X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Nizamettin ŞEN: Denizli'de, deniz yok ama…
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Nizamettin ŞEN: Denizli'de, deniz yok ama…

  • Giriş Tarihi: 25.6.2013

Yıllar önce İstanbul'da acentecilik yıllarımda, Anadolu'yu haritadan bile tanımayan, rezervasyon görevlisi bir hanım arkadaşın, imzalamam için önüme getirdiği, Pamukkale Oteli'nin rezervasyon fişi üzerindeki "Odaların deniz manzaralı olmasını rica ederiz" yazısını görünce, dehşete kapılmıştım. Ne zaman Denizli konu olsa, bu olayı hatırlayıp, gülerim.
"Denizli'de deniz yok da turizm için ne var?" diye sorsam, Pamukkale'den başlayıp, Leodikya, Denizli Horozu deyip sayarız. Gerçekten de Denizli turizmde, zengin doğası ve tarihsel kültürü ile müthiş zenginliğe sahip.
Köşemi okuyanlar hatırlayabilirler, Cornucopia dergisi üzerine yazdığım "Erbab" başlıklı yazımda, "Kırsal Hazine" başlığı ile Denizli çevresindeki 17-19 yy köy camilerini bize tanıttığından ve her biri duvar ve tahta boyamalarla bezeli, adeta birer sanat şaheseri olan bu yapıların, turizmcilere yeni programlar için bir ışık olduğunu yazmıştım ve demiştim ki: Kısır ve bir birinin kopyası programlarla, kültür turizmini yürütmeye kalkan seyahat acenteleri, artık yeni tur programları için önce, kendi zenginliklerini öğrenmelidirler. Klasik Pamukkale turlarını yaparken, birbirlerinin fiyatlarını kıranlar, acaba neden oturup Pamukkale çevresindeki "Kırsal Hazineleri" görmezler?
Birkaç hafta önce okuduğum kitaplar üzerinden araştırdığım bu güzelim "köy camilerini" görmeye gittim. Denizli'de şiir konsepti ile açılmış Şiir Otel'de konakladım. Şiir Otel'in her biri bir şairimizle özdeşleşmiş odaları, genel mekanları, şiir sevenler için bir tutku yaratacak cinsten.
Öğrendiğim kadarıyla, Denizli bu farklı konseptteki oteli ile dünya şairlerini de her iki yılda bir ağırlayarak farklılık yaratıyor.
Kentler üzerine yazılmış kitapların sayısı ülkemizde azdır. YKY'dan Sayın Filiz Ökdem'in hazırlamış olduğu 446 sayfalık "Denizli Tanrıların Kutsadığı Vadi" kitabında, antik dönemde Hierapolis'in adının "Altın Kent" olarak geçtiğini yazıyor. Antik dönemden günümüze gelene kadar, bu topraklardan geçen medeniyetlere sahip çıkmanın önemini, en iyi turizmciler kavrar. Çünkü turizm ürünü olarak bir kenti ele aldığınızda, doğal güzellikler kadar geçmiş medeniyetlerin izleri "ürünün" zenginliği ve albenisidir. 17-19 yüzyıl kırsal camilerinin yoğun olduğu Denizli bu zenginliği ile de öne çıkıyor.
İlk durağımız Denizli Tavas'ın bir kasabası olan Kızılcabölük, hani Truva-Troy film kostümlerinin büyük bölümünün evlerde dokunduğu şirin kasaba. Hanönü Camii 1697-1698 Köse Mehmet Ağa'nın kızı Ummi adına yaptırıldığı kayıt altındadır.
1894-95 yıllarında yeniden dekore edilmiş. Ya şimdi? Üzülerek söylüyorum çok kötü bir restorasyon devam ediyor. Eski haliyle tahta olan Minare, saç ile kaplanıyor. Tavan süslemeleri çok sade şeritler halinde çivit mavi, kırmızı ve taba renginde ama görebileceğiniz en geometrik gölgelemeler ile birer şaheser. Bordürlerde Akhantüs yaprağı pek alışık olmadığımız tarzda. Tahta minber, turkuvaz renginde boyanmış olması dikkat çekici. Aynı renk, çöken mihrabın yanlarındaki yarım sütunlarda ve ikinci kattaki kadınlar mahfilinin balkon korkuluklarında kullanılmış.
Elimdeki eski fotoğraflarından baktığımda şimdi yerinde olmayan duvar süslemelerini hayal ettim. Bir başka yazı konusu yapacağım Akköy, Belenardıç, Boğaziçi, Kocaköy, Yazır Çarşı Camii her biri birer müze niteliğinde.
Denizli 'de, deniz yok ama bu kent bir derya…

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.