X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalya'da ipekböcekçiliği ve Zerdalilik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Antalya'da ipekböcekçiliği ve Zerdalilik

  • Giriş Tarihi: 15.9.2013

Antalya'da bir zamanlar ipekböcekçiliği öyle yaygındı ki 1928 yılında İl Özel İdaresi tarafından Böcekçilik Mektebi kuruldu. Birçok evde ipekböcekçiliği yapılan Antalya'da bugün ipekböcekleri kozalarını eskisi gibi örmüyor artık

1928 yılında açılan Böcekçilik Mektebi sayesinde, Antalya'da büyük bir ticaret etkinliği de ipekböcekçiliği idi. Ancak ipekböcekçiliği daha önceki yıllarda da yapılıyordu. Çok sayıda aile, evlerinin bütçesine katkıda bulunmak için evlerinde ipekböceği yetiştirip para kazanırdı. İpekböcekçiliği, Bursa ile Antalya arasında bir çeşit değiş-tokuş şeklinde yürütülürdü. Bursa, gerekli hammaddeyi Antalya'ya ipek tohumu olarak gönderir ve Antalya'da üretilen ham ipeği, işlemek üzere yeniden satın alırdı. Her yıl Antalya'ya 3.000-3.500 kutu beyaz ya da sarı, yerli tohum gelirdi. Kutuların her birinde yedi yüksük (11 gram) tohum bulunur ve Antalya'nın yerli ipekböcekçileri, becerilerine göre bundan 45-60 kilo koza üretirlerdi. Bunların bir bölümü işlenip mendil, gecelik vb. yapılarak yerel tüketimde kullanılır, ancak yarıdan çoğu ham ipek olarak Bursa'ya geri dönerdi. 1930 yılı istatistiklerine göre, Antalya'da 32.000 kilo koza elde edilmişti.

BÖCEKÇİLİK MEKTEBİ
İpekböceğinin beslenmesinde gıda maddesi dut ağacının yapraklarıydı. O zamanlar, Antalya'da yüzlerce dut ağacı ve her Antalyalı'nın evinin bahçesinde muhakkak bir dut ağacı bulunduğundan, yaprakları ipekböcekleri için kullanılırdı. İpekböcekçiliği yapan insanlar bazen de böcekleri için dut bahçeleri kiralarlardı. Şimdi apartman- larla dolu Zerdalilik semti, kentin kuzeyindeki (Şarampol arkası) Dutlu Bahçe ve Antalya'nın dört bir yanı dut ağaçlarıyla doluydu. İşte bunu gören yetkililer, bugünkü Büyükşehir Belediyesi binasının parka kadar uzanan büyük Karaalioğlu Bahçesi'nde, 1928 yılında Özel İdare tarafından ipekböcekçiliğini özendirmek amacıyla bir "Böcekçilik Mektebi" kuruldu. Buna ilaveten 1934 senesinde İpekböcekçilik İstasyonu inşa edildi. Mektepte ipekböceği tohumu ve koza üretimi ile dut fidanı dağıtımı yapılıyor, bu okul mezunu talebelerle Antalyalı kadınlara kitlesel olarak ipekböcekçiliği yetiştiriciliği kursları veriliyordu. Bu çalışmalar Antalyalı'nın ekonomik yaşamında büyük faydalar sağladı. Çünkü "ipekböcekçiliği", 1940'lı ve 1950'li yıllarda, özellikle Antalyalı ev hanımlarına büyük bir gelir kapısı oldu.

İPEKBÖCEKÇİLİĞİ EVLERDE
İşte o yıllarda, hemen hemen her Antalyalı evinde bir boş oda yaratıp, evlerinin ara katlarında ipekböcekçiliği yapmaya başladı. O zamanlar, Böcekçilik Mektebi'nden biraz ipekböceği süfresi (kozası) alınarak, evlerin bir odasında sergenlere yayılır, ipekböceği kozası üretilirdi. Evlerde ipekböceğiyle birlikte yatılır, birlikte kalkılırdı. Kozadan çıkan kelebek alınır. Bunların erkeği dişisi bellidir. İkisi bir yere konur ve çiftleştirilirdi. Dişisi bundan sonra 400-5500'e yakın yumurta bırakırdı. Bu yumurtalardan bir yığın ipekböceği çıkardı. Böcekler, dut yapraklarıyla beslenir, 35-40 gün içinde dört kez deri değiştirerek büyürlerdi. Tırtıl devresinden sonra ipekböceğinin salgısı çıkmaya başlardı. Bununla kendisine, krizalit devresini geçirmek üzere özel askılar (dallar) üzerinde koza örerdi. Bu böcekler ışıktan, sesten ve kokudan çok rahatsız olduklarından, bunlar evlerin ara katlarında, tahtadan incecik sedirlere konur üzerlerine dut yaprakları yerleştirilirdi. İpekböcekleri burada alçak gönüllü ama narin narin, ama nazlı nazlı alt dudaklarından çıkardıkları gayet ince iplikler ile başlarını döndüre döndüre kozalarını örerlerdi. Biz de ailecek, bu olağanüstü olayı seyretmekten büyük bir zevk alırdık. Dikkat edilmezse koza içine kendini hapseden ipekböceği, 2-3 hafta kaldıktan sonra kozayı delerek kelebek halinde dışarı çıkarsa; o zaman delinmiş kozalar değerini kaybederdi. Bu nedenle bütün kozalar, kısa süre içinde işlenmesi gerektiğinden, Zerdalilik mevkiinde, Zerdalilik Kahvesi'nde toplanırdı. Yaklaşık 1.000 metre uzunlukta ipek telden yapılmış olan kozalar, burada 'dolapçı' denilen esnaf tarafından zamanında işlenmediği takdirde, içinden çıkan kelebekler tarafından delindiğinden kullanılmaz hale gelirdi. Çünkü kelebek kozayı delip çıktıktan sonra, ipek tellerin çoğu kesilmiş olur. Böcek yetiştirenler, ertesi yılın tohumlarını elde etmek için, ancak bir kısım kozalardan kelebek çıkmasına izin verirlerdi. İpek çıkarılmak üzere kullanılacak kozaların içindeki kelebeklerin ölmesi için, kozaların buharla işlem görmesi gerekirdi. Zerdalilik'te kozalar yumuşatma kazanlarında kaynatılarak çözülmeye hazır hale getirilir ve sonra eskiden "tepme" denilen mancınıklarla bir dolap (kasnak) etrafına sarılırdı. Böylece, dolap veya çarkta toplanan ipek ipliği gene özel aletlerle masuralara aktarılması sağlanırdı. Bir yandan tarakların da yardımıyla, ibrişim halindeki bu ipek ipliği bükülürken ipek, iplik halini alır, dokumaya elverişli duruma girerdi.

İPEKBÖCEKLERİ ARTIK YOK
Bu ipek iplikleri ile ibrişim, sadakor denilen bezler, erkeklerin beline sardığı rengarenk çizgili desenli Alanya kuşakları dokunurdu. Eskiden iç çamaşırların ipekten olmasına büyük bir özen gösterilirdi. Hem de uçları oyalı. Bir de halkta bir inanış vardı. İpeğin, insanları yıldırımdan koruduğuna inanılırdı. Ayrıca don, gömlek erkeğin şanıydı. İbrişimli çeyizi olmayan kızlar evde kalırdı. Erkek kısmı ipekli çamaşır giyecek ki, abdest alırken, kollarını, paçalarını sıvadı mı bütün o oyaları, kuş dillerini herkes görsün. Görsün de eşinin onu ne kadar çok sevdiğini anlasın diye. Başörtüleri de ipekten yapılırdı. Çevresine de gül işlerlerdi.

EVLERDE TEZGAH KALMADI
Artık, Antalya evlerinde, ipekböcekleri kozalarını örmüyor. İnsanlar artık ipekböcekleriyle birlikte yatıp, birlikte kalkmıyor. Kadınlar artık el tezgâhlarında ipek dokumuyor. En kötüsü bizim çocuklar, bugün ipekböceğinin nasıl bir şey olduğunu dahi bilmiyor. Bunlardan da önemlisi, Antalya'nın eski yaşamında önemli bir yeri olan Kozaklı Kahve 2007 yılında sahibi olan Muratpaşa Belediyesi tarafından restore edildi ve bir süre Kültür Evi olarak hizmet verdi. Ancak bugün kaderine terk edilmiş, ilgi ve bir işlev bekliyor.

BULUŞMA YERİ KOZAKLI KAHVE
Kozaklı Kahve, yaz aylarının sıcağında çınar ağaçlarının gölgesinde, içinden geçen gür sulu deresi ile sevilen bir oturma ve dinlenme yeri idi. Fakat burası ipekböcekçiliği mevsiminde yılda iki defa Kozakhane'ye dönüşürdü. Bugünkü Yenikapı Karakolu'nun güneyinde, bugün dolmuşların önünden geçtiği caddeye ve Zerdalilik Kahvesi'nin bahçesine kazanlar, yanlarına kozadan çıkarılan ipekleri sarmak için çıkrıklar kurulurdu. Halk, geçim kaynağı olarak ürettiği kozalarını ya satmak veya bu kozalardan ibrişim imal ettirmek için buraya doluşurdu. O aylarda Kozaklı Kahve adeta bir bayram yerine dönerdi. Buraya çuvallarla getirilen kozalar ibrişim ustaları tarafından kaynar kazanlara atılır, çaplarına göre iki ya da daha fazla sayıda ipek lifi birleştirilerek çıkrıkların makaralarına sarma işlemine geçilirdi. Sarma, büyük dikkat isteyen güç bir işlemdi. Çünkü kozadan çıkan ipek baştan sona kadar aynı çapta kalmaz. İpekböceği ustasının hep aynı kalınlığı sağlayabilmesi için çok dikkatli olması gerekmekteydi. Elde edilen ipeği bazıları evlerinde dokur, bazıları ise dokuttururdu. Kozaklı Kahve'nin hemen yanında Abuzelef Hamit Bey'in Kozahanesi vardı. Koza üreticileri, çuval çuval getirdikleri kozalarını bu tüccara satardı. Daha sonra da asırlık çınarların altındaki Kozaklı Kahve'de dinlenir, kahvelerini yudumlarlardı. Bu kahve aynı zamanda çevrede oturan bahçıvanların da oturdukları, boş vakitlerini geçirdikleri bir yerdi. Okuldan kaçan öğrenciler de, kentten ve gözden uzak bu kahveyi seçerlerdi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.