X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Yerli malı yurdun malı'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Yerli malı yurdun malı'

  • Giriş Tarihi: 22.12.2013

Yerli Malları Haftası biz çocuklar için 'Meyve Yeme Haftası' anlamına gelirdi. Çocukluğumuzda pek farkına varmadığımız yerli malının önemini, ancak yıllar sonra büyüyünce daha iyi anladık

Geçtiğimiz hafta 'Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası' idi. Şimdi bu hafta okullarda kutlanıyor mu bilemiyorum. Ancak ben ajandamda içinde bulunduğumuz haftanın 'Tutum-Yatırım ve Yerli Malları Haftası' olduğunu görünce; birden yıllar önce okulda kutladığımız Yerli Malı Haftası gözlerimin önünde canlandı. Haftanın özdeyişi de şöyleydi: "Yerli malı yurdun malı; herkes onu kullanmalı!" Biz öğrenciler o günlerde konunun ne anlama geldiğini kestiremezsek de öğretmenimizin verdiği direktif doğrultusunda, bir gün önceden hangimizin hangi meyveden ne kadar getireceğimiz belirlenirdi. Biz de akşam öğretmenin Yerli Malı Haftası ile ilgili isteklerini ailemize aktarırdık. Ertesi gün bahçemizdeki meyve ağaçlarından, mandalina, portakal gibi meyveler bir sepete konur; bahçemizde yetişmeyen elma, muz gibi bazı meyveler ise manavdan alınırdı. Bunlara ilaveten evde daha önceden satın alınmış nar, ceviz, üzüm, iğde, çitlembik, kuru incir, fıstık içi gibi kuru çerezler varsa, bunlar da Yerli Malı Sepeti'ne eklenirdi. Biz öğrenciler de sabahleyin, hangi öğrencinin neler getirdiğini görme merakı içinde okulunun yolunu tutardık.

VATANDAŞLIk GÖREVİ

Sınıfta öğretmenimiz önce bize, yerli malı kullanmanın bir vatandaşlık görevi olduğu; 'Yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı' başlığı altında Yerli Malı Haftası ile ilgili şöyle bir konuşma yapardı: "Her türlü ihtiyacımızı yurdumuzda üretilen yerli mallarından karşılarsak, yurdumuzun ekonomisine büyük katkıda bulunuruz. Yurdumuzda üretilen malları kullandığımız sürece, paramız yurdumuzda kalacak ve böylece ülkemiz gittikçe zenginleşip, yurdumuzda her türlü malı üreten fabrikalar çoğalacaktır. İşi olmayan yurttaşlarımız da böylece işe kavuşmuş olacaklardır. Sonuçta milli ekonomimiz güçlenecek ve halkımız daha rahat bir yaşama kavuşacaktır." Çivi, toplu iğne gibi en küçük gereksinmelerin bile dışarıdan ithal edildiği o günlerde, 8-10 yaşlarında olan biz çocuklar; öğretmenizin anlattıklarından pek bir şey anlamaz; öğretmenimizin konuşmasını bitirip, bir an önce sıralarımızda gazete kağıtları üzerine serdiğimiz meyvelerimizi yemeye başlamayı beklerdik. Çünkü bu hafta, biz çocuklar için 'Meyve Yeme Haftası' anlamına gelirdi. Bu haftanın önemini, yıllar sonra büyüyünce; daha iyi anlayacaktık. Evlerde de ailemiz tarafından bu haftanın anlamına uygun olarak, harçlıklarımız biriktirilerek tutumlu olmaya özendirilirdik. Hemen her aile de sırası geldikçe çocuklara şu öğütleri verirdi: "Kazandığı parayı gereksiz yere harcamayarak, bir kısmını artırabilen insanlara, tutumlu insanlar denir. Kazandığımız paranın tamamını gereksiz harcamalar yaparak, har vurup harman savurmak yerine gerektiği zaman harcamak ve zor günler için para biriktirmek demektir. Parada tutumlu olmak için ya kumbara almalı ya da bankada adımıza hesap açtırmalıyız. Küçük yaşlarda harçlıklarımızı biriktirerek tutumlu olmaya çalışmalıyız. Unutmamalıyız ki her çok azdan olur. Tutum, sadece parada olmaz. Zaman, mal, sağlık, enerji gibi değerlerde de tutumlu olmayı öğrenmeliyiz. Tutumlu olalım, ama ihtiyaçlarımızdan kısıntı yapmayalım. Tutumlu insanlar hiçbir zaman sıkıntıya düşmezler ve başkalarına muhtaç olmazlar. Kullandığımız eşya ve giysileri düzenli ve temiz kullanırsak daha uzun süre dayanır, geç eskirler. Biz de sık sık eşya, giysi almak zorunda kalmayız. Ama eşyalarımızı düzensiz, pis kullanırsak, kısa zamanda eskiyeceğinden tekrar yenisini almak zorunda kalırız. Böylece paramız boşa gitmiş olur." Şimdi bütün öğütleri bugün biz çocuklarımıza aynen aktarsak, bize nasıl bakarlar acaba?

PARA KUMBARALARI

O günlerde her bankanın çocuklar için özel olarak imal ettirdiği birbirinden güzel ve değişik kumbaralar vardı. Ailelerimiz bu kumbaralarla bize tutumlu olmayı, para biriktirerek yönlendirmeye çalışırlardı. Kumbaralar çoğunlukla metalden yapılmış; çeşitli şekillerde, üzerinde kumbaranın alındığı bankanın logosu bulunan kutucuklardı. Kumbaranın altında anahtarı o bankanın veznedarında bulunan kapaklı bir kilit düzeni vardı. Bu kumbaraların bir tarafında bozuk para atılan ince uzun bir yarık, diğer tarafında ise kâğıt para atmak için yuvarlak ufak bir delik bulunurdu. Bu delikten kağıt paralar teker teker rulo haline getirilerek içeri atılırdı. Çocukta yaratılan bu para biriktirme hevesi ile harçlıkların bir kısmı ve babadan alınan ekstra bahşişler kumbarada toplanırdı. Kumbaradan çıkan paralar veznedar ile birlikte sayılır; çıkan tüm bu paralar çocuğun o bankadaki hesabına yatırılırdı. Bankada bir hesabı olması, çocukları çok gururlandırırdı. Bunları hatırladıkça yüzümde bir gülümseme beliriyor. Ne tatlı günlerdi onlar…

PEŞİN SATAN TÜCCAR BİZE YAKIN DEĞİLDİ
SÖZ paradan ve tutumluluktan açılmışken, eskiden Antalya'daki bazı mağazaların duvarlarında asılı bulunan 'Veresiye Satan-Peşin Satan' afişlerinden söz etmeden geçemeyeceğim. Çocukluğumun Antalyasında 'tüccar' diyebileceğimiz zengin işadamları hâlâ gözümün önündedir. Bunlar genelde büyük bir mağazanın bir köşesinde bölünmüş bürolarında yavaş dönen bir tavan vantilatörü altında ayaklı bir askılığın yanındaki bir masada otururlar, arkalarındaki duvarda 'Veresiye satanpeşin satan' afişi asılı bulunurdu. Ortadan ikiye bölünmüş bu afişin bir tarafında; tamtakır tahta kasasının başında zayıf, ağlamaklı, üstü başı dökülen bir adam oturur; bomboş dükkânında fareler cirit atarken görülürdü. Altında büyük harflerle 'Veresiye Satan' yazardı. Resmin diğer bölümünde ise; içinden paralar taşan çelik kasasının başında ağzında puro, parmağında şövalye yüzük bulunan, göbekli, iyi giyimli bir adam oturuyorken görülür; altında 'Peşin Satan' yazardı. Biz çocukken böyle afiş asılı duran bir dükkâna girdiğimizde her zaman tıraşlı, saçları briyantinli, mutlaka takım elbiseli, yelekli, kravatlı ve masasının üzerinde eski bir sumenli yazı takımı, basma kollu hesap makineleri olan dükkân sahibini tablodaki hep bu zengin adama benzetirdik. Her nedense resimdeki diğer fakir adama baktığımızda kendimizle özleştirir, zengin dükkân sahibini kendimize uzak bulurduk.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.