ağırlaştılar, geliştiler ve -eğer olabildiyse tabii- bir canlının uzuvları halinde bambaşka bir şeye dönüşüp doğdular. Doğarken hepsi de evvelki şekillerinden, biçimlerinden, iddialarından vazgeçip bambaşka bir şeye dönüştüler.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Pazar Sabah Haberleri

Film izliyorum, kitap okuyorum. Erkeğe ihtiyacım yok
Herkese inat hayatını yaşıyor
Kameraların önünde büyüdü
40 yıl önce işlenen 'Sandık Cinayeti'nin sırrı hâlâ çözülemedi
Burası Budva, bacaklar fora!
Kenyalılar da onları izlemiş
Sahilin keyfi dalga sesleriyle çıkar
Çok yakında siber savaşlara hazır olun!
Sıcaklarda evde kanepede hayat
Bu yıl kadın sporculardan daha umutluyuz
Bütün isteğim buydu, Bodrum Bodrum...
Madonna sahnede marangoz gibi
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol