X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Prof. Dr. Alim KOŞAR: Böbrek taşları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Prof. Dr. Alim KOŞAR: Böbrek taşları

  • Giriş Tarihi: 18.8.2013

Son zamanlarda taşın kimyasal yapısı ve bileşimi hakkında oldukça yeterli bilgiler sağlanmıştır.
Taş hastalığı tek bir nedenle değil , multipil kompleks ve birbiri ile ilişkili bir çok faktörün beraberce meydana getirdiği olaylar dizisidir.
Taş hastalarında bir metabolik ya da çevresel etiyoloji yüzde 97 oranında bulunur. Toplumda taş görülme sıklığı yüzde 1-5'tir. Taşların yüzde 75' ini kalsiyum taşları, kalan yüzde 25'i ise ürik asit, enfeksiyon ve sistin taşları oluşturur. Erkek cinste 3 kat fazla gözlenir. Taş nüksü 5 yıllık bir sürede yüzde 50'den fazladır. Kadın idrarındaki sitrat miktarının yüksekliği taştan koruyucu bir faktör olarak rol oynar. Ülkemiz taş hastalığının yoğun olduğu ülkeler arasında yer alır. Özellikle Akdeniz, Karadeniz ve Güneydoğu bölgesinde daha sık gözlenir. Sıcak iklimlerde terle fazla su kaybı, idrar konsantrasyonunun yükselmesine, idrar volümünün azalmasına ve idrar pH'ının düşmesine (asidite) sebeb olarak fazla taş oluşumuna sebep olur.
İdrar volümünün azalması ile idrarda kalsiyum oksalat konsantrasyonu artarken, idrar pH'sının düşmesi ile de idrarda ürik asit ve sistinin erimesi zorlaşır.
Bu nedenle özellikle yaz mevsiminde su alımı önem kazanmaktadır. Çünkü fazla miktarda su alımı idrar miktarını arttırarak idrarda hem kalsiyum oksalat konsantrasyonunu düşürecek hem de idrar pH'sını yükselterek ürik asit ve sistinin erimesini kolaylaştıracaktır. Günlük idrar miktarını yüzde 50 arttırmak taş oluşumunu yüzde 86 oranında azaltır. Sudaki çinko (kalsiyum kristalizasyonunu inhibe eder) oranı önemlidir. Dengeli beslenme ve hareketlilik taş oluşumunda öne çıkan diğer faktörlerdir.
Böbrek taşları genelde lomber bölgelerde ağrıya sebeb olur. Bu ağrı genellikle kolik dediğimiz şiddetli kıvrandırıcı bir ağrıdır. Bir diğer yaygın bulgu ağrıyla beraber bulantı, kusma gibi peptik şikayetlerdir. Yine ağrıya, idrarda kanamada eşlik edebilir. Teşhiste kan tahlilleri kadar 24 saatlik idrar değerlendirmeleri de önemlidir. Fakat taşı, ancak radyolojik görüntüleme yöntemleri ile teşhis edebiliriz.
Hastada kaç tane taş bulunduğu, yerleri, büyüklükleri, muhtemel içerikleri, etiyolojisi, taş oluşumuna neden olacak altta yatan faktörlerin olup olmadığı, taşın idrar yollarında bir zararlanmaya sebeb olup olmadığı, taşın metabolik olarak aktif olup olmadığı (yani taş boyutunda büyüme ve/ya da sayıda artma), diğer böbreğin durumu ve ürolojik olmayan bir hastalığın (gut gibi) katkısının olup olmadığı mutlaka her taş hastasında belirlenmesi gereken durumlardır.
Böbrek taşlarının tedavisi hastaya çok yönlü bir yaklaşımı gerektirir. Taş tedavisinde öncelikli amaç hastanın sancılarının giderilmesi olmalıdır. Daha sonra üriner sistemin olabildiğince taştan temizlenmesi gereklidir. Bu genellikle ESWL veya cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilir. Sonraki dönemde ise hastada yeni taş oluşumunun önlenmesi sağlanmalıdır.
Bu genellikle beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve medikal tedavilerle sağlanır.
Tedavi yöntemleri belirlenirken öncelikli amaç hastayı eldeki en az invaziv yöntemle tedavi etmek olmalıdır. Bu nedenle günümüzde klasik cerrahi yöntemler hemen hemen terk edilmiştir. Bugün ESWL ile kırılamayan taşlar için oldukça az invaziv cerrahi tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Bunlardan bir tanesi kısaca RIRC dediğimiz retrograd intrarenal cerrahidir. Bu cerrahi yöntemde hastaya hiçbir kesi yapmadan, fleksıbıl (bükülebilir) üreterorenoskopla üretradan girilerek böbreğe kadar ulaşılabilmekte ve böbrekteki taşlar lazer taş kırıcı ile tedavi edilebilmektedir. Bu yöntem hem hastanın cerrahi riskini azaltmakta hem de anestezistin işini kolaylaştırmaktadır.
Yine son zamanlarda perkütan taş cerrahi yöntemlerinde de yeni gelişmeler olmuştur.
Mikro PNL gibi daha az invaziv perkütan yöntemler uygulanmaya başlanmıştır.
Sonuç olarak taş hastasının iyi bir metabolik ve radyolojik değerlendirmesi ön koşuldur. Teşhisten sonra hastanın eldeki en az invaziv yöntemle tedavi edilmesi ikinci prensip olmalıdır. Taştan temizlenen hastada, yeni taş oluşumunun önlenmesi son koşuldur.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.