X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hüseyin ÇİMRİN: Portakal çiçeği kokulu Antalya
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hüseyin ÇİMRİN: Portakal çiçeği kokulu Antalya

  • Giriş Tarihi: 11.4.2013

Baharla birlikte Antalya, tekrar o büyülü güzelliğine kavuştu. Parklarda erguvan ağaçları, kentin gün geçtikçe artık azalan bahçelerinde portakal ağaçları çiçek açtı

Nisan ayı geldi. Bahçelerde portakal, limon ve turunç ağaçları çiçek açtı. Artık bu çiçeklerin iç bayıltan güzel kokularını hissetmek, ancak vasıtaların Antalya caddelerinden çekildiği gecenin geç saatlerinde mümkün olabiliyor. Eskiden Nisan ayında akşamüzeri Antalya Havaalanı'na inen turistler, bu güzel kokunun kaynağını öğrenmeye çalışırlardı. Bugün ise akşamları insanlar, araçların çıkardığı egzoz dumanından zehirlenmemek için, kapı pencere kapatıp evinde oturuyor. Dışarıda güzel ve ılık bahar günleri başladığına göre; biz de güzel şeylerden söz açalım yine. Bugün, çoğumuz televizyonun karşısına geçmiş; birbiri ardına çevrilen dizilerin tutsağı olmuşuz adeta. Eski misafirlikler kalmayınca; hani, başka bir seçenek de kalmıyor insanlara. Televizyonun olmadığı yılları şöyle bir düşünüyorum da, 'neler yapardık' diye hayalimde canlandırmaya çalışıyorum. Gelin, o günleri birlikte tekrar hatırlayalım.

KOMŞULUK BİTTİ

Eskiden kadınlar, herhangi bir işte çalışmadıkları için, yalnızca ev işleri ve çocuklarının bakımları ile ilgilenirlerdi. Haftanın belirli bir gününü çamaşır yıkamaya, bir gününü yırtık yamamaya, bir gününü özel yemeklerin hazırlanmasına ve bir gününü de misafir gezmesine ayırırlardı. Genellikle öğle sonralarında yapılan bu misafir gezmelerinde, evlerinde bitiremedikleri işlerini de yanlarına alırlardı. Böylece misafirlikte hem hoş-sohbet ederler, hem de bir taraftan ellerindeki işleri yaparlardı. Misafiri, hazır alınmış yiyeceklerle ağırlamak ayıptı. Haberli gelmiş misafirine çayın yanında çarşıdan satın alınmış pasta türü yiyecek ikram eden kadının misafirine önem vermediği, zahmet etmeye değer bulmadığı sonucu çıkarılırdı. Akşam gezmeleri için, elektriğin olmadığı günlerde, ay ışığı olduğu geceler tercih edilirmiş. Ay ışığı olmayan gecelerde ellerinde küçük bir fenerle veya feneri olmayanlar, bir çıra yakarak; onun verdiği ışıkla ev gezmelerine giderlermiş. Eskiden misafirlikler, telefon olmadığı için genellikle "Çat kapı" yapılırdı. Ancak "kız isteme, dünür gitme veya iş görüşmesi" gibi misafirlikler ise bir çocuk gönderilip önceden izin alınarak yapılır ve bu ziyaretlere çocuklar götürülmezdi. Bunun dışında tanış misafirler, istedikleri anda çat-kapı birbirlerine gidip gelirlerdi. Bu yüzden misafirliğe gitmek isteyen aile, akşamleyin yemeğini erkenden yer, misafir bastırmadan ziyaret edeceği evin yolunu tutardı. Çok özel veya eve ilk kez gelen misafirler, her zaman herkese açılmayan çok süslü misafir odalarında ağırlanırlardı. Ev kıyafetiyle misafir karşılanmaz, misafir de özensiz bir giyimle ziyarete gidemezdi. Gelen misafir, samimiyete göre misafir veya oturma odasına alınır, yer gösterilir, misafirin yanında baş köşeye geçilip oturulmaz, en iyi köşe misafirlere verilirdi. Misafirlere mutlaka "hanım" ya da "bey" diye hitap edilir, gelen misafirler çok yaşlı ise elleri öpülürdü. Evin çocuklarının misafirlerin ellerini öpmesi adeta bir kanundu. Elini öptüren, öpene "el öpenlerin çok olsun" derdi. Misafirler oturtulunca her birine önce tek tek "Hoşgeldiniz, hal-hatır sorma" konuşmaları yapılır, ellerine limon kolonyası dökülürdü. Kolonyadan kısa bir süre sonra sıra kahveye gelirdi. Ev sahibi misafirlere "Kahvenizi nasıl içersiniz?" diye sorunca misafir genellikle hemen "orta" ya da "sade" demez, "hiç zahmet etmeyin" der, ev sahibi de "Ne zahmeti?" dedikten sonra, nasıl içileceğini söylerlerdi. Kahveler hazırlanıp gelince, masa üzerinde, içinde ağızları açık sigara paketleri bulunan bir cam tabak, kahvenin yanında içmesi için ikram edilirdi. Misafirliklerde kadınlarla erkekler bir arada oturur, sohbet edilir, tombala, iskambil oyunları yanında masallar anlatılır, bilmeceler sorulurdu. Bu arada misafirlere içinde maşasıyla şekerlik, sonra da dantel örtü serilmiş bir tepside çay gelirdi. Meyve ikramı sırasında ayrı ayrı küçük cam tabaklarda hafif sabunlu elbezi ve kurulama bezi getirilir ve gecenin sonunda, "tatlı yiyelim, tatlı ayrılalım" anlamında kâğıtlı şeker tutulurdu.

TEŞEKKÜRLER
Bugünlerde Gazeteniz SABAH AKDENİZ olarak 10. yıldönümümüzü kutluyoruz. On yıldır her hafta "ANTALYA'DA ZAMAN" sayfamda siz sevgili okuyucularımla buluşuyorum. Gösterdiğiniz ilgi ve her karşılaştıkça yaptığınız övgüleriniz için çok teşekkür ederim.

İLİŞKİLİ HABERLER

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.