- İletişim
- SMS: MB yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL) MH:02165317373
BAŞYAZI
Siyah derili başkanın ülkesinde beyazlaşmaya çalışmak...
Balık olup da denizi bilmeyenlere örnek göstermek istenseydi, herhalde şarkıcı Michael Jackson buna en iyi aday olurdu.
Anasından siyah derili bir ırkın üyesi olarak doğdu.
Şarkıları ile,
"Ay yürüyüşü" dediği adımlarla süslediği dansı ile şöhret ve para sahibi olurken, Türkiye'deki Sezen Cumhur bile onu
"Çikolata renkli sanatçı" diye sunuyordu.
Ama derisinin renginden rahatsızdı.
Anavatanı Amerika'da siyah değil beyaz derili olarak yaşamanın kendisine daha rahat bir hayat sağlayacağına inanmıştı.
İlaçlar alarak, güneşe çıkmayarak, eldiven ve başörtüsü kullanarak rengini soldurmaya, beyazlaşmaya çalıştı.
Michael Jackson tam beyaz olurken, ülkesinin her renkteki insanları siyah derili Obama'yı Başkan seçtiler.
Amerika'da siyah derili olmak beyaz olmaktan daha itibarlı bir noktaya ulaştığında, Michael Jackson'ın derisi renk değiştirmişti.
Michael Jackson'ın
"Ana akım"ı ıskalamak konusunda gösterdiği başarıyı siyasette, medyada, sanayi ve ticarette de tekrarlayanlar yok mudur?
Sivilleşirken cuntalaşmak
Örneğin dış konjonktür de iç dinamikler de Türkiye siyasetini
"Sivilleşmek" ve
"Demokratikleşmek" konusunda tek yönlü bir yola sokmuşken cuntalar kurup para-militer darbeler planlayanların içine düştükleri durum, bir siyah derilinin başkan seçildiği ortamda beyazlaşmaya çalışan Michael Jackson'un durumundan çok mu farklıdır ki?
Medyada da böyle hatalı saat ve takvim kullananlar var.
Düşünün ki Türk seçmeni iki dönemdir dini hassasiyetleri fazla olan insanların kurduğu bir partiyi tek başına iktidar yapıyor.
O parti kadrolarının eşleri çoğunlukla başları örtülü hanımlardan oluşuyor.
Üstelik yedi yıldır ülkenin Başbakanı olan kişi de İmam Hatip Lisesi mezunu.
Daha da çarpıcı olan durum, bu
"muhafazakâr-milliyetçi-mukaddesatçı" parti, Türkiye'yi Avrupa Birliği üyesi yapmak için uğraşıyor, İngiltere gibi, Amerika gibi
"En Batılı" ülkelerle geçmiştekinden daha sıkı ilişkiler kuruyor.
İçlerinden çıktıkları kadroların aşağılamak için kullandıkları
"Batı Kulübü" kavramı, şimdi onların üyesi olmak için çaba harcadıkları somut bir olguya dönüşmüş.
Açılan açılana
Ülkede tabu olan konular birer birer buharlaşmakta.
Düşünün ki devlet televizyonu Kürtçe kanal kurmuş.
En statükocu parti CHP bile
"Açılımlar"la kasıntısını aşmaya çalışıyor.
Siz bunca gelişmenin ve geçen yedi yılın ertesinde, bir kitle gazetesi olarak ne yapıyorsunuz?
"Acaba o mahallede neler oluyor" sorusuna cevap oluşturacağını umduğunuz dedikodu içerikli gözlem yazılarıyla olaya yaklaşmayı deniyorsunuz.
Siz kendi insanlarınızı
"Bizim mahalleli" ve
"Öteki mahalleli" diye bölerken, öteki mahalle çoktan
"Ülke" olmuş.
Siz de o ülkenin gazetecisisiniz, vatandaşısınız.
Eğer 1950'li yıllarda yaşasaydınız ve mukaddesatçı-muhafazakâr kesimi,
"şalvarlı, tespihli, top sakallı, bereli" tiplemesine dayayıp
"Gerici" ya da
"Mürteci" diye damgalasaydınız, o dönem kendilerini kent-soylu sanan kozmopolit kitleye hoş görünebilirsiniz.
Kronik tutarsızlık
Aslında o dönemde de tutarsızdınız.
O dönemde de 500 yıldır birlikte yaşadığınız farklı dinden ve ırktan insanları
"Vatandaş Türkçe konuş" diye huzursuz etmeyi
"Çağdaşlık" zannederdiniz.
Ama artık 21'inci yüzyıl gelip geçmeye başlamış.
Dahası var mı?
Sovyetler Birliği bile çöküp dağılmış.
Daha ne diyelim?
Bir siyah derili Amerika'nın başkanı olmuş.
Siz hâlâ
"O mahallede neler oluyor"la yurdu ve dünyayı anlamaya çalışıyorsunuz.
Aslında kendi küçük mahallenize kapanmakta olduğunuzun farkında değilsiniz.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın