Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Osmanlı'ya yabancı hanedan

Osmanlı hanedanının ressamlığıyla ilgili iki gelişme oldu ve konu gündeme oturdu. Sultan Abdülaziz'in Krakow'daki eskiz defteri satın alınıp ülkeye getirilince bazı tabloların onun elinden çıktığı anlaşıldı. Bunda pek bir sorun yok. Asıl hengame Şehzade Abdülmecid'in Avluda Kadınlar isimli tablosu ortaya çıkınca koptu. Halife Efendi çıplak kadın bedenlerini tersim etmişti, olur muydu? Bu önemli bir tartışmadır ve Osmanlı modernleşmesinin ana meselelerine gider. Tanzimat döneminde başlayan ve Abdülaziz'in 1864'te Paris'e resim öğrenmesi için gönderdiği Şeker Ahmet Paşa'dan sonra gelişen resim yapma meselesi o modernleşme tarihi içinde önemli bir rol oynar. Çünkü Osmanlılar önce modernleşip sonra resim yapmış değillerdir. Önce resim yapmış, sonra modernleşmişlerdir. Bu Cumhuriyet dönemi için de geçerlidir. Dolayısıyla modernleşmemiz görsellik üstünden gelişmiştir. Tekrar edeyim, modernleşmemizi görsellik inşa etmiştir. Abdülmecid Efendi, Osmanlı ressamlarının en büyüklerinden biridir. Haremde Beethoven, Haremde Goethe gibi tabloları birer iç alan (enteriyör) resmi olarak hem Osmanlı son dönem yaşantısı hem de kültür tarihimiz açısından çok önemli birer belgedir. Şair Abdülhak Hamid'in portresiyse çok daha karmaşık alanlara açılır. Avluda Kadınlar resmi daha sorunludur ama bize çok şey anlatır. Şehzade, o tablonun esin kaynağı olan resmi yapan Gerome'u hiç tanımadı. Ama Şeker Ahmet Paşa, Boulanger ve Gerome'un öğrencisiydi. Gerome, 19. yüzyıl sömürgecilik âleminin bir uzantısı olarak tahayyül edilen ve gerçekte olmayan bir Doğu'yu resmediyordu, öylelikle de oryantalizmin en önemli isimleri arasında girmişti. Oryantalizmin 'orient'i (Doğu) hem olmayan bir ülkeydi hem de o niteliğiyle birtakım aşağılamaları içeriyordu. Bu bilinç içinde olmayarak mesela Osman Hamdi Bey de aynı kervana katılacak ve oryantalistlerden daha 'beter' resimler vücuda getirecekti. Abdülmecid Efendi gene aynı muhakeme içindeydi. O da olmayan bir dünyayı hayal ediyordu. O kadar ki, şimdi hakkında konuşulan tuvaliyle yaşadığı sarayda olmayan bir harem resmedecek kadar ileri gitmişti. Kendisine bir Batılının 'yanlış' gözüyle bakmaktan çekinmiyordu. Ben buna sadece 'kendi kendini Doğululaştırma' demekle kalmıyorum, 'iki kere Doğululaştırma' da diyorum. Bir açıdan korkunç bir şey. Kendinizi Batılılar'ın koyduğu, olmayan ve çok yanlış bir yere yerleştirip, "Evet, ben oyum" diyorsunuz.

BUGÜN BU TUVAL YAPILIR MIYDI?
Şimdi gelelim 'ecdad' meselesine, bugün bu tuval yapılır mıydı sorusuna... Önce şunu belirteyim: O tuvalin 'ecdad'la bir ilgisi yoktur. Halife de olsa, Abdülmecid Efendi, dedeleri, babası ve amcaları gibi, Batılılaşmıştır ve Batı aristokrasisinin temel davranış kalıplarını benimsemiştir. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başı hanedan fotoğraflarında, Rus, İngiliz, Fransız aristokrasilerinden bir farkları yok. Ama bu sadece onlar bakımından değil, Muhteşem Süleyman ve Fatih söz konusu olduğunda da geçerlidir. Sarayın yaşama biçimi özgündü ve çok yüksek bir kültür ve davranış düzeyine sahipti. 'Avlu' resminin de gösterdiği gibi Osmanlı kendisinden vazgeçmişti ve kendisine Batı'nın gözlükleriyle bakıyordu. Bugün 'Osmanlı' ve 'ecdat' dediğimizde bunları düşünmüyoruz. Onu İslami bazı kavramlar üstünden ele alıyoruz; 'at sırtında padişah', 'gaza', 'İslam'ın kılıcı' gibi kavramlarla 'okuyoruz' Osmanlı'yı. Daha aykırı ve uçta bir şey söyleyeyim: 20. yüzyıl Osmanlı'sının da o 'gazavat' Osmanlı'sıyla ilgisi yoktu. Severdi, sayardı, hürmet ederdi, o başka, ama, Osmanlı artık Batılı bir hanedandı. Osmanlı dediğimizde iki Osmanlı var karşımızda. 1830'lardan, (hatta Lale Devri'nden) 1923'e kadar olan Osmanlılar ile klasik dönem Osmanlılar'ı. Ama biz bilinçaltımızda başka ve romantik bir Osmanlı yaşatıyoruz. O Osmanlı'yı yeniden inşa ediyoruz. Muhakkak ki, İslam bütün hanedan için belirleyiciydi. Ama dinle gündelik hayat ilişkisi çok karmaşık bir hal almıştı. Hanedan başı açık, Batılı tarzda giyinmiş kadınlara sahipti. Belki halife olarak bulunduğu makamın mehabeti içinde o resmi yapmazdı ama Abdülmecid Efendi, şehzade olarak bugün de olsa o resmi yapardı. Çünkü, o sorunun veya eleştirinin yüklendiği muhakemeden uzaklaşmıştı. Doğru, yanlış o ayrı; Osmanlı Osmanlı'ya yabancılaşmıştı!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA