X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hasan SUBAŞI: Akillerle birlikte
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hasan SUBAŞI: Akillerle birlikte

  • Giriş Tarihi: 28.5.2013

Geçen hafta akiller kentimize geldi.
Akşam, yemekli olan toplantıya davet edildim.
Odalar ve Borsalar Birliği'nden olduğunu söyleyen görevliye "yemeğe kimler davetli" diye sordum. "Kanaat önderleri" dedi.
Akillik, kanaat önderi filan gibi sıfatlar son günlerde hayli riskli aslında!
Yemekte, vakıf ve dernek temsilcileri ağırlıklıydı.
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin Osman Budak, Meclis Başkanı İzzet Bayar, Borsa Başkanı Ali Çandır da vardı.
Yemekten önce turizmcilerle, öğle saatlerinde de halka açık toplantı yapılmıştı, basından izleyebildiğim kadarıyla. Yorgunlukları yüzlerinden belli oluyordu.
Akdeniz akiller heyetinin başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu rahatsızlığı nedeniyle katılamamıştı. Sanatçı Lale Mansur başkanlık ediyordu.
Benim tanıdığım, Kadir İnanır, Muhsin Kızılkaya, Nihal Bengisu Karaca vardı. Diğerlerini pek tanımıyordum.
Toplantıyı açtıklarında yorgun ve bezgin oldukları gözleniyordu.
Bizi dinlemek istediklerini ve görüşlerimizi iletmekle görevli olduklarını altını çizerek söylüyorlardı ki bunun anlamı; "Bize başkaca sıfatlar yakıştırmayın, tepki göstermeyin" demekti. Belli yorgun düşmüşlerdi.
Hükümet yetkililerini eline geçiremeyen, otobüsler dolusu öfkeli insan, bayrağı kapıp karşılarına geçiyordu. Toplantıda da sürecin destekçisi olan ve karşısında olanlar vardı ve seviyeli konuşmalar yapılmıştı. Benim konuşmam, akilleri hayli rahatlattı.
Hatta ileri gidip "Subaşı gibi gerçek akillerin olduğu bir ülke barışı yakalayacaktır, umutlarımız arttı" şeklinde iltifatlarına muhatap olmakla, akilliğin risklerini devralmış bulunuyordum! Şahsımın konuşmasına karşılık övgüler aldığım sırada bir otobüs gelse ağır suçlu sayılabilirdim! Hem kanaat önderi hem de gerçek akil oluvermiştim hem de suçsuz yere!
Bu süreç ve sonuçları şu partiye mi yarar diğerine mi umurumda değil! Kimsenin çok şey bildiğini de zannetmiyorum.
Pazarlıklarla detayların çözüldüğü kanaatinde de değilim.
Daha önce de yazmıştım; "deniz bitti!" Türkiye'de Türk, Kürt bölünmesinin neredeyse imkansızlığı görüldü. Nafile kan dökmenin kimseye yarar sağlamayacağı görüldü.
Suça bulaşmayanların evine dönme isteği, suça bulaşanların barış sonrası af da gelir mi beklentisi ya da güneyimizde oluşan zengin Kürt bölgeleri ve topraklarında yaşama umutlarının belirmesi, dış etkenler vs nedenler hazırladı süreci. İktidar da riski göze aldı.
Bu sürecin bu kadar somut sonuçları görüldükten ve yaşandıktan sonra asker anaları ile dağdakilerin anaları bile bu sürecin peşini bırakmaz başarıya ulaştırır.
Yol yanlış yöntem yanlış diye herkes istediğini söyleyebilir, eleştirebilir, sorgulayabilir ama bu sürecin karşısına geçerek bu sürece karınca kararınca hizmet etmek isteyenlere hakaretler yağdırmak, doğrusu bunu anlaşılır bulmuyorum.
Şüphesiz karşının istekleri ve beklentileri var ama bu istekler Türklüğe, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı olabilir mi? Ya da bir vatan parçasını vermek şeklinde cömertlik kimin haddine? Hangi iktidarın böyle yetkileri olabilir?
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun İzmir heyeti ile birlikte Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini ziyareti, bu sürece, son günlerde yapılmış en büyük katkı olmuştur. İki kentin kucaklaşması, partisinin politikasının gözden geçirilmesini de sağlayacaktır.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.