X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Televizyonsuz yıllarda yaşam
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Televizyonsuz yıllarda yaşam

  • Giriş Tarihi: 14.4.2014

Bugün, çoğumuz televizyonun karşısına geçmiş; birbiri ardına çevrilen dizilerin tutsağı olduk adeta. Dostlarımıza hiç vakit ayırmıyoruz artık

Dışarıda güzel ve ılık bahar günleri başladığına göre; biz de güzel şeylerden söz açalım yine. Bugün, çoğumuz televizyonun karşısına geçmiş; birbiri ardına çevrilen dizilerin tutsağı olmuşuz adeta. Eski misafirlikler kalmayınca; hani, başka bir seçenek de kalmıyor insanlara. Televizyonun olmadığı yılları şöyle bir düşünüyorum da 'neler yapardık' diye hayalimde canlandırmaya çalışıyorum. Gelin, o günleri birlikte tekrar hatırlayalım.

GÜZEL ADETLERİMİZ VARDI

Eskiden kadınlar, herhangi bir işte çalışmadıkları için, yalnızca ev işleri ve çocuklarının bakımları ile ilgilenirlerdi. Haftanın belirli bir gününü çamaşır yıkamaya, bir gününü yırtık yamamaya, bir gününü özel yemeklerin hazırlanmasına ve bir gününü de misafir gezmesine ayırırlardı. Genellikle öğle sonralarında yapılan bu misafir gezmelerinde, evlerinde bitiremedikleri işlerini de yanlarına alırlardı. Böylece misafirlikte hem hoş-sohbet ederler, hem de bir taraftan ellerindeki işleri yaparlardı. Misafiri, hazır alınmış yiyeceklerle ağırlamak ayıptı. Haberli gelmiş misafirine çayın yanında çarşıdan satın alınmış pasta türü yiyecek ikram eden kadının misafirine önem vermediği, zahmet etmeye değer bulmadığı sonucu çıkarılırdı. Akşam gezmeleri için, elektriğin olmadığı günlerde, ay ışığı olduğu geceler tercih edilirmiş. Ay ışığı olmayan gecelerde ev gezmelerine ellerinde küçük bir fenerle veya feneri olmayanlar, bir çıra yakarak; onun verdiği ışıkla giderlermiş. Eskiden misafirlikler, telefon olmadığı için genellikle 'çat kapı' yapılırdı. Ancak 'kız isteme, dünür gitme veya iş görüşmesi' gibi misafirlikler bir çocuk gönderilip önceden izin alınarak yapılır ve bu ziyaretlere çocuklar götürülmezdi. Bunun dışında tanış misafirler, istedikleri anda çat-kapı birbirlerine gidip gelirlerdi.

MİSAFİRLİKLER

Bu yüzden misafirliğe gitmek isteyen aile, akşamleyin yemeğini erkenden yer, misafir bastırmadan ziyaret edeceği evin yolunu tutardı. Çok özel veya eve ilk kez gelen misafirler, her zaman herkese açılmayan çok süslü misafir odalarında ağırlanırlardı. Ev kıyafetiyle misafir karşılanmaz, misafir de özensiz bir giyimle ziyarete gidemezdi. Gelen misafir, samimiyete göre misafir veya oturma odasına alınır, yer gösterilir, misafirin yanında baş köşeye geçilip oturulmaz, en iyi köşe misafirlere verilirdi. Misafirlere mutlaka 'hanım' ya da 'bey' diye hitap edilir, gelen misafirler çok yaşlı ise elleri öpülürdü. Evin çocuklarının misafirlerin ellerini öpmesi adeta bir kanundu. Elini öptüren, öpene "El öpenlerin çok olsun" derdi. Misafirler oturtulunca her birine önce tek tek 'hoşgeldiniz, hal-hatır sorma' konuşmaları yapılır, ellerine limon kolonyası dökülürdü. Kolonyadan kısa bir süre sonra sıra kahveye gelirdi. Ev sahibi misafirlere "Kahvenizi nasıl içersiniz?"diye sorunca misafir genellikle hemen 'orta' ya da 'sade' demez, "Hiç zahmet etmeyin" der, ev sahibi de "Ne zahmeti?" dedikten sonra, nasıl içileceğini söylerlerdi. Misafir susadığında evde çocuk varsa, suyu ev sahibinden değil çocuktan isterdi. Su, misafire altına dantel serilmiş bir tabak içinde getirilirdi. Elde bardağı tutarak su getirmek hoş karşılanmazdı. Suyu içen misafir, elindeki boş bardağı ayakta bekleyen evin kızına iade ederken "Ölmüşlerinin ruhuna gitsin", "Su gibi aziz ol" der veya "Ben de bu hizmetin karşılığında, senin düğününde kalburla su taşıyacağım" diyerek şaka yapmaktan geri kalmazdı. Kahveler hazırlanıp gelince, masa üzerinde, içinde ağızları açık sigara paketleri bulunan bir cam tabak, kahvenin yanında içmesi için ikram edilirdi. Misafirliklerde kadınlarla erkekler bir arada oturur, sohbet edilir, tombala, iskambil oyunları yanında masallar anlatılır, bilmeceler sorulurdu. Bu arada misafirlere içinde maşasıyla şekerlik, sonra da dantel örtü serilmiş bir tepside çay gelirdi. Bu ikramı misafirliğin sonuna doğru meyve ikramı izlerdi. Meyve ikramı sırasında misafirlere muhakkak ayrı ayrı küçük cam tabaklarda hafif sabunlu elbezi ve kurulama bezi getirilirdi. Gecenin geç saatlerinde ise misafirlere, 'tatlı yiyelim, tatlı ayrılalım' anlamında kâğıtlı şeker tutulurdu. Fakat kâğıtlı şeker ikram etmenin zamanını iyi bilmek, yani misafirler ayaklanıp gitmeye hazırlandıkları zaman yapmak gerekirdi. Yoksa, erken ikram edilen şeker; "Geç oldu, artık kalkıp gidin, bizim de işimiz var" demeye gelirdi. Misafirler sokak kapısında uğurlanırken 'Bunu saymayız' denir, misafir de karşılık olarak 'Sıra sizde' derdi. Antalyalılar da çok değişti misafirlikler de. Antalya'da hediye götürmek adeti yoktu ama bayramlarda, sünnetlerde, yaşgünlerinde, düğünlerde, doğumlarda, asker uğurlamalarında, yeni ev alanlara hediye götürmek şarttı.

EVLERİMİZE KİLİTLENDİK
Televizyonunun günlük yaşamımıza girmesiyle, akşam gezmeleri, komşu gezmeleri yavaş yavaş azalarak bitti. Kendimizi adeta apartmanlara kilitledik. Kimseyle doğru dürüst konuşmuyoruz. Komşularımıza selam vermekten çekiniyoruz. Antalya'da toplumsal yapı ve kentsel dokunun değişimi içinde insan ilişkileri de değişti. Yakın komşuluk olgusu, gelenekler, görenekler tamamen ortadan kalktı. Özellikle Antalya Kaleiçi hanımları, çeşitli ve lezzetli yemek yapma becerileri ile ünlüdür. Antalya'nın hızlı kentleşme sürecinde, Antalyalıların geleneksel beslenme biçimleri de yok olmaya başladı. Testi kebabını, kokoşyayı, bumbarı, taratorlu piyazı, hibeşi, Arap aşını, labadayı, hoşmerimi, paluzeyi, narenciye reçellerini neredeyse bilen ve yapan kalmadı. Sözün kısası, önce Antalya değişti; sonra da içinde yaşayanları ve yaşam şekilleri.

KADINLARIN KABUL GÜNÜ VE ZİYARETLER
Kadınların öğleden sonrasında, ayda bir kez kabul günleri olurdu. Bu günlere gitmek üzere birkaç tanıdık sözleşip giderlerdi. Bir de her gün yapılan komşu ziyaretleri vardı. Bu misafirliklerde, öğle yemeklerinin yenmiş ve evin beyinin evden çarşıya çıkmış olmasına dikkat edilirdi. Oğlu askere veya uzak bir yere giden kadına 'Allah kavuştursun'a, hasta ziyareti için 'geçmiş olsun'a, cenaze çıkan evlere 'başsağlığı'na, oğlu ya da kızı evlenmiş ya da nişanlanmış bir kadına 'Allah mesut etsin'e doğum yapmış kadına veya annesine 'göz aydın'ına, ziyaret edilecek olan kadın yeni bir ev almış da taşınmışsa 'güle güle otur'a gidilir ve muhakkak uygun bir hediye götürülürdü. Yapılan her misafirliğin bir karşı ziyareti yapılırdı. İki kere üst üste aynı aileye gidilip, onlar gelmezse artık o aileye bir daha ziyaret yapılmazdı. Çünkü bu, 'istenmiyoruz' anlamına gelirdi. Yatılı gelecek misafirler için, her zaman fazladan yorgan, yatak çarşafı, yastık kılıfı, temiz havlu vb. eşyalar bulundurulurdu.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.