X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Nizamettin ŞEN: Kırsal hazinelerimiz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Nizamettin ŞEN: Kırsal hazinelerimiz

  • Giriş Tarihi: 2.7.2013

Geçen haftaki yazımda Denizli'nin kırsal hazinelerini Kızılcabölük kasabasındaki Hanönü Camisi ile başlamıştık. Bu hafta Antalya başlangıç ve Antalya bitiş olarak programladığım güzergahtaki "kırsal hazineleri" sırasıyla sizlerle paylaşacağım. Bu kırsal camilerin ortak özelliği kalem işi süslemeleridir. Süslemelerin ana unsuru çiçeklerdir. Kuşkusuz bunların arasına serpiştirilen Cennet, Cehennem, Kabe, tasvirleri vardır. İlginç olan ve birkaç camide ortak görülen tasvir ise adaleti ve kıyamette yapılacak hesabı sembolize eden "mizan terazisi"dir. Denizli'den Buldan istikametinde veya Pamukkale üzerinden de Akköy'e varılabilir. Akköy'de yeni yapılmış caminin yanında bütün güzelliği ile hala kullanılabilir durumda olan ama kullanılmayan camii 1877-78 yıllarına tarihlenir. Camiye ana kapıdan girdiğinizde sizi diğer camilerden farklı bir orta kubbe karşılar. Bu kubbenin çiçek motifleri ile yapılmış kalem işleri mihrap ve yan duvarlarında panolar haline dönüşür. Vaiz kürsüsü de aynı şekilde süslenmiştir. Tavan ise komple baklava biçiminde ağaç dekorasyonludur. Sedir ağaçlarından direkler bu tavanı gururla yaşatacak sağlamlıktadır. Sonradan yeşile boyandığı anlaşılan minber ve diğer ağaç işçiliği bu güzel dekor içinde sırıtmaktadır. 2. kat kadınlar mahfili olan bölümdeki tahtalar ne mutlu ki orijinal halde ağaç dokusu korunmuş ve boyanmamıştır. Anahtar yandaki camiden temin edilmektedir. Akköy'den Belenardıç'a, Gölemezli üzerinden, çam ormanları ve muhteşem manzaralı Pamukkale görüntülerini arkanızda bırakarak varırsınız. Belenardıç Camisi halen kullanılmaktadır. Ne yazık ki yurtdışında çalışan ve hayır olsun diye camii kapasitesini büyütme niyetiyle, bu camiinin içine bir kaçak kat ilave eden kişi veya kişiler bu eserin değerini anlamamışlar. İşte Türkiye'nin tarihi kaynaklarının en büyük sorunu, koruma ve kullanma dengesini bulamamak burada da karşımıza çıkıyor. Beni hayrete düşüren bu fiziki yapıydı ama başka hayrete düşüren ise caminin bakımını mı üstlenen yoksa orda bulunmaktan mutlu olan özürlü gencin benim resim çekmemi takip edip "Kürt bunlar" diye haykırmasıydı. Belenardıç camisi de diğer camiler gibi birkaç kez hırsızlar tarafından soyularak tarihi halı ve kilimleri çalınmış. Kalem işleri o kadar Akköy Camisi'ne benziyor ki ustasının aynı kişi olduğu düşüncesine kapılıyorsunuz. 2. katta ise çok farklı bir tablo var. Bir tüfek, 2 tabanca, Kur'an çantası, Bektaşi baltası, mızrak, yeşil sancak ve Alem. Bu sembolleri yerli halk, bu bölgede Osmanlı barutçuluğunun çok yaygın olduğu şeklinde yorumluyor. Yeni kırsal hazineleri Denizli'nin kuzeydoğusunda bulacaksınız. Boğaziçi Camisi Uşak istikametinde Baklan'a gelmeden Boğaziçi kasabasındadır. Anadolu'daki Selçuklu ve Osmanlı ahşap camileri içinde en güzel tavan işçiliğine sahiptir diyebilirim. İnsanı büyüleyen ağaç oymacılığı ve kalem işçiliği nefes keser. Ne yazık ki kullanılmayan bu cami, restorasyon için beklemektedir. Yanındaki "yeni" ruhsatsız caminin elin parmakları kadar sayıdaki cemaati, bu yapının geleceğinin ne olacağını bilmemektedir. Kırmızı, siyah, beyaz ve ağacın yıllardır oluşmuş rengiyle Boğaziçi Camii tek kelime ile bir şaheser. Kapı üstündeki oymalar 1774 yılından buyana bozulmadan durabilmiş ise onun 250 yıl daha yaşatılması bize düşmüyor mu? Ve onu dünya ile paylaşmak ne kutsal bir duygu… Gelelim yolculuğumun en renkli kişisi Ahmet Amca'yı tanıdığım, Çal'ın Kocaköy'üne (Şalvan). Anayoldan tabelanın gösterdiği tepeye geldiğimizde iki köy kahvesinin önünde sizi selamlarlar. Bu camiyi gezmeye gelenlerin sayısının çok az olduğu bilinir. 1800'lere tarihlenen bu yapı ne yazık ki aslına uymayan onarımlar geçirmiş. Hatip Mehmet Ağa'nın oğlu Hacı Musa adına yapılan bu camii tavan süslemeleri tahta oymalı "çarkıfelek" göbekler şeklindedir. Duvarlardaki kalem işleri yapılan tadilatlarla kaybolmuştur. Ahmet Amca'nın minber altından çıkardığı, bir metre uzunluğundaki geyik boynuzu, bu bölgede geçmişte doğanın ne kadar zengin olduğunun kanıtıydı. Cami yolundaki koltuk şeklini almış kayanın üstünde Ahmet Amca ile oturduk. İstiklal savaşında Yunanların bu köyü ele geçirdiğini ve bu noktanın ne kadar stratejik olduğunu ve tüm ovaya nasıl hakim olduğunu anlattı. Gençliğinde yıldızların seyrine dalıp burada uyuduğu anılarını paylaştı benimle. Güneş yavaş, yavaş batıyordu. Son yıllarda üzüm yetiştiriciliğinde çok önemli gelişme gösteren Çal kasabası umarım Kocaköy'e de sahip çıkacaktır. Son kırsal cami Antalya'ya dönüş yolunda Acıpayam Yazır köyünde. Vakıflar'ın restorasyon için ihaleye verdiği 1802 tarihli cami diğer kırsal camilerden kalem işi olarak farklıdır. Burada kullanılan çiçek, ağaç meyve motifleri İstanbul işidir. Vazolar içindeki çiçek ve kaseler içindeki meyve çeşitli kalem işi panolar dini mimariden daha çok, sivil mimariyi çağrıştırmaktadır. Bu cami bir köy camisinden daha çok kentli karakterlidir. Umarım geçireceği yeni restorasyonda, özelliğini kaybetmez.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.