X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir bayram daha geçti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir bayram daha geçti

  • Giriş Tarihi: 20.10.2013

Her bayram, yıllar önce bayramların tatil değil de bayram olarak kutlandığı, Antalya'da evlerin bir veya birkaç odasının turistlere pansiyon olarak verildiği yılları hatırlarım

'Bayramlar değişti mi?' diye bana sorarsanız; cevabım "Eh, kabul edelim ki zaman da değişti!" olur. Bayramların eskisi gibi yaşanması artık mümkün değil. Bu bayramda evde boş boş oturup misafir bekledik. Çocuklarımız, gelinlerimiz, damatlarımız geldi. Hepsi o kadar. Diğer üç gün ne yapacağımızı bilemedik. Belki bir misafir gelir diye evden de ayrılamadık. Evimizde bayramı diğer günlerden ayıran tek değişiklik, ardı ardına çalan telefon ve cep telefonundan gelen mesaj sesleri oldu. Karı-koca evde oturup, eski bayramları konuştuk, o günleri yad ettik.

TELEFONLA KUTLAMA

Konuştuklarımız hep bildik şeylerdi. Eski bayramlar o günlerde toplumun bir kültürel parçasıydı. Bayramlarda aileler bir arada, adeta iç içe yaşardı. Bayramlar dışında da birbirini sık sık gören aile bireyleri, bayramda görüşmelerini bir törene dönüştürürdü. Bugün artık birinci dereceden yakınlar telefonla aranıyor; ya da cep telefonlarına yazılan hazır tebrik mesajları, telefonun belleğine kayıtlı tüm adreslere topluca gönderiliyor. Bilgisayar kullananların işi daha da kolay. Bayram tebriklerini İnternetten yolluyorlar. Her nedense, bayramların geleneğini uygulamıyoruz ama 'Nerede o eski bayramlar' diye de geçmişe özlem duymaktan kendimizi alamıyoruz. Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinleştiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştığı günlerdir. Bu günler 'kameri takvim'e göre hesaplandığı için, miladi takvimde her yıl bayram günleri aynı tarihe rastlamaz. Her yıl onar günlük gerilemeyle gelen Ramazan ve Kurban bayramları böylece değişik mevsimlerde kutlanabilmektedir.

HEDİYE GELENEKTİ

Ramazan ve Kurban bayramlarının başlıca özelliği komşuların, dost ve akrabaların ziyaret gezileriyle bir araya gelmeleridir. Gençler yaşlıların ellerini öperek onların hayır dualarını alırlar. El öpen çocuklara para ve hediye vermek gelenektendir. Kurban Bayramı'nda misafirlere kesilen kurbanın etinden de ikram edilir. Eskiden bayram günleri bir koşuşturmaca, bir curcuna ve sonsuz bir neşe içinde geçen günlerdi. Evlerde bir şenlik gibi, bayram yerlerinde ise bir panayır gibi yaşanırdı. Yüzyıllar boyu yaşandı bu bayramlar. Nice çocuk; bayram sevincini dolu dolu yaşayarak geldi bu günlere. Eski bayramlar deyince doğal olarak çocukluğumuz aklıma geliyor. Çocukluğumuzda bayramlar bir başka olurdu gerçekten. Evler, bayram gelmeden bir hafta önce; genelde beyaz kireçle boyanır ve badanasız ev bulunmazdı. Kurban ve Şeker bayramı arifesinde bir koşu mezarlığa, türbelere gidilirdi. Yasinler, fatihalar okunur, dualar edilirdi. Bu her yıl Arife günü yapılan bir törendi. Akşam yaşanan telaş, yaşamaya değerdi. Evde anne, "her şey mükemmel olsun" diye öyle bir titizlenir ki... Evin her yeri bayrama hazırdır. Mutfakta kıvamını bekler ev yapımı baklavalar... Bayramlıklar da öyle, ayakkabılar pırıl pırıl, elbiseler tertemiz... Bayramdan önce annemiz bizi sıra ile yıkardı. Banyo nerede o yıllarda. Geniş ve kocaman bir saç leğen vardı her evde banyo için. Su ısıtılır ve leğende yıkanılırdı. Kız çocukların saçları havluyla kurutulur ve ya atkuyruğu ya da pelik yapılırdı. Bayram öncesi yeni giysiler giyeceğimizden pak ve temiz olurduk. Bayram dendi mi biz çocuklar iki şeyi önemserdik. Önce yeni giysiler sonra bayram harçlıkları. Bayramlarda temiz ve yeni giyinmek adet, çocukları yeni giysiler alarak sevindirmek ise neredeyse şarttı. Genellikle çocuklara giysi almak için bayramın gelmesi beklenir, her aile maddi olanakları elverdiğince çocuklarını tepeden tırnağa giydirmeye özen gösterirdi.

YENİ KIYAFET ÖNEMLİYDİ

Büyüklerimiz ekonomik durumlarına göre bizi tepeden tırnağa bir güzel yeni giysilerle donatırlardı. Kız çocuklarının en büyük keyfi de bu giysilerini yaşıtı kız arkadaşlarına göstermekti. Kızların elbiselerini ya becerikli anneler, ablalar kendileri diker; ya da mahallede bu işten anlayan komşulara diktirirlerdi. O zamanlar çarşıda bugünkü gibi hazır giysiler pek olmazdı. Bugünkü gençlik nereden bilecek? Eskiden insanlar canı istediği zaman büyük AVM'lere gidip, istediği marka giyim eşyasını, en pahalısından ayakkabı almayı bilmezdi ki. Biz ancak yeni giysileri, ayakkabıları Şeker ve Kurban bayramlarında görürdük. Bu nedenle terzilerin bayram öncesinde işleri çok yoğun olur; bayramda giyilmek üzere, daha bayrama bir ay kala verilen siparişleri yetiştirmek, terzileri sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar çalışmak zorunda bırakırdı. Kalfalarıyla hiç durmadan dikiş diken, prova yapan terziler son müşterinin de elbisesinin teslim edildiği arife akşamının geç saatlerinde, bütün siparişleri söz verdiği gibi yetiştirebilmiş ise ancak o zaman rahat bir nefes alırdı.

AYAKKABI SEVİNCİ VARDI

Giysilerimizin yetişmediği bayramlarda, babalarımızla birlikte geç saatlere kadar terzi dükkânında elbiselerimizin bitmesini beklerdik. Terziler çoğu zaman babalarımızın takım elbisesini bozar, ters yüz eder, elde ettiği kumaştan bize ceketpantolon dikerdi. Böylece babamızın eski elbiselerinden bizim yeni bayramlık takım elbisemiz olurdu. Fakat çocukları en çok, ayakkabı sevindirirdi. Maddi sıkıntılar yaşasak da her istediğimizi alamasak da birlikte çok mutluyduk.

AYNANIN KARŞINA GEÇERDİK

Arife günü Kalekapısı civarındaki Ayakkabıcılar Arastası'ndan babamızla satın aldığımız yeni ayakkabılarımızı, takım elbisemizi denemek için giyer; saatlerce aynanın karşısında kendimizi seyrederdik. Sonra da yatağımızın başucuna koyar; ertesi gün bayram yerinde yaşayacağımız heyecanların hayali ile genellikle bizi uzun süre uyku tutmaz, yatakta debelenip dururduk. Diğer gecelerin aksine, bizler için o gece uzar da uzardı. Uykumuz kaçar; kalkar ayakkabıları giyer, odada birkaç tur attıktan sonra özenle başucumuza koyar, tekrar uykuya dalmaya çalışırdık.

EVLER PANSİYON OLURDU

Hey gidi çocukluk günleri! Akıldan çıkmayan bayram sevinçleri; nasıl da büyük bir heyecanla beklerdik bayram sabahını. Bir de Antalya'ya tatile gelenleri, birkaç günlüğüne pansiyon haline getirdiğimiz evlerimizde ağırlayıp; para kazandığımız ve yeni yeni dostlar edindiğimiz bayram günleri. Her Kurban ve Ramazan Bayramı'nda ben yaştakiler ister istemez hep o günleri hatırlarlar. İyi ki hatırlıyoruz. Yoksa yaşlandığımızı nereden bileceğiz?

DAVAR TERCİH EDİLİRDİ
Kurban Bayramı'nı Ramazan Bayramı'ndan ayıran en büyük özellik şüphesiz bayrama yakın kurbanlıkların satın alınması idi. Bilindiği gibi Kurban Bayramı, İbrahim Peygamber'in oğlunu, Tanrı'ya kurban etmek üzere keseceği sırada gökten inen bir koçun Tanrı'nın emriyle oğlunun yerine geçmesinin bir anısı olarak İslam dinine geçmiştir. Kurbanlık olarak satın alınan hayvan genellikle davar, koyun veya koç olurdu. Antalya sıcak bir bölge olduğu için Kurban bayramlarında daha az yağlı olduğu için kurbanlık olarak genellikle davar tercih edilirdi. Çocukken tüyleri rengârenk bir kuzu almıştık. Ellerimizle beslediğimiz o hayvanların kesilmesine biz çocuklar çok üzülürdük.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.