Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

Sürekli kriz sendromu içinde yaşamak kime yarar ki?

Dünyadaki tek ülke olsak ve yaşanan her olay sadece bizde görülse, belki daha rahat ederdik.
Mesela 1 Mayıs'ın şiddet eylemcilerinin katılımı ile de kutlanması...
Mesela bölücü terörün can alması...
Mesela siyaset ile yargı arasında gerginlikler yaşanması...
Mesela iktidar ile muhalefet arasındaki gerginlikler...
1 Mayıs'ın dün bizim Taksim Meydanı'nda kutlanması göreceli olarak ne kadar sakin geçtiyse, Atina'daki veya Hamburg'daki kutlamalar da öylesine olaylıydı.
Dün Tunceli'deki jandarma karakoluna bölücü terör örgütünün yaptığı saldırı sonunda dört şehit verdik.
Acaba dün Taliban'ın Afganistan'daki, El Kaide'nin Irak'taki ve Maocu Naxalitlerin Hindistan'daki saldırıları sonucu ne kadar can kaybı olmuştu, henüz bilemiyoruz.
Geçen hafta, önce İtalyan Cumhurbaşkanı yüksek yargıyı siyasete müdahale etmemesi için uyardı.
Hafta sonunda da ABD Başkanı Obama, Yüksek Mahkeme'nin siyasetin yönünü olumsuz etkileyen kararlarına artık son vermesi gerektiğini vurgulayan bir konuşma yaptı.
Eğer siyasi gerginliklere örnekler aramaktaysanız, 6 Mayıs'taki genel seçim kampanyasında İngiltere'yi izleyin...

Her şey her yerde var

Eğer dünyada olup bitenleri izlemeyi gereksiz görüyorsanız ve içe dönük yaşamayı alışkanlık haline getirmişseniz siyasete ilişkin tepkili cümlelerinize "Dünyada böyle şey görülmemiştir" diyerek başlayabilirsiniz.
Bunun gibi kendi ülkenize dönük beğenilerinizi de abartabilirsiniz.
"Dünyada böyle bir doğa, böyle bir güzellik görülmemiştir" içerikli cümleler kurabilirsiniz.
Eğer gezip görmüşseniz Rio'nun da İstanbul kadar güzel, İskoçya'nın da Karadeniz yamaçları kadar yeşil, Çin veya Mısır'ın da Anadolu kadar tarihi eserlerle bezeli olduğunu bilirsiniz.
Peki bizim ülkemizi ve toplumumuzu dünyadan farklı kılan hiçbir şey yok mudur?
O şey, bütün bunların "Bizim" olmasıdır.
Bizim olan her şey tabii ki iyi, doğru ve güzel değildir.

Migren krizleri
Örneğin migren ağrısı çekenler veya yakınlarından biri migrenli olanlar bilir.
Sonunda migren, başını ağrıttığı kişiyle özdeşleşir.
Kriz başladığı zaman karanlık bir köşeye çekilen hasta, sadece ona ait olan ve başka kimseyle paylaşmak istemediği migreniyle baş başadır.
Ama hayatın sadece kısa ve geçici bir bölümüdür migren krizi zamanları.
Geri kalan zamanlarda mutluluklar, arayışlar, ümitler, beklentiler vardır ve bu iyilikler paylaşılır.
Demek istediğim şu.
Krizlerimizi sürekli bir yaşamın öğeleri halinde almaktan ve sunmaktan kaçınmalıyız.
Her ülkenin kendince birçok kriz konusu vardır.
En gelişmiş ve müreffeh ülkelerde de durum böyledir.

1 Mayıs da geride kaldı

Ama dış dünya onlara baktığında öncelikle gelişmişliklerini ve başarılarını görür.
O ülkelerin medyası da, kamuoyu oluşturan odakları da, krizlere dönük eleştirilerini yıkmak ve ümitsizliğe gömülmek için değil, çözüm üretmek amacıyla yaparlar.
Her çeşit krizin nihai çözümünün de demokratik siyaset içinde bulunduğu bilinir.
Bizim dünyadan farkımız galiba bu noktada belirleniyor.
Oysa mutlu olmamızı sağlayabilecek güzelliklerimiz ve toplumsal başarılarımız da o kadar fazla ki, tüm zamanımızı migren krizindeymiş gibi geçirmemiz gerçekten zorlamadır.
İşte mesela Taksim'de 1 Mayıs kutlamak bir kriz konusu değil artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA