Hıncal Uluç ile haftanın gündemi

FUTBOL Giriş Saati : 18.06.2013 17.18 Güncelleme : 18.06.2013 17.18

Hıncal Uluç ile haftanın gündemi
Sabah Gazetesi'nin usta kalemlerinden Hıncal Uluç, geçtiğimiz haftaya vuran spor olaylarını Sabahspor.com okuyucularına değerlendirdi.

Uluç;

Galatasaray'ın Melo'dan önce Türk pasaportlu üst düzey oyuncuya ihtiyacı var. Bu takımda oynayan yabancılarla Türkler arasında uçurum olursa düzenli istikrarlı bir takım yapamazsın.
Galatasaray yıllardan beri özellikle savunmaya yönelik yerli transferde yok. Kendi iyi adamlarını da kaptırıyor. Kendi iyi adamlarını da gönderiyor, kıymetini bilmiyor, yok ediyor. Ceyhun'u yok etti, Serkan Kurtuluş'u yok etti hatta Uğur Uçar... Pırlanta gibi oynuyordu, bir sakatlandı, gönderdiler. Şimdi ne oldu; yok oldu.
Yerli transfere girmiyor Galatasaray... Hasan Ali Kaldırım'ı Galatasaray almalıydı. Caner'i Fener'e kaptırdı, onun yerine bir adam lazım, en iyi aday Hasan Ali Kaldırım, onu da Fener aldı! Bu nasıl transfer politikasıdır!

Özge AYDIN /SABAHSPOR.COM

#Sayfa#

Son dönemdeki olayların gölgesinde kaldı belki ama aynı dönemde iki çok önemli organizasyona ev sahipliği yapacağız. 20-30 Haziran tarihleri arasında Akdeniz Oyunları, 21 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında ise U20 Dünya Kupası ülkemizde düzenlenecek. Tesisler hazır, Türkiye açısından iki organizasyon ne ifade ediyor, nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
Akdeniz Oyunları artık yerel şenliğe dönüştü. Mersin ve civarı hareketlenecek. Eski heyecanı yok. Dünyada çok fazla itibarı yok. Bakalım; kaç tane televizyon, kaç dakika yayın yapacak? O işler bitti artık. Üst düzey sporcuların hepsi artık profesyonel yarışlarda iyi paralar kazanıyorlar.
Akdeniz Oyunları'na genç, geleceği olan insanlar ancak 'Geleyim de şurada kendimi göstereyim' diyor. Hiçbir ülkenin en iyi sporcusunu Akdeniz Oyunları'nda göremiyoruz. Mersin için iyi bir olay... O civara bir hareket getirir.
U20 Dünya Kupası çok önemli... Bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu bir turnuva... Türkiye hem bir sınav verecek 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası adaylığı; hem iyi bir sınav verecek 2020 Olimpiyat Oyunları adaylığı için...
Bir de tabii bu son Gezi Parkı olayları, protestoları ile turnuvanın alakası yok. Biz 1988'de Seul'e giderken bütün dünya televizyonlarının ana haberlerinde, Seul bölümleri vardı. Polislerle öğrenciler birbirlerine giriyordu. Ama nasıl... Bizdeki gibi de değil... Daha beter...
Buna rağmen biz Seul'e gittik, 20 gün orada yaşadık, haberimiz olmadı ki Olimpiyatların devamında da gösteriler devam etti. Olimpiyatları izliyorum, yazıyorum, yazdırıyorum, dönüyorum Basın Köyüne geliyorum, televizyonu açıyorum, Seul'de olaylar olmuş. 'Biz nasıl Seul'deyiz, bir şey görmüyoruz, duymuyoruz' diyorduk. Gene böyle maskeli polisler, öğrenciler birbirlerine girmişler. Bu olimpiyatlarla birlikte sürdü. Yani dünya buna alışık.
Önemli olan organizasyonu nasıl yapacağımız ve Organizasyonu bu protestolardan nasıl uzak tutacağımız. Gönül istiyor ki bitsin, Dünya Kupası'nı millet neşe ile keyifle yaşasın. Ama bitmese bile o organizasyondan yansımama lazım ki 'Türkler bu işi beceriyor' desinler.
Tabii bu arada Türk takımları için güzel bir yanı var; geleceğin yıldızlarını fiyatı ucuzken keşfetmek çok önemli... Bu bir ekip meselesi... Bu şampiyona Avustralya'da ya da Afrika'da yapılırken oraya adam göndermek, izletmek zor ama şimdi benim memleketimde...
Mesela Galatasaray'ın, mesela Fenerbahçe'nin, mesela Kayserispor'un, mesela Çatladıkapıspor'un beş tane merkezde, beş tane aklı başında adamı olması yeter.
Bu da kulüp yönetimlerine çok önemli bir avantaj sağlıyor, geleceğin yıldızlarını ucuz fiyatlarla transfer etme konusunda...

#Sayfa#

Süper Kupa Finali'nin Azerbaycan'da oynanması planlıyordu, gelen haberlerde olumluydu ama daha sonra 'Sürenin kısıtlı olması' gerekçe gösterilerek ret yanıtı verildi. Azerbaycan'ın federasyonu geri çevirmesinin sebebi ne olabilir?
Bu nasıl aptalca bir iştir! Bir federasyon bunun ön temasını yapmadan, konuşmasını yapmadan kamuoyuna açıklar mı? İşte buyur... Azerbaycan'ın reddettiği bir ülke durumuna düştü Türkiye... Türkiye düştü, Yıldırım Demirören ya da Futbol Federasyonu değil... 'Azerbaycan, Türkiye'yi reddetti.' Bu nasıl iş!
Üstelik Makedonya'dan çağrı vardı.
Nereye gideceksin git ama önce bir konuş, ara... 'Ben Moskova'da oynamayı düşünüyorum Sayın Putin... Ne dersiniz' de... 'Harika olur' der, açıklarsın. 'Biz Moskova'ya teklif yaptık' diye... Böyle olur bu işler.
Bakü gibi 'Bir millet iki devlet' sloganlı bir ülkeden bize 'Hayır' cevabı geliyor. Bana sorsalar ben de 'Hayır' derim. Kanıma dokunur. 'Ben senin sömürgen miyim! Bana sormadan açıklama yapıyorsun!'
İngiltere şimdi 'Kraliçe Kupası'nı Bombay'da oynayacağım' dese... 'O devirler değişti Sayın Kraliçe... Hindistan artık sömürge değil' demezler mi adama... Ama 'Biz burada oynamayı düşünüyoruz, siz ne dersiniz?' diye sorarlarsa; süreç de uygunsa 'Buyurun, şeref verirsiniz' denir. Bombay'da oynar. Adamlar bir de kırmızı halı döşerler; 'Manchester United ve Liverpool gelip burada kupa finali oynayacak' diye...
Ama sormadan açıklarsan sömürge muamelesi yapıyorsun adama...
Ama yok, bu idarecilik sanatından nasip almamış, Beşiktaş'ı batırmış, Beşiktaş'tan gönderilmiş bir adamı sen federasyon başkanı yaparsan işte bunlar başına gelir!..


Galatasaray'ın transfer politikası ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Chedjou, Erman Kılıç alındı. Son dönemde sol bek üzerinde yoğunlaşıldı, ayrıca Melo ile de görüşmeler devam ediyor.
Galatasaray'ın Melo'dan önce Türk pasaportlu üst düzey oyuncuya ihtiyacı var. Bu takımda oynayan yabancılarla Türkler arasında uçurum olursa düzenli istikrarlı bir takım yapamazsın.
Galatasaray yıllardan beri özellikle savunmaya yönelik yerli transferde yok. Kendi iyi adamlarını da kaptırıyor. Kendi iyi adamlarını da gönderiyor, kıymetini bilmiyor, yok ediyor. Ceyhun'u yok etti, Serkan Kurtuluş'u yok etti hatta Uğur Uçar... Pırlanta gibi oynuyordu, bir sakatlandı, gönderdiler. Şimdi ne oldu; yok oldu.
Yerli transfere girmiyor Galatasaray... Hasan Ali Kaldırım'ı Galatasaray almalıydı. Caner'i Fener'e kaptırdı, onun yerine bir adam lazım, en iyi aday Hasan Ali Kaldırım, onu da Fener aldı! Bu nasıl transfer politikasıdır!
Drogba'yı al, Sneijder'i al, Chedjou'yu al... Oynatamadıktan sonra ne işe yarar! 'Tribünde otursun' diye mi alıyorsun adamları! Vitrin mi yapıyorsun?
Galatasaray'ın transfer politikasını tasvip etmem söz konusu değil...
Melo...
Melo bence lüzumsuz bir adam... Hani Brezilya Milli Takımı'nda ne yapıyor Melo! Adı mı geçiyor!

Fikret Orman, yeniden Beşiktaş Başkanlığına seçildi. Serdal Adalı, UEFA Disiplin Kurulu'na sevk edilmese durum farklı olur muydu? Kongreyi o bitirdi. UEFA'nın açıklaması Serdal'ın bütün şansını bitirdi. Serdal ekibinin önde gelen isimleriyle konuştum cuma günü, "Kongre bitti. Laf ola geliyoruz" dediler.

#Sayfa#

KUZEY KIBRIS'A SAHİP ÇIKALIM

Çok önemli bir olay var. Ne yazık ki gazetelerimizin hiçbirinin umurunda değil. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, FIFA ve UEFA tarafından tanınmıyor. Bu yüzden takımlar gidip Kuzey Kıbrıs'ta bırak özel maçı, sezon hazırlığı bile yapamıyorlar. Antalya'ya, Türk takımları dâhil Avrupa'dan senede iki bin takım gelirken Kıbrıs yasak!
'Efendim Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni Birleşmiş Milletler tanımıyor, kimse tanımıyor biz de tanımıyoruz.' Gerekçeleri bu ve oradaki topluma insanlık dışı, çağdışı bir ambargo koyuyorlar.
On gün evvel, çok ilginç bir olay yaşandı. Ne yazık ki Türk medyasına aksetmedi. Çünkü Türk medyasının gözünü Fenerbahçe'den başka bir şey gördüğü yok! Cebeli Tarık'ı UEFA üyeliğe kabul etti.
İspanya kıyametleri kopardı; 'Üyeliğe kabul ettiğiniz Cebeli Tarık adlı ülke bana ait topraklarda İngiltere'nin zorla kurduğu bir sömürgedir. Bunu UEFA üyeliğine alamazsınız. Alırsanız eğer ben bir daha Real Madrid'in ve Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'ne katılmasına izin vermem.' Tehdidin büyüklüğüne bakar mısın! İspanyol takımlarının olmadığı bir Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ne hale gelir.
Bu tehdide rağmen UEFA, İspanya topraklarındaki İngiliz sömürgesi Cebelitarık'ı üye kabul etti. Yani resmi üyesi... Bundan sonra Şampiyonlar Ligi'nde bir Cebelitarık takımı mesela Real Madrid ile oynayabilecek. Bunu yapan UEFA, Kıbrıs'ta, Galatasaray-Çetinkaya özel maçına izin vermiyor! Galatasaray'a diyor ki 'Kıbrıs'a gidersen seni boykot ederim!' Bu Türk spor medyasında tek satır yer almıyor.
Bir Türk siyaset adamı 'Bu Kıbrıs Türklerine uyguladığınız ambargo çağ dışıdır, insanlık dışıdır' demiyor!
Tamam 'ilkem var, prensiplerim var' falan da peki bu Cebelitarık ne? Buraya kadar sustuk. Ama şimdi? İspanya'nın tehdidine rağmen Cebelitarık'ı alıyorsun, ama 'Yunanistan'ın tehdidi var' diye Kuzey Kıbrıs'ı alamıyorsun! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!..
Ben Kıbrıs'taydım bu Cebelitarık olayı yaşandığı zaman... Adamlar diyor ki 'Türkiye'de senede şu kadar para göndererek üzerine düşeni yaptığını zannediyor.' Buyur! 'Bu mu Hıncal ağabey' dediler. Haklılar. Duydun mu bir Türk televizyonunda, bir Türk gazetesinde şu şimdi söylediklerimi, duydun mu!..
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne sahip olmamız lazım. Sahiplik yalnız siyasetle olmaz, sahiplik sadece parayla olmaz. Onların insan hakları gasp ediliyor ve kimsenin sesi çıkmıyor.
Cebelitarık'ı üye kabul eden UEFA, Kuzey Kıbrıs ile özel maç yapılmasına dahi izin vermiyor. Böyle bir şey olur mu? Neden; çünkü biz sesimizi çıkartmıyoruz. Ensene vur, lokmanı al, bu yanağına tokat vurana öbür yanağını çevir!
Kıbrıs'ın siyaseti ile yakından ilgiliyiz; kim kazanıyor kim kazanmıyor? Eroğlu mu, efendim Denktaşlar mı? Peki Kıbrıs'taki insan ne oluyor? Esas sahiplenmemiz gereken Kıbrıs'taki insan... Ne yapıyor onlar da senin devletin sahiplenmeyince... Güney Kıbrıs pasaportu almaya başlıyorlar ki hakları var yasal olarak Kıbrıs vatandaşı oldukları için... Güney Kıbrıs pasaportu ile Avrupa Birliği'ne de üye olduğu için bir Avrupa ülkesi vatandaşı oluyor. Yavaş yavaş Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nüfusu azalıyor. Hepsinin hemen hemen cebinde artık çift pasaport var. Yarın Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna da ihtiyaçları kalmayacak. Kıbrıs pasaportu daha avantajlı hale gelecek. Çünkü Türkiye sahiplenmeyince ne yapacak o pasaportu? Başına bela pasaportu!..

#Sayfa#

Galatasaray, Banvit'i mağlup ederek 23 yıl aradan sonra şampiyonluğa ulaştı. Şampiyonluk kadar Federasyon Başkanı Turgay Demirel'in kupa seremonisine katılmaması de konuşuldu. Galatasaray'ın şampiyonluğu ve Demirel'in kupayı vermeye gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi, en önemli şey o... Aslında Türkiye'de spor basını olsa, buna benim gazetem Sabah da dâhil, 'Bu ne utanmazlık!' diye başlık atardı.
Basketbol Federasyonu Başkanı, 'kupayı Galatasaray alıyor' diye final maçına gelmiyor, Galatasaray'a kupa vermemek için!.. Türkiye'de Spor Bakanı olsa... Bir kere daha söylüyorum; Türkiye'de Spor Bakanı yok! Suat Kılıç kendini bakan zannetmesin.
Turgay Demirel'e 28.5 milyon liranın hesabını soramadı. O hesabı alıp hala bana gönderemedi. Şimdi de 'Niye gidip kupayı vermedin. Sen nasıl federasyon başkanısın' diye soramaz. Turgay da bu hesabı sorulmayacağını bildiği için gitmiyor.
Peki kim soracak hesabı; dördüncü güç medya. Nerede medya? Haberi yok medyanın!.. 'Bu ne utanmazlık. Neredesin Tugay Demirel?' desene... Ayıptır ya! O Turgay Demirel ki Galatasaray Basketbol Takımı'nın kaptanlığını yapmış, Galatasaray ile şampiyonluklar yaşamış bir adam.
O Turgay Demirel ki 'Galatasaray'ın en saygın başkanlarından Ali Uras'ın yeğeni' diye Galatasaray'a alındı. Kökeni bu kadar Galatasaraylı olup da Galatasaray'dan bu kadar nefret eden ve bunu da her yerde yansıtan bir adam yıllardır Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanlığı'nı yapıyor. Neden? Çünkü meydan boş... Diyorum ya; Türkiye'de Spor Bakanı yok.

Ergin Ataman üç önemli takımda üç şampiyonluk yaşamış oldu ve tarihi bir başarı elde etti. Galatasaray'ın lig ve final serisinde ortaya koyduğu performansı nasıl buldunuz? Tabii serinin 3-1'e gelmesi de ilginçti.
Şimdi, Avrupa'nın en krizdeki ülkesi hangisi; Yunanistan... Devlet televizyonunu kapattılar geçen hafta. Hükümetin dili olabilecek bir televizyonu kapatması ne demek? Bu kriz içindeki Yunanistan'ın, kriz içindeki takımı Olympiakos iki senedir Euroleague şampiyonu oluyor. Yani Avrupa basketbolunun, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu. UEFA Kupası'nın değil. Türkiye, Euroleague'de final-four'a kalamıyor!
Galatasaray 23 sene evvel son kupayı kaldıran kaptan Lutfi Arıboğan. Çocuklar maçtan sonra şampiyonluk kupasını, maçı izleyenler arasında bulunan Galatasaray'ın CEO'su Lutfi'ye de verdiler. Lutfi böyle havaya kaldırdı ve kupaya bakışını televizyonda yakaladım. Arkasından da telefon ettim ve dedim ki "Lutfi kupaya eve götürecek gibi sarıldın." "Ağabey bunca senelik hasret" dedi. "Bak Lutfi, Türkiye şampiyonluğu seni kesebilir ama beni zerre kadar kesmiyor. Ne basketboldaki ne de futboldaki. Avrupa'da ne yapacağınız önemli. 'Euroleague'de final-four kalın' da demiyorum. Gelecek sene Euroleague Kupasını Türkiye'ye getirecek misiniz, getirmeyecek misiniz? Olympiakos'un yaptığını yapamayacaksanız, beni kandırmayın. Türkiye'de şampiyon olmak zor bir şey değil" dedim.
Türkiye'de doğru dürüst basketbol oynayan takım yok. Finalde Galatasaray karşısına yedi kişilik Banvit'in çıkması, en imkanları kısıtlı kulübün çıkması bunu göstermiyor. Nerede Efes, nerede Fenerbahçe, nerede Beşiktaş da Banvit oynuyor finalde!..
Yani Galatasaray o kadar basketbolda şampiyonluğa aç kulüp ki 'Biz son maçı İstanbul'da oynayıp kupayı İstanbul'da alayım' hesapları yapacak durumda değiller. Kimse onu aklına bile getirmesin. Orada bitirebilselerdi bitirirlerdi. Bitiremediler, İstanbul'da da bitiremeyebilirlerdi.
Bakmayın siz farkın 18 sayı olduğuna... Banvit atamadı da ondan, Galatasaray attı da ondan... Sene başından beri Cenk Akyol'un adını duyan var mı? Cenk Akyol yedide altı attığı zaman üçlüğü Banvit'te üçlük oranı onda sıfır. Yani biri takım olarak onda sıfır atıyor, birinde bir adam tek başına yedide altı atıyor. Yani üçlüklerde Cenk Akyol 18, Banvit sıfır. Maçın skor farkı ne; 18...İşte bu... Cenk Akyol'un Banvit'e karşı üçlükteki farkı maçın skoru oldu.
Hani nerede Galatasaray iyi oynadı da kazandı, Banvit kötü oynadı da kazandı! İşte Türkiye'de basketbol ne yazık ki bu! 'Atan kazanıyor' oynuyoruz biz... Niye kenarda koçlar var, niye böyle diziliyorlar o kâğıtlara bir şeyler çiziyorlar, siliyorlar bir daha çiziyorlar!
Biz çocukken fors oynardık. Üç sayı çizgisinden, ata ata ilerlerdik. Attıkça ilerlersin, attıkça ilerlersin öbür köşeye kim gelirse o kazanır. Tamam işte! Öyle dizilsinler, atan kazansın. Gereksiz yere birtakım adamlar koşuyorlar. Yoruluyorlar boşu boşuna!.. Basketbol adına başka bir şey yok çünkü... Yediye altıya, ona sıfır istatistik. 18 sayı fark, maçın sonucu da 18 fark... Cenk Akyol sene başından beri yok.
Tam tersi de olabilirdi. On da yedi olabilirdi Banvit, yedi de sıfır olabilirdi Cenk Akyol. O zaman kim kazanırdı İstanbul'daki maçı? Onun için Galatasaray'ın eline gelmiş bir maçı 'Ben bunu almayayım. İstanbul'da bitiririm...' demeye şansı yok. Türk basketbolunun öyle bir şeyi yok.
Koş, koş, at. Atan kazanıyor basketbolunda her maç her şey olabilir. İşte bir sayı ile biten dördüncü maçın yıldızı Gordon'du. 10 dakikada 34 sayı attı. Neredeydi Gordon İstanbul'daki maçta! Galatasaray'ın Banvit'ten farkı bu... Maçı kurtaran bir adam çıkıyor Galatasaray'da... Arroyo çıkıyor, olmadı Gordon çıkıyor, olmadı Cenk Akyol çıkıyor, olmadı N'dong çıkıyor. Biri çıkıyor. Banvit'te maç kurtaracak adam fazla yok. Banvit'te maçı kurtaracak adam bir buçuk tane var o da olmadı mı yandı Banvit! Bu Banvit final oynuyor düşünebiliyor musun? Anla Türkiye'deki basketbolun halini... Onun için Galataaaray'ın ne olduğunu biz seneye Euroleague'de göreceğiz.

#Sayfa#

Fenerbahçe'nin UEFA Disiplin Kurulu'na sevk edilmesinin yankıları devam ediyor. Hafta içinde Aziz Yıldırım, federasyon ve eski başkanlardan Ali Şen ile görüştüğü haberleri basına yansıdı. Ayrıca bir basın toplantısı yapılacağı açıklanmasına rağmen bundan vazgeçildi. Gelişmelerle ilgili neler söyleyeceksiniz?
Yardım için yanına gittiği iki kişinin de Aziz Yıldırım'ın aslında nefret ettiği insanlar olduğunu bütün dünya biliyor. Ama kimse lafımdan alınmasın, 'Teşbihte hata olmaz' demiş eskiler, 'Denize düşen yılana sarılır!' diye bir laf var. Aziz Yıldırım da demek ki kendi yılanlarına sarılacak kadar tehlikede hissediyor kendisini...
Yıldırım Demirören'in ayağına gitmesi, Ali Şen'den yardım istemesi, bunlar akla hayale gelmeyecek şeyler... Demek ki tehlike çanları fena çalıyor.
Bugün (Dün) öğleden sonra bir basın toplantısı yapacaktı, neler söyleyeceğini aşağı yukarı herkes tahmin ediyordu, günler öncesinde ilan edilmişti, birden iptal edildi basın toplantısı... Durum Aziz Yıldırım'ın da sandığından da vahim görünüyor. Böyle bir şaşkınlık dönemindeler.
Bunların hepsini bir kenara bırakıp, iyi bir savunma yapmaları lazım. UEFA Disiplin Kurulu'ndan ceza gelirse, UEFA Tahkim Kurulu'ndan ya da CAS'tan ancak bu şekilde sonuç alabilirler.
İşler Türkiye'deki gibi baskı ile hatır ile gönül ile yürümüyor orada... İyi savunma yapman gerekiyor.

İnfantino'nun yaptığı açıklamalar, 'Herhangi bir ceza verilmeyecek' şeklinde yorumlandı ama hemen ardından UEFA'dan bir uyarı geldi. Basında yanıltıcı haberlerin yer aldığı ve mahkemenin bağımsız bir şekilde karar vereceği ifade edildi.
Bu haberler Türk spor medyasının yüz karası... Bu haberler sızdırılmıştır ve Fenerbahçe medyası tarafından manşete taşınmıştır. Herkesi nasıl bilirsin; kendin gibi!.. UEFA Disiplin Kurulu'nu da Platini'nin ya da UEFA yönetiminin talimatıyla hareket edebileceğini düşünüyorlar. Olmaz. Bunu gerçekten sağlamış olsan bile saklayacaksın, gizleyeceksin... Bırak böyle tanıdığın müdürleri arayıp gazetelere manşet yaptırmayı...
UEFA bir defa yalanlamak zorunda olduğu için yalanladı. Mahkeme özgürdür. Dünyanın her yerinde mahkemeler, yargı özgürdür. Özgür olmadıkları zaman yargı olma özelliğini kaybederler çünkü... Onun için yargıyı en çok baskı altında tutan ülkelerde dahi yöneticiler, 'Yargı özgürdür' der.
Hangi yönetici, 'Yargı benim emrimde' der! Hitler de demedi, Stalin de demedi. O Almanya, o Sovyetler'de de lafla yargı özgürdü!
Türk spor medyası, UEFA'yı böyle bir açıklama yapmaya mecbur etti. Orada bir takım lobiler yapılmış da, mesafe alınmışsa bile UEFA'yı böyle bir açıklama yapmaya mecbur ettiler. Yapılan lobileri boşa çıkardılar. Varsa eğer...

#Sayfa#

Türkiye, milli takım açısından bir yaptırım gelebilir mi? Bu yönde de korkular var. Galatasaray daha önce bu nedenle olaya müdahil olmuş ve uyarılarda bulunmuştu.
Şike ile ilgili en ağır cezalar İtalya'ya verildi. Büyük kulüpler küme düşürüldü, puan silme cezaları verildi. Türkiye'de Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın Birinci Lig'den ihraç edilmesi gibi ağır bir ceza aldı İtalyan kulüpleri; İtalya Milli Takımı herhangi bir ceza aldı mı? Hayır. O iş ayrı, o iş ayrı...

Fenerbahçe'de bir yandan UEFA süreci işlerken, bir yandan da transferler yapılıyor. Bruno Alves'in ardından Kadlec kadroya dahil edildi. Solda Hasan Ali Kaldırım ve Caner varken Kadlec'in alınmasını doğru buluyor musunuz?
Fenerbahçe durmadan sol bek alıyor. Önce Caner'i aldılar, sonra Hasan Ali Kaldırım'ı aldılar. Sonra Ziegler'i kiraladılar, şimdi de Kadlec'i aldılar! Mantığı nedir bilemiyorum.
Bonservisiyle birlikte yıllık maliyeti 6.5 milyon euro...
8 milyon euro da Bruno'ya verilecek. Maç başına da 15 bin euro verilecek. Nereden bakarsan bak 10-15 milyon euro'yu aşan bir transfer... Anlamak güç... Mantığını anlamak da güç.
'Başımıza bir şey gelirse ara transferde satarız' mı diyorlar, ne diyorlar, bilemiyorum. Ama Aziz Yıldırım'ın başına işler açıldıktan bu yana Fenerbahçe'yi sırf kendisi için kullandığını artık Fenerbahçe camiası anlamalı... Baştan da kullanıyordu.
Hafta sonunda Galatasaray-Banvit final serisinin muhtemelen sonuncusu oynandı. Galatasaray seride 3-1 öndeydi ve Abdi İpekçi'deki maçı da alırsa kupaya ulaşacak. Tribünde gördüğümüz tablo; Ünal Aysal oturuyor, yanında Ali Dürüst oturuyor, yanında Faruk Süren oturuyor.
Bu tablo ne; eski başkan Faruk Süren, Ünal Aysal'ın kuyusunu kazmak üzere Ali Dürüst, Adnan Öztürk, Abdurrahim Albayrak, vs... vs... organize etti. Bunun üzerine Ünal Aysal bunları tasfiye etti ve seçim kararı aldı. Yani 'can düşmanı' diye söylenen, duyulan, yayılan üç tane adam yan yana oturmuşlar, Galatasaray'ın şampiyonluk maçını seyrediyorlar, Galatasaray kazanınca o üç adam kalkıyor, önce oyuncuları alkışlıyor, sonra birbirlerine sarılıp, birbirlerini kutluyorlar. Bunların hepsi naklen yayınladı.
Şimdi Fenerbahçe'de Aziz Yıldırım'ın muhaliflerine bakın bakalım. Sadettin Saran ihraç edildi Fenerbahçe'den... Kulüpten ihraç edildi. Hakan Bilal Kutlualp ihraç edildi. Bunlar Fenerbahçe'ye büyük katkılar yapan insanlar. Uğur Dündar bir eleştirisi ile kovuldu.
Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu da artık yok.
Onlar ayrı; onları kullandı attı. Çünkü Mahmut Uslu ve Murat Özaydınlı o kadar Aziz Yıldırım'ın borazanı oldular ki Fenerbahçe medyasında bile itibarlarını kaybettiler. Aziz Yıldırım cin tabii bunu anlar anlamaz; 'Sizin son kullanma tarihiniz geldi' dedi, onları kenara koydu, başkalarını aldı. Ama kendisine muhalif olan hiç kimseyi yaşatmadı. Öyle bir Aziz Yıldırım!
Şimdi de işte mahkumiyete karşı; 'Fenerbahçe demek, ben demek, ben demek Fenerbahçe demek' havası yaymak için elinden geleni yapıyor. Bir yandan da tabii camiaya sempatik görünmenin en iyi yolu transfer.
Ama 'Kadlec'i aldı' diye Aziz Yıldırım'a 'Vay ne güzel yaptın' diyen bir Fenerbahçeli olduğunu düşünemiyorum. Ben Kadlec'in adını ilk defa duyuyorum. Yani bir sol bek transferi yapacaksan Roberto Carlos gibi birini alırsın, tamam, itirazım yok. Kadlec kim? Beraber yürüyelim Ortaköy'den Bebek'e kadar Kadlec ile... Birisi 'Hıncal ağabeyin yanında Kadlec var' derse tamam, özür dilerim, kendimi orada ceza olarak elbiselerimle denize atarım.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sosyal Medya
  • Twitter’dan takip edin
  • Google + dan takip edin