- İletişim
- Fax: 0212 354 36 19
- SMS: EA yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL) MH:02165317373
Karl Marx'tan Lucescu'ya çarpık düşünce
Dün
Bilgi Üniversitesi'nin,
Karşı Sanat ile birlikte düzenlediği '
Görsel İdeoloji Sempozyumu'nun dördüncü oturumunu izledim. Görsellik ve ideoloji deyince ilk akla gelen temalardan biri
mizah oluyor.
Hangi karikatürlere ve fotoğraflara gülüyoruz? Mizah ile sınıf (ve zümre) arasında nasıl bir ilişki var?
Özgür Taburoğlu,
Ali Şimşek,
Göksel Aymaz,
Mehmet Öztürk ve
Levent Cantek'in sunumları zihin açıcıydı.
Bu araştırmacılar çeşitli dönemlerde kimlerin kimlere güldüğünü örneklerle anlattılar.
Sözü geçenler arasında;
Cem Yılmaz,
Kemal Sunal,
Mehmet Çağçağ,
Necdet Şen,
Halil Altındere'nin karikatürden etkilenen sanat çalışmaları, '
Avrupa Yakası' dizisi,
Gırgır,
Leman ve eskilerden
Papağan ile
Akbaba dergileri, '
Recep İvedik' tiplemesi vardı.
***
Tartışmalar sırasında
Karl Marx'ın önemli bir uyarısına değinildi:
Bir konu üzerinde düşünürken,
mantığın nesneleri ile
nesnelerin mantığını birbirinden ayırmalıyız.
Birçok durumda, bir 'gerçek' ile 'o gerçeğin imajını' birbirine karıştırıyoruz.
Yani nesnelere bazı anlamlar yüklüyoruz, sonra da gerçek sanki o anlamlardan ibaretmiş gibi davranıyoruz.
Şimdi bunun bir örneğini vereceğim.
Geçen çarşamba gecesi Fenerbahçe'nin stadında
UEFA Kupası Finali oynandı.
Futbol uzmanı olamayanlar dahi sahada kapışan takımları tanıyordu:
Alman Takımı
Werder Bremen'de Türk futbolcu
Mesut Özil oynuyordu.
Ukrayna Takımı
Shakhtar Donetsk'in başında ise hem
Beşiktaş'ı, hem de
Galatasaray'ı çalıştırmış ve şampiyon yapmış olan Ruman hoca
Lucescu vardı.
Shakhtar, Bremen'i
2-1 yenerek UEFA Kupası'nı kazandı.
Bu tip durumlarda hep olduğu gibi ertesi gün tartışma başladı: Acaba Lucescu, başarısız
Aragones'ten sonra
Fenerbahçe'ye gelir mi? Ya da hoca arayışında olan Galatasaray'a döner mi?
Lucescu adını duyar duymaz, hem F.Bahçelilerden, hem G.Saraylılardan
yüzlerini ekşitenler olduğuna bizzat şahidim.
Sebebini sorduğumda konu hep aynı noktaya geldi:
"Lucescu sevimsiz bir 'savunma futbolu' oynatıyor. Bu yüzden takımı onun yönetmesini istemiyoruz." G.Saraylılar ise onu hep
Fatih Terim ile karşılaştırdılar ve özetle, "Terim hücum futbolu oynatırdı, takım bol gol atardı, Lucescu ise savunma oynattığı için takım az gol atarak da olsa galip gelirdi" dediler.
***
Yanılıyorlar!
İşte
imajlarla düşünmeye çalışmak ve sonuçta, mantığın nesnesi ile nesnenin mantığını birbirine karıştırmak tam da budur!
İspatı
2002-2003 sezonudur:
O sezonu Lucescu'nun çalıştırdığı
BJK, birinci bitirdi. Yani kupayı Lucescu aldı! Terim'in eli boş kaldı.
Asıl önemli olay ise
25 Mayıs 2003 günü oynanan BJK-GS derbisiydi. O derbiye çıkarken BJK
58 gol atmış,
18 gol yemişti. GS ise
59 gol atmış ve
25 gol yemişti.
Yani hücum futbolu oynadığı söylenen GS, savunma oynadığı söylenen BJK'den
sadece bir gol fazla atabilmişti.
25 Mayıs günü o fark da bitti:
BJK maçı
Sergen'in golüyle
1-0 kazanarak yalnızca şampiyonluğu garantilemedi, aynı zamanda golcü (!) GS'yi de yakaladı. Bu tip örneklere karşın hâlâ "Lucescu savunma, Terim hücum oynatıyor" diyenler, düşünürken, gerçeği değil imajları tercih edenlerdir.
Hele bunlar arasında, Rumen hocaya karşı tamamen kişisel garezle konuşanlar vardır ki artık o kadarına
pes denir.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın