Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Erdoğan- Gül- Ak Parti

Türkiye'nin gündemi her an değişiyor. Seçim sonuçlarını enine boyuna tahlil etmek isterken Gül'ün ve Ak Parti'nin açıklamalarıyla ansızın ortaya çıkan durumu tahlil etmek gerekiyor.
Aslında ikisi birbirinden kopuk değil. Birincisi, Gül'ün açıklamalarında öne çıkan ve bu işlerle çok ilişkili ama göze yeterince çarpmayan bir nokta var: Ak Parti, kurulalı 13 yıl olmuş bir parti. Bu süre zarfında bütün yerel ve genel seçimleri kazandı. Bütün yönetim odaklarında iktidara geldi.
En az bir o kadar önemlisi, bu sürede ikinci defa Cumhurbaşkanı bu partiden seçiliyor. İkincisi, bu partinin oyları % 45-50 civarında. 20 milyon oy demek bu. Türkiye gibi dağınık ve çatışmacı bir toplumda gerçekten çok büyük rakamlar.
Ak Parti, işler böyle giderse, bir dönem daha iktidara gelecek. (Ötesi ayrı mesele). Bir dönem daha Ak Partili bir kişi CB seçilecek. Gelecek seçimler 2015'te, üçüncü CB dönemi 2019'da başlayacak. Ve o yıl, 2019'da, CB ve genel seçimler birlikte yapılacak.
Buradan "2023 vizyonu" çıkıyor. Yani o yıla kadar kesintisiz iktidar.
Bunun mümkün olduğunu gösteren çok kuvvetli bir delil var: Ak Parti oylarında düşüş olsa bile bu çizgiyi sürdürecek bir oy birikimine sahip bugün. Şu son seçimde Erdoğan oylarını 20 milyon bandında tuttu. Biraz iner biraz çıkar ama bu rakam artık pek değişmez.
Değişmesini sağlayacak tek unsur partinin politikalarına yeni bir sıçrama yaptırmasıdır. Yeni sosyolojilerle, yeni toplumsal taleplerle bütünleşmesidir. Hatta dış politikada bile önemli değişikliklere gidilmesidir. Bunlar kolay değil çok zor işler. Partinin vizyonunu değiştirmesini zorunlu kılan hususlar.
İşler burada farklı bir dönemeç alıyor. Erdoğan, bu sonucu, kendisini öne çıkaran, yönetimin başında tutan, kişisel prestijini ve karizmasını devreye sokan bir anlayışla elde edeceğini varsayıyor. Başkanlık sistemi veya değil, yönetim anlayışının unsurları bunlar.
Buna karşılık Gül ciddi, kararlı, vizyoner bir yönetimi parlamenter demokrasi anlayışı içinde uygulamayı düşünüyor. Kuvvetler ayrılığı, parlamenter sistemin diğer unsurları onun için önemli. Bunları defalarca vurguladı.
Tam da bu aşamada bu iki görüşün örtüşmediği bir gerçek. Bu görüşlerin örtüşmemesi, uzlaşmaması manasına gelmez. Onu zaman sağlayacaktır. Dolayısıyla Erdoğan, kazandığı başarılardan sonra haklı olarak kendi inandığı, doğru bulduğu yöntemi denemek istiyor. Deneyecek. Bu evrede Gül'ün ona bu alanı açmak istemesi kadar doğal bir şey olamaz.
Dolayısıyla iki taraf da kendince birer hamle yaptı. Gül, uzun erimli planını açıkladı. Siyasete döneceğini, yerinin Ak Parti olduğunu, hizmeti sürdüreceğini dile getirdi. Ak Parti de şimdilik Erdoğan modeliyle ilerleme kararını belirtti.
Kaldı ki, Gül'ü biraz tanıyanlar için onun hemen değil, tedricen siyasete dönmek isteyeceğini tahmin edebilir. İçinde bulunduğu hukuksal durum da bunu zorunlu kılıyor. Milletvekili değil. Başbakan olamıyor. Onun için "Bayburt modeli" gibi bazı mekanizmaları işletmek gerek. Onları istemeyecektir. Hele öyle Cumhurbaşkanlığından istifa etmek hiç onun yapacağı işler arasında değil. Bütün gücünü, prestijini Gül bu tür tepkisel davranışlardan kaçınarak elde etti. Şimdi olayların gelişmesini izleyecek ve değerlendirecektir. Ama netice itibariyle o partiye dönecektir. Siyasette olacaktır.
Bu daha "sert vurgulu" bir Ak Parti ile daha "yumuşak vurgulu" bir Ak Parti arasındaki farktır. Ayrıca, önümüzdeki dönem 70'den fazla milletvekilinin parlamento dışında kalacağı düşünülürse durum daha da açıklık kazanır.
Sonuç belli: Erdoğan CB olur, Gül siyasete ve Ak Parti'ye döner, Ak Parti yoluna devam eder.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA