X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalya da üşüttü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Antalya da üşüttü

  • Giriş Tarihi: 14.12.2013

Birkaç gündür Antalya'da süren aşırı soğuk, sizlere de eski sobalı günleri hatırlattı sanırım. 1935'lere kadar Antalya'da soba bilinmez, mangallar ısınmak için de kullanılırdı

Birkaç gündür Antalya'da aşırı soğuk günler yaşıyoruz. Sıcaklık, bazı günler sıfırın altına kadar düştü. Klimalar yetmez oldu. Bir türlü ısınamadık. İster istemez, siz de o eski günlerin ördek sobalarını hatırlamışsınızdır. Hakikaten ne kombi, ne klima, ne de başka bir şey. Hiçbir şey ördek sobanın verdiği sıcaklığın yerini tutmaz. Hele yanarken çıkardığı çıtırtılar bile insana huzur vermeye yeter. 1935'lere kadar Antalya'da soba bilinmez, man- gallar ısınmak için de kullanılırdı. Evlerde, ocaklarda közlenen ateşler bakır ya da pirinç mangallara alınıp odalara konulur, ev halkı da onun etrafına toplanıp ısınırdı. 1950'li yılların sonralarında soba kullanımı Antalya'da yaygınlaştı. Yeni Demirciler Çarşısı'nda sobacı dükkânları açıldı. Antalyalıların ısınma için kullandıkları mangal kömürünü eskiden Varsak köylüleri temin ederdi. Meşe, Palamut ağaçları ile köklerinden elde edilen özel bir usulle yakılarak çıkarılan odun kömürleri çuvallar içinde eşeklere sarılarak Antalya'ya getirilip satılırdı. 'Ördek Soba' adı verilen ilk sobalar kalın tenekedendi. Kışa girerken bu teneke sobalar ve boruları kurulmadan yaldızlı boya ile boyanır, kış bitince kaldırılırdı. Eylül aylarında aileler kışlık odunu almak için Şarampol mevkiindeki odunculara koşardı. Odun talaşı (yongası) yakanlar ise ihtiyaçlarını yaz aylarında hızarcılara sipariş ederdi. Odun taşımak, sobanın külünü dökmek işin en can sıkıcı yanıydı.

SOBA KURMAK ZAHMETLİYDİ

O zamanlar duvarlarda hazır baca delikleri olmadığı için, pencerenin bir camı çıkarılıp yerine delikli bir teneke çakılarak, soba borusu sokağa çıkarılırdı. Soba borularının oda içinde de bazı yerlere tel ve çivi ile tutturulması gerekirdi. Kurarken, bu bağlantılar yeterince sağlam olmazsa, sobayı kurdum derken, bütün borular ayrılıp yere düşerdi. Evde bu yüzden soba kurulurken, karı-koca arasında muhakkak bir kavga çıkardı. Özellikle çıralı çam odunu yakıldığında, kurumla dolan soba borularını evi batırmadan tek tek söküp kaz kanadından süpürge ile temizleyip silkelemek, büyük bir beceri gerektirirdi. Sobanın oturma odasında kurulacağı yere önce kare şeklinde bir muşamba serilir, üzerine ısı yere geçip yangın çıkarmasın diye mermerden bir altlık konur, üzerine de soba oturtulurdu. Klasik tuğlalı, tuğlasız saç odun sobası, kovalı soba, fırın bölümlü kuzine, ördek soba, gaz sobası gibi birçok türü vardı. Bir kaç ay olsa da bir evin en saygın eşyası haline gelirdi kurulduğu oda. İlk önceleri odun yakacak olarak kullanılıyorken, sonraları talaş ve gaz sobaları da kullanılmaya başlandı.

EVİN BİR PARÇASIYDI

Bazı evlerde hala ısınmak için kullanılmakta olan sobalar bir dönemde kış aylarında yaşamımızın bir parçasıydı. Sobanın etrafı kış akşamları ev halkının buluşma alanı olurdu. Onun etrafında oturulur; eski günler, masallar, yaşanmış öyküler anlatılırdı. Soba denilince ilk akla gelen kestanedir. Üzerinde pişirilip, ailece yenilen kestanelerin kabukları sobaya atılırdı. Çöplerin büyük kısmı sobada yakıldığı için çöp kutuları daha az dolardı. Sonra meyveler yenir, portakal ve mandalina kabukları soba üzerine konur; çıtırtılar duyulur ve evi güzel bir koku kaplardı. Soba üzerine konulan mandalina, portakal ve elma kabukları eve hoş bir koku salarak tütsü görevi görürdü.

HER İHTİYACI KARŞILARDI

Evin birçok ihtiyacını karşılardı sobalar. Su ısıtmak, çay demlemek, ekmek kızartmak, patates közlemek gibi işler de görürdü. Üzerine büyükçe bir çaydanlık konulurdu. Su orada kaynardı. Ama çaydanlık, suyu bitmesin hemen diye sobanın tam ortasına değil olabildiğince kenarına doğru konulmuştur, kendi kendine kaynar öyle. İbiğinden buhar fışkıran çaydanlıktan doldurulan, dışarıdaki soğuk havayı veya çisil çisil yağan yağmuru pencereden seyrederken yudumlanan çayların ayrı bir anlamı vardı. Gürül gürül yanan sobanın yanındaki mindere kedi gibi kıvrılmak ne güzeldir. Özellikle arka tarafta kalan odalardan birine veya tuvalete gidip gelirken hissedilen ürpermenin, sobanın yanı başında hemen geçmesi ile duyulan hazzın, bunu yaşamamış olana anlatılması çok zordur. Soğukta okuldan çıkmışsın. O zamanlar Antalya'da yolların çoğunluğu toprak. Yağmurdan ıslanan çorapları soba arkasında kurutayım derken, tabanı kalırdı sobada. O izi hep taşırdı sobalar, her kış yenileri eklenerek. Soba borusunun askısında kuruyan çamaşırlar da unutulmazlardır. Sobadan dik çıkan borunun üst kısmına, ufak çaplı çamaşırları kurutmak için demirden bir kurutma aparatı asılırdı. Çocuklu evlerde bu aparatın üstü sürekli bebek bezleriyle dolu olurdu. Çorap, don gibi acil kuruması gerekenler burada kurutulurdu. Çocukluğumuzda annelerimiz sobanın yanına konan genişçe bir leğen ve sobanın üstünde ısıtılan bir güğüm suyla yıkarlardı bizleri. Bir de biz çocukların bir eğlencesi vardı. Su damlatırdık yanan sobanın üstüne. "Cısss!" diye bir ses çıkarır ve topak topak dağılır giderdi... Bu günlerde yaşadığımız aşırı soğuklar, ister istemez bana o sobalı günleri hatırlattı. Bunları sizlerle paylaşmak istedim.

ÇEŞİT ÇEŞİT SOBALAR
1970'li yıllarda emaye odun sobaları Auer ve Vezüv gaz sobalarına geçilince, soba yazın dahi yerinden kaldırılmayan evin adeta bir mobilyası haline gelmişti. Bir dönem çok meşhur olan "Zibro Komin" marka Japon sobası o yıllarda sosyal gelişmişlik göstergesi idi. 80'li yılların sonunda çıkan ve LPG çalışan katalitik sobalar tercih edilmeye başlandı. Sobanın sürekli yanar halde tutulması için altı eşelenir, arka mandal açılıp kapatılır, alt kapak sık sık konum değiştirirdi. Hatta sırf soba yakmak için 'Alev, Yak' gibi markaları olan, mazota bulanmış talaş parçalarından yapılma tutuşturma malzemeleri bakkallarda torbayla satılırdı. Soba, borularının yaslandığı duvarın badanasını bozmasın, eşyaları yakıp deforme etmesin diye 'amyant' plakalarla ısının önü kesilmeye çalışılırdı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.