X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalya'da ilk kitle turizmi Konyaaltı'ndan başlamıştı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Antalya'da ilk kitle turizmi Konyaaltı'ndan başlamıştı

  • Giriş Tarihi: 30.6.2014

Bir hafta önce Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Antalya Konyaaltı sahilinde bir ilki başlattı. Konyaaltı sahili artık şezlongu ile şemsiyesi ve tüm plaj tesisleri ile herkese bedava

Geçen hafta Konyaaltı plaj tesislerinin Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel tarafından açılış törenine katıldım. Katılımın yüksek olduğu bu törende Türel, Konyaaltı sahilinin artık şezlongu ile şemsiyesiyle, tüm plaj tesisleri ile herkese bedava olduğunu müjdeledi. "Bedava" kelimesi, 65 yıl kadar önce yine Konyaaltı'nda, yine "bedava" sözü ile binlerce Alman'ın Antalya'ya akın ettiği o günleri hatırlattı. Diyebilirim ki Antalya'ya kitle turizmini Konyaaltı Plajı başlattı. Gelin zaman tünelinde Antalya'nın 1950'li yıllarına dönelim.

VALİ'NİN YALANI

1950'li yılların sonlarına kadar hali vakti yerinde olan Antalyalılar, yazın sıcak aylarını daha serin yerlerde geçirmek için Korkuteli, Elmalı gibi serin bölgelere göç ederdi. Bu da Antalya'nın yaz aylarında fark edilecek kadar nüfus azalmasına yol açıyordu. Kentin nüfusunu yaz aylarında da kentte tutmak isteyen belediye başkanları, bunun çaresini Konyaaltı'nda yazı geçirmek üzere tahta obalar inşa ettirmekte bulmuştu. Konyaaltı'nda ilk oba, 1956 yılında, Antalya Belediye Başkanı Hayret Şakrak zamanında, kendisi için inşa edilmiş. Bunu ertesi yıl diğerleri izlemiş. 1958 yılına gelindiğinde Vali Niyazi Akı zamanında sayıları 50-60'ı bulmuş. Ancak Antalyalıyı denize çekmek ne mümkün? Obalar boş kalınca, bir gün, Antalya Valisi ile röportaj yaparken, "Bu obalar ne için yapıldı, neden böyle boş?" diye soran Alman 'Bunte' dergisi muhabirine Vali Niyazi Akı ne cevap versin? Antalyalı denizi sevmez, denizden korkar mı desin? O da vaziyeti kurtarmak için "Biz bu obaları Almanlar için yaptık. Almanlar Antalya'da bedava tatil geçirsinler diye" deyivermiş. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Memleketine dönen Alman muhabirin, Bunte dergisinin kapakta tam sayfadan koyduğu manşeti bugün gibi hatırlıyorum: Önde Konyaaltı Plajı, obalar ve arkada tepeleri karla kaplı Beydağları resminin üzerinde "Türkiye'nin Rivierası'nda bu bungalovlar Almanlar için bedava!" O yıl ilkbahar aylarında başlayarak, "bedavayı" zaten seven yüzlerce Alman, arabalarına atladıkları gibi 3 bin km kat ederek, soluğu Antalya sahillerinde aldı. Antalya'ya turistlerin ilk olarak kitle halinde gelmesi ve Antalya'nın "Türk Rivierası" olarak dünyaya tanıtılması da ilk kez bu tarihte olmuştur. Ben o tarihlerde, bugünkü Büyükşehir Belediyesi İş Merkezi'nin bulunduğu yerdeki, eski belediye binasının birinci katındaki "Antalya'yı Tanıtma ve Turizm Derneği"nde okul Almancası bilgimle turistlere yardım etmekle görevliyim. Benden başka az-çok bir yabancı dil bilen onlarca Lise öğrencisi ile beraber çalışıyoruz.

ZAMANLA İLGİ ARTTI

Zamanla Konyaaltı'ndaki obalara ilgi daha da arttı. Yapıldığı yıllarda çoğu boş kalan obalar için Antalyalılar arasında bu kez rekabet başladı. Bu rekabet ve isteklilerin çoğalması üzerine, obaların Antalya Belediyesi'nce ihale usulü ile halka kiralanmasına geçildi. Antalya 1. Noteri Cemal Karaköy huzurunda yapılan bu ihalelerde gruplar oluşur, komşu olmak isteyenler birlikte ihaleye girerdi. İhalelerde kavgalar olur, fakat ihalenin sonunda iş tatlıya bağlanırdı. Herkes yine bir yıl önceki obasına, komşusuna nasılsa kavuşurdu. Adnan Selekler'in anılarında söz ettiği gibi, beton obaların dağıtılması da yine noter huzurunda kura ile yapılır, her ne olursa olur, Belediye Başkanı Avni Tolunay'ın komşu listesi eksiksiz kurayı kazanırdı. İhaleden bir süre sonra da taşınma işi başlardı. Tatar arabaları, kamyonetler dolusu eşya, evlerden obalara taşınırdı. O günlerde Konyaaltı Caddesi adeta büyük bir göçe sahne olurdu. Okullar kapanınca, obaya taşınma işi de tamamen bitmiş olurdu. Çocuklar kumsalda yerlerini alırken, kumar düşkünleri fişlerini hazırlar; akşamcılar rakı sofraları için gerekli bardak ve malzemenin evden getirilip, getirilmediğini kontrol ederlerdi. Bundan sonra artık dört ay kadar sürecek 'Konyaaltı Oba Yaşamı' başlardı. Obalar öyle ahım şahım lüks villalar değildi. Adından da anlaşılacağı gibi tahtadan ve sonraları betondan yapılmış, bir oda, bir mutfak ve duş gibi de kullanılan bir tuvaletten oluşan alandan meydana gelmişti. Bu obaların önünde de 20-30 metrekarelik alandan oluşan üç tarafı açık, tabanı betondan yapılmış ve hemen hemen oba yaşamının tamamının geçtiği bir sundurma bölümü vardı. Bu bölümde gün boyunca oturulur, yemekler yenir, yatılı gelen misafirler burada ağırlanırdı. Bu sundurmanın iki veya üç kenarında çocukların veya misafirlerin yatması için de mutlaka topan (düğmeli) yastıklı iki-üç sedir bulunurdu. Sundurmanın üç yanı bir telle çevrilerek, bu tele halkalara beyaz keten bezinden yapılmış perdeler geçirilirdi. Bu perdeler, obanın önündeki sundurmanın üç yanındaki açık bölümleri tamamen örtüp, geceleri dışarıdan obanın içini görmeyi engelleyecek büyüklükte olurdu. Gece yatma vakti gelince, bir tel üzerinde hareket eden bu perde ile veranda sıkı sıkıya kapatılırdı. İki perde arasında kalan küçük bir açıklık bile olsa, bu mandallarla birbirine sıkıştırılır ve deniz havluları ile kapatılırdı. Amaç içerde soyunurken, elbise değiştirirken dışarıdan görülmemekti. Fakat içeride ışık açık unutulduğunda bu beyaz perdeler, geceleri yatarken, adeta birer Karagöz perdesine dönüşürdü. Sundurma altında yapılan soyunma hareketleri, perdeye gölgeler halinde yansır; dışarıdan bakıldığında ilginç manzaralar ortaya çıkardı.

BÜYÜK İZDİHAM
Yüzlerce Alman aile arabaları ile Konyaaltı'ndaki bedava obalar için Turizm Derneği'ne doluşunca büyük bir kaos yaşadık. Gerçi o zamanlar, 1958'den itibaren yapılan Antalya Festivali sırasında ve uzun tatilli bayram günlerinde Antalya'ya gelen yerli ve yabancı turistleri ev pansiyonculuğu ile ağırlıyorduk ve Antalya'da insanlara yatacak yer temininde deneyimli idik. Fakat bu kez durum çok farklıydı. Çünkü Konyaaltı'daki obalar, yerli halk için düşünülmüştü. İçinde tuvalet, mutfak ve duş tertibatı dışında herhangi bir mobilya, yatacak bir yatak bile yoktu. Antalyalının yazın buraya taşındığı zaman, ihtiyaçlarını Antalya'daki evinden getirmesi düşünülmüştü. Ama şimdi bu Almanlar ne yapacaktı? Söz ağızdan çıkmış, "Antalya'da bu obalar Almanlar için bedava" denmişti bir kere. Hemen, Antalya Valiliği ile Belediye Başkanlığı hoparlörlerle anonslar yapıp, halktan yardım istedi. Her aile, evindeki fazla yatağını, yorganını, masasını, sandalyesini getirip bir oba döşedi. O yıl yaz, Konyaaltı'nda bu hengameyle geçti. Böylece Almanlar Antalya'dan memnun ayrıldı. Dergiyi okuyup da o yıl Antalya'ya gelemeyen veya gelen dostlarından Antalya hakkında övgüler duyan Almanlar, ertesi yıllarda da Antalya'ya akın ettiler. Ancak kendilerine uygun bir dille, bu kampanyanın yalnız o yılı kapsadığı söylenerek, vaziyet idare edildi. Çünkü bu olay, 1960 yılı yazında olmuştu. Antalyalılar da Almanlara inat, yazlarını bu obalarda serin serin geçirmek istiyorlardı. Almanlar yüzünden Antalyalının gelenek ve görenekleri de değişmişti. Antalyalı artık yaz aylarında serinlemek için telaşlı ve yorucu Elmalı, Korkuteli'ye göçü yerine, burnunun dibindeki birkaç kilometrelik göçü tercih etmeye başlamıştı. Hem böylece, kentteki dükkânının kapısına da yaz aylarında kilit vurması gerekmiyordu. 1962-1963 yıllarında Antalya'da valilik yapan ve 27 Mayıs ara rejimi nedeniyle, Antalya Belediye Başkanlığı görevini de üstlenen Nuri Teoman Paşa, Antalya'nın caddelerindeki ulu ağaçların katliamına girişti. Kentteki insanları 'geceleri uyutmuyor' diye evlerin bahçelerindeki tüm horozları kestirtti. Fakat yaptığı belki en iyi hizmet, Konyaaltı plajını düzenlemek oldu. Önce tahta obaları, tuvaletleri, ihtiyaca daha uygun bir hale getirdi. Sonra kötü hava koşulları sonucu eskiyen, yıkılan tahta obaların yerine beton obalar yaptırdı. Bu obalardan biri, en büyüğü ve güzeli "Reisin obası" diye bilinirdi.

HAFTAYA

KONYAALTI OBALARINDA YAŞAM

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.