- İletişim
- Fax: 0212 354 36 19
- SMS: EA yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL) MH:02165317373
Amaç: Hukuktan da bağımsız olabilmek
Üst düzey yargı mensupları, siyaset yapmak istediklerinde (ki hep isterler!) daima '
genel doğrular'dan söz ederler. Ne demek genel doğruları söylemek?
Örneğin, '
Yargı bağımsız olmalıdır' derler. Bu bir genel doğrudur.
O söze karşı çıkılabilir mi? "Hayır efendim, yargı bağımlı olmalıdır" denebilir mi? Elbette ki hayır!
Peki, bir genel doğruyu dile getirmenin nesi siyaset?
İşte olayın püf noktası burada: O doğru, başka doğruların üstünü örtmek için kullanılıyor.
"Yargı bağımsız olmalıdır" diyenlere iyi bakın. Çoğunun '
laikçi', '
elitçi', (siyaseten) '
devletçi', tipler olduğunu göreceksiniz.
İçlerinde
Sami Selçuk gibi hakiki hukukçular ve samimi demokratlar da var elbette.
Ancak ekseriyeti
jakobendir,
askercidir. Demokrasiden anladıkları, kendi iktidarlarıdır,
CHP'den başka bir parti hükümet olduğunda, demokrasinin yozlaştığını, karşı devrime yol açtığını söylemeye başlarlar.
***
Peki, bıkmadan usanmadan yargı bağımsızlığından söz ederek, hangi doğrunun üstünü örterler?
Unutturmaya çalıştıkları büyük hukuk doğrusu,
yargının tarafsızlığıdır.
Yargı, adaleti sağlamak için, hem evrensel hukuk normlarına uymalı, hem de tarafsız olmalıdır.
Adalet Tanrıçası'nın gözleri, işte bu tarafsızlığı simgelemek amacıyla kapatılmıştır.
Ancak bizimkilerin ağzından, bu tarafsızlık sözünün döküldüğünü kolay kolay duyamazsınız:
Çünkü onlar bağımsız ama taraflı olmak isterler!
Taraflılık, davaları, yukarıda saydığım
ideolojik ilkeler çerçevesinde ele almalarıyla belirgin hale gelir.
'
Tarafsız olmalıyız' diyen meslektaşlarını, hep birlikte eleştiri yağmuruna tutarak sustururlar.
Örnek mi? Hatırlayın:
Anayasa Mahkemesi Başkanı
Haşim Kılıç geçen yıl tarafsızlıktan söz etti diye, nasıl da yerden yere vurulmuştu!
***
İkide bir bağımsızlıktan söz etmeleri
1950'de başlar.
1923'ten
1950'ye, CHP hegemonyası altında çalışanlar, seçimleri
Demokrat Parti kazanınca, aniden bağımsızlığın önemini keşfetmişlerdir.
Bağımsızlığa vurgu yaparken de tarafsızlığı gayet bilinçli bir şekilde es geçerler.
Çünkü kendilerinden olmayanları, yargıyı kullanarak cezalandırmak isterler.
Sincan'daki yargıcın Başbakan
Erdoğan hakkında
olumsuz bir karar vermekten
gurur duymasının sebebi budur.
"Seçimleri kaybedip duruyoruz ama çok da önemli değil, nasıl olsa yargı silahı bizim elimizde" diye düşünürler.
Yani hedef bellidir. Bütün iş, o hedefin hangi hukuki
atraksiyonlarla vurulacağıyla ilgili.
Sonuçta,
Murat Belge'nin de belirttiği gibi, sadece 'Yasama'dan ve 'Yürütme'den değil, '
Hukuk'tan da bağımsız olmaya çalışırlar. (Taraf, 22 Mayıs)
Çünkü 'Hukuk', tarafsızlık demektir. Ama tarafgir olmak isteyen, mecburen Hukuk'a karşı hülle yapar.
Mesela askeriye, son
47 yılda,
dört kere (1971, 1980, 1997, 2007) Anayasa'yı çiğnedi.
Ama
1962'deki kuruluşundan beri Anayasa'yı,
TSK'den daha fazla çiğneyen bir kurum var:
Anayasa Mahkemesi!
Not: Bana inanmıyorsanız,
Serap Yazıcı'nın '
Demokratikleşme Sürecinde Türkiye' adlı kitabını okuyun.
Orada sürüyle örnek bulacaksınız. (Bilgi Üni. Yay.)
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın