Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Türklerin Kürt meselesi

Kürt konusunun bir dönemeç aldığı anlaşılıyor. Dağlıca baskını kamuoyunda ne kadar infial uyandırsa da devlet düzeyinde eski üslupla değerlendirilmedi.
Kullanılan şiddete rağmen barıştan söz edildi. Bu çok önemli bir gelişme.
Hükümetin bu tavrı belli bir özgüvenden kaynaklanıyor.
Nedir o özgüveni doğuran unsur?
Son derecede önemli bu sorunun yanıtı bana göre "dünyanın" Kürt konusunu çözmeye karar vermesidir.
İkincisi Türkiye'de ordu içinde bulunan ve savaştan, şiddetten yana olan şahin kanadın tasfiyesidir.
Orduyla olan ilişkilerde inisiyatifin sivillere geçmesidir. Öcalan sonrası dönem de, militarizm sonrası dönem de, Kemalizm sonrası dönem de böylelikle işlemeye başlamıştır. Ortadoğu'da meydana gelen yeni düzen, ABD'nin pozisyonu, Kuzey Irak'taki Kürt devletinin Türkiye'yle ilişkisi tabloyu tamamlıyor.

***

Bütün bunlar bizi çok önemli bir başka eşiğe getiriyor.
Her şey Türkiye Cumhuriyeti devletinin istediği şekilde cereyan etse, mesela PKK silah bıraksa, bağımsızlık talebinden vazgeçse ne olacak? Devlet 30 yıldır devam eden bu savaş olmamış, o savaşa eklemlenen talepler dile getirilmemiş gibi mi davranacak?
Diyelim öyle davrandı. Bu Türkiye'deki demokrasi bakımından ne anlama gelecek?
***

Şiddetin, akan kanın, ölümlerin durmasını ne kadar istiyorsam, o şiddet olaylarını ne derecede saçma buluyorsam, böyle bir "devlet odaklı, merkezli, öncelikli" senaryonun gerçekleşmesini de o kadar istemem, böyle bir tavırdan o derecede korkar, ürker, çekinirim.
Öyle bir senaryodan yana olmak bana göre devletin, Türkiye'de, bırakın Kürtleri, Türkleri bile vatandaş olarak ezen, yok sayan yaklaşımının yeniden galip gelmesi, bir kere daha hâkim olmasıdır.
Demokratik parlamenter sisteme sahip olduğunu söylese bile Türkiye tarihi boyunca demokrasiyle yönetilmemiş bir ülkedir. Seçimler, parlamento, iktidarların oyla değişmesi yetmez. Demokrasi çok daha ayrıntıda gerçekleşen bir rejimdir ve Türkiye Cumhuriyeti modern tarihi boyunca bu gerçeğe gözünü, kulağını, duyargalarını kapamıştır. Ancak 1990'dan sonra iki kanadın, iki muhalefet odağının yani Kürtlerin ve Müslümanların ortaya çıkmasıyla devlet ancak bir nebze demokratikleşmeye başlamıştır. Aleviler ne yazık ki, daima devlet ve resmi ideoloji yanlısı tutumlarıyla bir muhalefet noktası olamamıştır.
***

Şimdi, Kürtlerin hiçbir şey olmamış gibi yeniden asimile edileceği bir pozisyondan en büyük zararı Türkler görecektir. İçinde yaşadığımız ve Türkiye'nin küresel sermayeyle büsbütün entegre olduğu şu dönemde böyle bir yaklaşıma Batı izin vermez vermemesine ama sorun onun ötesindedir.
Türkiye demokratikleşmek zorundadır.
Bunun aracı ve modus vivendi'si anayasadır.
O nedenle kan, şiddet, ölüm durmalıdır.
Ama Türkiye hiçbir şart öne sürmeksizin ve hiç ödün vermeksizin çoğulcu, demokratik, katılımcı, vatandaşlık temeline oturmuş, sivil, özgürlükçü bir anayasayı Kürtlerin temel kimlik haklarını öne alarak hazırlamalıdır. Anayasa her tür ön şarttan bağımsız olarak yapılmalıdır.
***

Asıl o anayasa yapıldığı zaman silahlı mücadele anlamını yitirecek, silahlı mücadeleye kalkışanlar meşruiyet dışı kalacak ve Türkiye'de Türk-Kürt kardeşliği sağlanıp, somut bir zemine oturacaktır. Kemalizm, Öcalan ve militarizasyon sonrası döneme asıl o zaman geçilecektir.
Bu Türklerin de özgürleşmesi demektir.
Şimdi söyleyiniz, en çok Türkler değil midir Kürt meselesine sahip çıkması gereken?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA