5 günlük hava durumu
18 Ağustos 2012 Cumartesi
YAZARLAR
ALİ KÖSE
ALİ KÖSE
Yazıyı Dinle
Bu haberin ses dosyası henüz hazır değil.

Yarın bayram... Erken kalkın çocuklar

"Bugün bayram erken kalkın çocuklar" melodisini ezberletmişti bize Barış Manço yıllar önce. Evet, öyle yapacağız yarın. Erken kalkıp yol alacağız. Belki yıl boyu hiç uğramadığımız mahalle camisine doğru. Öyle demiş 100 yaşına merdiven dayayan Bektaşi, âhiret hesabı yaparken: "Yılda iki kere camiye gittim. 100 yılda 200 eder. Cennete ben gitmeyeceğim de kim gidecek!" Eyvallah, Bektaşi de bizim, sofu da...
İşte şimdi Bayram namazındayız. Sofusuyla Bektaşi'siyle. Aynı kubbede, aynı kıblede, aynı Allah'a yakarıyoruz. Belki yıl boyu selamlaşmadığımız komşumuzla tokalaşıyoruz. İmam Efendi "bayramı fırsat bilin, içinizdeki öfkeleri dindirin, dargınlar barışsın", diyor. Sosyal barışın kontratını yapıyoruz sanki Bayram namazında.
Itri'nin şaheser bestesiyle Tekbir getirirken Yahya Kemal'i hatırlayacağız. Süleymaniye'de Bayram Sabahı diye yazmıştı büyük şair. Mimar Sinan'ın şaheserinden seslenmişti bize. "Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de" diyordu nazma aktarırken iç dünyasını. Müzikte, şiirde, mimaride atalarımızı hatırlayacağız. Mimar Sinan, Itri ve Yahya Kemal'le buluşacağız bu bayram sabahında. Ve hep birlikte çıkacağız cami avlusundan ertelenen sevgileri sunmak üzere.
Birazdan büyüklerimize gideceğiz. Bir gün önce de merhum büyüklerimize gitmiştik. Kaliforniyalı bir antropolog gelmişti Türkiye'ye yıllar önce. Glenn Yocum'du adı. Burdur'un iki köyünde Ramazan'ı yaşamış, makale yazmıştı. Adını da Easter Ramadan koymuştu. Katılımcı gözlem yapmıştı. Ramazan'da 30 gün oruç tutmuş, teravih kılmıştı. Ramazan'ı yaşayarak yazmıştı makalesini. Ondan öğrenmiştim neden mezarlığa arife günü gittiğimizi. Yaşlılarımızı sıraya koyuyormuşuz meğer. Ölülerimiz daha yaşlı olduğu için önce onlardan başlıyormuşuz bayramlaşmaya. Siz bizi bırakıp gittiniz, ama biz sizi bırakmadık, diyormuşuz onlara. Ne güzel bir âdet bu. Siz büyüklerimizi unutmadık diyen; ölüsüyle, dirisiyle varlığı bir bütün gören.
İşte birazdan sıra çocuklarımıza gelecek. El öpecekler, elimizi cebimize götürmemizi bekleyecekler. "Bazen parlak jelâtinli şeker, bazen avuca konan bozukluktu; ama unutma ki her sefer, sevgi kokulu bir çocukluktu" diyecekler. Bazen de okşanan bir başla yetinecekler. Ama bayramı onlar yaşayacaklar en güzelinden, kirlenmemiş dünyalarında... Kimi şeker toplayacak kapı kapı dolaşıp, kimi bahşiş devşiren Ramazan davulcusunun peşine takılacak. Sevinecekler, çünkü bayram sevinç demek. Farsça bezrâm kelimesini bayram yapmışız diyor Kaşgarlı Mahmut. Sevinç ve eğlence günü, yiyip içme günü anlamına geliyormuş bezrâm. Yiyip içeceğiz elbette. Çünkü haramların helal olduğu gün bugün. Açlık ve cinsellik içgüdülerimizi ıslah ettik 30 gün. Bu içgüdülerini kontrol edenin diğer içgüdülerini de kontrol edeceğini öğrendik. Nefsimizi, irademizi terbiye ettik aslında. Her gece Rabbe söz verdik sahurda: Senin için oruç tutacağım, diye. Ama Rab'den de söz aldık "Orucun mükafatını Ben vereceğim!" diye.
Beraber yaptık bu işi. Hep birlikte imsak, hep birlikte iftar yaptık. Madden ve manen temizlendiğimizi hissettik. Sadakalarımızı, zekâtlarımızı verdik. Sosyal dayanışmanın en fonksiyonel örneklerini sergiledik. "Merhaba" diye karşıladık, "Elveda" diye uğurladık Şehr-i Ramazan'ı. Ama "hoş geldin mübarek 11 aylar" diye muziplik yapmadan da edemedik onu uğurlarken. Ama hep inandık Ramazan'ın "evvelinin rahmet, ortasının mağfiret, sonunun kurtuluş" olduğuna. "Ramazan dolayısıyla kapalıyız" yazdı meyhanecimiz dahi kapıya. Hazreti Peygamberin "her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır" dediği güne girdik hep birlikte. Ertelenen sevgileri tezahür ettirmeye azmü cezmü kast eyledik. "Bayram gelmiş neyime, Anam anam garibem, Kan damlar yüreğime, Anam anam garibem" diyen garibimi de unutmadık o günde. Ne mutlu unutmayan ve unutulmayanlara.
Hayatı bir güne benzetir İsviçreli psikolog Carl Gustav Jung. Sabah gün doğar biz de doğarız. Akşam gün batar biz de ebediyete uzanırız. Biz de bayram gününü bir ömre benzetelim Jung gibi. Barış Manço'nun şarkısıyla başlasak güne, erken kalksak çocuklar gibi, gün doğarken. Öyle bir bayram yaşasak ve sonsuza uçsak gün batarken. "Bütün dünya buna inansa... hayat bayram olsa; insanlar el ele tutuşsa... uzansak sonsuza" şarkısını söylesek hep birlikte. Bayramı kurtuluş günü yapsak. Alvarlı Efe Hazretleri'nin dediği gibi "Bayram o bayram olur" sırrına ersek. Her günü bayram etsek. Bayram gelmiş neyime, demesek.
Ramazan ve bayram deyip geçmeyelim. Ruhen ve bedenen yenilenme fırsatı verdi bize bu kutlu günler. Aynı yenilenmeyi toplumsal ilişkilerde de yaşamamak için hiçbir neden yok. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir", ve "Mümin kardeşinin dertleri ile dertlenmeyen gerçek manada iman etmiş sayılmaz" mesajlarını veren bir inancın mensupları olarak farklılıklarımızı bir zenginlik sayarak kucaklaşmak zamanıdır bayram.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın

Yazarın Önceki Yazıları
Osmanlı Cumhuriyeti ( 22.12.2012 )
Vakt-i Hira, dünyaya bir mola ( 27.10.2012 )
Bir resim, bir karikatür ve bir de film ( 22.09.2012 )
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol