Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

Siyasi iflas da ekonomik iflas kadar tehlikelidir

Bir dönemde "İyi ki bizde petrol çıkmadı" diye şükrederdik.
Çünkü topraklarından petrolün adeta fışkırdığı Ortadoğu ülkeleri, bu doğal servet yüzünden sanayileşmeyi ihmal etmişler, demokrasiyi görmezden gelmişlerdi.
Petrol gelirleri ile despotik ve teokratik rejimler fonlanıyor, petrol paraları genellikle silah satıcılarına ve askeri harcamalara gidiyordu.
Petrol gelirleri halkın refahına yansımıyordu.
Aynı petrol demokrasiye sahip ülkelerde çıktığı zaman ise toplumsal refah artıyor, piyasalar gelişiyor ve petrol gelirleri büyümenin itici gücü oluyordu.
Bizde petrol olmadığı için kendimize ve emeğimize güvenmekten başka çaremiz yoktu. Böylece her alanda yetişmiş kadrolarımızı oluşturduk, girişim gücüne sahip kesimler ticaret ve sanayide atılımlar yaptılar, bölgenin en gelişmiş ülkesi olduk.
Bu sonucun sebebi petrolün olmaması mıydı, yoksa demokrasinin olması mıydı, tam karar veremedik.

Ortadoğulu Yunanistan

Geçen gün The New York Times yazarı Friedman Yunanistan'ın ekonomik iflasının nedenlerini irdeleyen makalesinde, tek başına demokrasinin de ekonomide doğruyu bulmaya yetmediğini vurgulamaktaydı.
Özetle şöyle diyordu Friedman:
- Yunanistan 1981'de AB üyesi olduktan sonra, Ortadoğu'nun petrol devletlerinden birine dönüştü. Bu ülkeye petrol gelirleri yerine Brüksel kaynaklı AB paraları düşük faizli destek kredileriyle pompalanıyordu. Doğal kaynakların dar bir kesimin kontrolünde olduğu ülkelerde nasıl kokuşmuşluk oluşursa, Yunanistan'da da Euro sübvansiyonları, aynı durumu yarattı.
- Yunanlıların girişim gücü, devlet fonlarını ve ihalelerini elde etmeye yönlendirildi. Euro-petrol denilebilecek bu kaynak kokuşmuş baba-erkil bir siyasal sistemde, oy almak karşılığında devletin büyütülmesi ile sonuçlandı. Siyasetçiler oy karşılığında kamu görevi dağıtmayı, kamu dışı görev sahipleri de şişirilmiş fiyatlarla mesleklerini icra etmeyi yeğ tuttular.

Son Sovyet ülkesi
Friedman'a konuşan Yunanlı bir ekonomist de (Dimitris Bourantas) şöyle tanımlamış ülkesinin durumunu:
- Yetersizliklere, kokuşmuşluklara ve çok büyük bir bürokrasiye dayalı bir devlet olduk. Avrupa'daki son Sovyet ülkesiydik...
Yunanlılar iflas etmeden önce bu tür özeleştirilerle gerçek durumlarını görmeyi deneselerdi ve Avrupa Birliği de Yunanistan'ı AB'nin şımarık çocuğu olarak beslemek yerine zamanında uyarılarını yapsaydı şimdi bu iflasa düşülmemiş olunurdu.
Yunanlılar da bu tür ağır eleştirilere hedef olmazlardı.

Özeleştiri unutulmamalı
Söylemek istediğim şu.
Demokrasi her şeye yetmiyor.
Gerçekçilik ve insafsız sayılabilecek ölçüdeki özeleştiri mekanizmalarının varlığı da şart.
AİHM'nin içtihatlaşan 1976 tarihli "Handyside Kararı" -Bizde de 2004 tarihli benzer "Taş Kararı" var- demokrasinin sağlığının temel şartını şöyle vurgular:
"-Düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan haberler veya fikirler için değil, fakat devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir.
Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz."

Ufuktaki tehlikeler

Bizim şu anda Yunanistan'a benzer bir ekonomik iflas durumumuz yok.
Ama siyasal krizlerin ve hatta iflasların işaretçisi olabilecek sorunlarımız fazlasıyla var.
Bu sorunları her fırsatta ve rahatsız olmaktan korkmayarak ele alıp, hatalarımızı özeleştirilerimize konu etmekten çekinmemeliyiz.
"Bizde demokrasi var" tekerlemesi iflası önlemeye yetmeyebilir.
AB fonları Yunanistan'ı nasıl Ortadoğulu yaptıysa, bizi de "Ben-merkezcilik", "Ezbercilik", "Şovenlik" ve "Tek seslilik" aynı duruma itebilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA