X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hasan SUBAŞI: Politika belirleyicisi kim?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hasan SUBAŞI: Politika belirleyicisi kim?

  • Giriş Tarihi: 23.4.2013

DYP'nin güçlü olduğu dönemleri hatırlarım. Genel Merkez'de, birkaç ayda bir toplanılırdı. Bu toplantılara, Genel Başkan Demirel bizzat başkanlık yapar, saatlerce sürerdi… Toplantıya, Genel İdare Kurulu üyeleri, milletvekilleri, belediye başkanları ve il başkanları katılırdı.
Gündemdeki konular saatlerce tartışılır sonunda ortaya çıkan ortak görüş Mehmet Dülger tarafından kaleme alınır ve tekrar okunur düzeltmelerden sonra partinin görüşü belirlenir, basına dağıtılırdı.
Parti politikaları ya da gündemdeki konular, Anadolu'nun sesi ve tabanın görüşü alınmadan tepeden inme oldubitti ile uygulamaya geçilmezdi.
Sonraki dönemlerde istişare ve katılım mekanizmaları ortadan kalktı ve Genel İdare Kurulu toplantıları bile çok seyrek yapılmaya başladı… Parti politikaları yukarıdan belirlenmeye başladı, delege, kayıtlı üye ve taşra teşkilatları işlevini yitirdi ve sıkça fesihler gündeme geldi. Sonrası malum!
2000'li yıllarda benim çok önemli diyebileceğim iki siyasi süreç yaşandı Türkiye'de… Birisi anayasa değişikliğine ilişkin referandum, diğeri üç dört aydır yaşamakta olduğumuz barış süreci… Ya da adına kim ne diyorsa! Bunların, Türkiye'nin kaderini yakından etkileyen olaylar olduğu konusunda kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum. Kimileri çok olumlu bulurken kimileri ülkenin geleceği için büyük talihsizlik olarak görüyor.
Ben bu tarihi kararların, olumlu mu olumsuz mu sonuçlar vereceği konusuna girmek istemiyorum. Yazımın konusu, böylesine tarihi ve önemli siyasi kararlarda siyaset kurumunun ne yaptığı?
2010 yılındaki 26 maddelik anayasa değişikliği için yapılan referandumda, DP ve CHP sadece Ankara genel merkezlerinde alınmış kararlarla referanduma "hayır" oyu verilecektir kararını alıp aksine eylemlerin cezalandırılacağını hatta ihraç edileceklerini duyurdu! Kararlarını uygulamakta tavizsiz olduklarını da gösterdiler!
DP, partinin genel başkanlığını yapmış Süleyman Soylu'yu, CHP de Genel Başkan Yardımcılığı yapmış Eşref Erdem'i ihraç ederek kararlılıklarını göstermiş oldu!
Barış süreci denilen yaşadığımız süreçte ise yine aynı partiler politikalarını lider kadroları çerçevesinde belirlediler.
Yerel teşkilatlar, kayıtlı üyeler, parti tabanı ne düşünüyor, sorulmadı.
Şu aşamada sorulsa belki bizim liderlerimiz ne derse irademizdir diyecekler… Sürecin önemli aktörlerinden BDP öyle demiyor muydu? Ne zaman bir önemli politikada görüşleri sorulsa "bizim irademiz İmralı'dır" dediler!
CHP'de Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç parti tabanının sesini yansıtmaya çalıştığı için istifaya zorlandı.
Ne demişti? "CHP tabanının yüzde 63'ü barış sürecini destekliyor" dedi ve parti meclisinden tepki aldı, istifa ettirildi.
Parti politikalarını belirlemekte parti tabanının katkısı olmayacaksa o parti nasıl güçlenecek? Gerçekten Gülseren Onanç haklıysa! O zaman kimler istifa edecek?
Amacım ne CHP'yi eleştirmek ne de Ak Parti'yi övmek. Ak Parti'nin içyapısını iyi bildiğim söylenemez ama Ak Parti politikalarının görünen otoriter yapısına rağmen tek belirleyicisi olduğunu da sanmıyorum. Sık sık il başkanları toplantıları, bölge milletvekilleri ile toplantı, anket çalışmaları hatta kamp çalışmaları ile tabanın sesi alınmaya çalışılıyor. Kararların uygulanmasında belki de o nedenle itiraz olmuyor.
Sonuçta partilerimizin tabanın eğilimini sağlıklı yöntemlerle aldığı kanaatinde değilim. Parti içi demokrasiyi de yeterince benimsediklerini söyleyemeyiz.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.