X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER HÜSEYİN CİMRİN: Bayram nostaljisi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

HÜSEYİN CİMRİN: Bayram nostaljisi

  • Giriş Tarihi: 29.7.2014

Günümüz gençliği nereden bilecek? Eskiden insanlar canı istediği zaman büyük mağazalara gidip, istediği marka giyim eşyası, pahalı ayakkabı almayı bilmezdi ki. Biz ancak yeni giysileri, ayakkabıları Şeker Bayramı'nda görürdük. O da zaman zaman babalarımızın tersi çevrilmiş pantolonlarından dikilme elbiselerdi bunlar.

Bayramlarda dostlara artık kutlama kartı göndermiyoruz. Bayramlar bize, o eski günlerin heyecanını vermese de; bayram deyince genellikle tatili düşünsek de, yine de eski bayramları unutamıyoruz Günümüz gençliği nereden bilecek? Eskiden insanlar canı istediği zaman büyük mağazalara gidip, istediği marka giyim eşyası, en pahalısından ayakkabı almayı bilmezdi ki. Biz ancak yeni giysileri, ayakkabıları Şeker Bayramı'nda görürdük. O da zaman zaman babalarımızın tersi çevrilmiş pantolonlarından dikilme elbiselerdi bunlar. Bayrama yetiştirilmek üzere daha Ramazanın başında sipariş verilen dikişleri yetiştirmek, terzileri sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar çalışmak zorunda bırakırdı. Kalfalarıyla hiç durmadan dikiş diken, prova yapan terziler son müşterinin de elbisesinin teslim edildiği arife akşamı, geç saatlerde bütün siparişleri söz verdiği gibi yetiştirebilmiş ise, ancak o zaman rahat bir nefes alırdı. Ya o günlerdeki biz çocuklar? Her bayram yeni ayakkabılarımız olmasa da, yine de her bayram, en güzel elbiselerimiz olurdu. Yatağımızın yakınında duvara asılan yeni elbiselerimiz, yastığımızın başucuna yerleştirdiğimiz yeni ayakkabılarımızla uyurduk. Buna uyku denirse… Gözümüze uyku girmezdi ki o gece. Bayram sabahını iple çekerdik. Diğer gecelerin aksine, o gece bizler için uzar da uzardı. Uykumuz kaçar; ayakkabıları giyer, odada birkaç tur attıktan sonra özenle başucumuza koyar, tekrar uykuya dalmaya çalışırdık.

BAYRAM SABAHI

Ve o büyük hasretle beklenilen gün nihayet gelirdi. Bayram sabahları herkes erken kalkardı evimizde. Babamızla birlikte uyanır, bayram namazına giderdik. Cami çıkışında fırınlardan taze, sıcak çıkmış simitler, çörekler, poğaçalar, alınır evlerde özenle hazırlanmış bayram kahvaltısına ailece hep birlikte otururduk. Biz çocuklar ise daha kahvaltıya oturmadan bir an önce bayramlıklarımızı giymeyi isterdik. Bütün yıl plastik Gıslawet marka plastik ayakkabılarla veya yalınayak koşuşturduğumuz, türlü haylazlıklar yaptığımız sokaklarda bayram sabahı bereli diz kapaklarımız, kabukları asla kurumayan yaralı dirseklerimiz ile yeni giysilerimiz içinde ve pırıl pırıl yeni ayakkabılarımızın üzerine toz kondurmadan kibirli kibirli dolaşırdık. Arife geceleri iyi huy melekleri bize sihir yapardı sanki. Bir gecede uysal ve uslu çocuklar oluverirdik. Hepimiz bu kez elbiselerimizi kirletmeme telaşına düşerdik. Saçlarımızı biryantin veya limonsuyu ile yana yatırmaya çalışır, parfüm olarak da yalnız kolonya veya gülsuyunu bilirdik. Çevremize hoş kokalım diye de her tarafımıza bunlardan sürerdik. Çünkü biraz sonra komşularımızın kapısını çalacak, bazılarından mendil, şekerleme bazılarından da el öpüp bayram harçlığı alacaktık. Bu sırada davulcular maniler söyleyerek kapımızda belirirdi. Bütün bir ay boyunca mahalleliyi sahura uyandıran davulcular, bu kez kapısını çaldıkları ev sahibini öven manileri söyleyerek bahşişi hak ederlerdi.

ÇOCUKLARA HARÇLIK
İlk bayram harçlıklarımızı evimizdeki büyüklerin ellerini öperek alırdık. Onlar genellikle kâğıt paralar verirlerdi. O paraları özenle birkaç kat katlar; yaka ceplerimize dikkatlice yerleştirirdik. Sonra da sokaktaki komşularımızın ellerini öpme maratonumuz başlardı. Çünkü biz çocuklar o zamanlar bayramları, yeni giysiler, ayakkabılar alınan, bol bol harçlık toplanan heyecanlı günler olarak algılardık. El öpmeye gittiğimiz her evin çocuğunu da yanımıza alarak kapı kapı dolaşırken gittikçe sayımız da artardı. Her yeni kapıyı çalarken, "İnşallah bu kez şeker ve mendil yerine para verirler" diye dua ederdik. Bazı aileler hem şeker, hem de bayram harçlığı verirlerdi. O zaman keyfimize diyecek olmazdı. Bozuk paraların, elimizi her cebimize atışımızda çıkardığı o sesler, bizi adeta büyülerdi. Tüm sokağın kapılarını baştan sona çalıp, büyüklerin ellerini öptükten sonra, 'kazandığımız' harçlıklarla soluğu bayram yerlerinde alırdık. Bayram yerleri bizleri adeta büyüleyen bayram yerleri bazen Develik'te, bazen Yeni Demirciler Çarşı'nın arkasında, bazen de Ekşili Bahçe çevresinde (bugün Vakıf İşhanı arkası) kurulurdu. Bayram yerlerinde satılan şekerlemeler, komşularımızdan el öpüp topladığımız akide şekerlerinden daha lezzetli gelirdi. Harçlıklarımızla horozlu şeker, şam tatlısı, ezme, pamuklu şeker, muhallebi gibi yiyecekler alır yerdik. Acıkınca da saç üzerinde pişen ciğer kavurması ile karnımızı doyururduk. Yine bayram yerlerinde susadığımızda büyük bardaklarda, Beydağları'ndan getirilen kar üzerine vişne şerbeti dökülen şişirtme denilen karlamaları yerdik. Bugünkü Dönerciler Çarşısı'nın arkasındaki 2. İnönü Sokak'ta Bisikletçi Sabur'dan kiraladığımız üç tekerli bisikletlerle sokağın başına kadar gider, geri dönerdik. Bayram yerlerinde bir kale kurulur, kaleciye para ile şut çekilirdi. Döner salıncakların, ibiş tiyatrolarının, şahmerdan çadırlarının, toplarla oynanan şans talih kader kısmet oyunlarının çocuklar kadar, büyükler arasında da zevki-tadı bambaşkaydı.

SICAKLIKTAN UZAK ELEKTRONİK MESAJLAR
Şimdi belki büyüdük; belki de büyüdüğümüz için kıyafetlerimizi yatağımızın baş köşesine koymuyoruz. Ya da, yıl içinde her aklımıza estikçe satın alınan kıyafetlerimiz, bize ve çocuklarımıza o günlerin heyecanını vermiyor artık. Elektronik iletişim araçlarının yaşama katılmasıyla birlikte artık insanlar birbirlerine mektup yazmıyor, kutlama kartı göndermiyor. Bugünkü elektronik ortamda görüşme kolaylığı, duygularımız değişmese de insanları o sıcaklıktan uzaklaştırdı. Kutlama kartlarının yerini, insanların aynı kent içinde birbirlerine el uzatabilecek kadar yakındayken bile cep telefon mesajları aldı. Eskiden öyle miydi? Bayrama bir-iki hafta öncesinden başlayarak sevdiklerimize duygularımızı en iyi anlatabilecek tebrik kartları aramaya başlardık. İçine yazdıklarımız kadar kartın üzerindeki resimler, adeta sevdiklerimizle bizi kaynaştıran simgelerdi. Bayramlarda posta teşkilatı kilitlenir; ama biz yine de, hep o bize gönderilecek, bizi biz yapan birbirinden renkli ve anlamlı kutlama kartlarını sabırsızlıkla beklerdik. Bugün ise bunların hepsi bayramlarda hatırlanan birer nostalji oldu. Sevdiklerinizle nice güzel bayramlara!

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR
Şimdiki çocukların bayramların sevincini coşkusunu yaşayamadıklarını düşünüyorum. Onlar sokaklarda üstleri başları çamura bulanmış, annelerinden azar işitmenin tadını da bilmezler. Onlar için şimdilerde futbol, Internet kahveler, bilgisayar oyunu, cep telefonu hayatlarının vazgeçilmezleri olmuş. Bayramlarda cep telefonuyla mesaj gönderme yoktu. Uzakta olanlar birbirlerine manzaralı kutlama kartları gönderirlerdi. O zamanki bayramlarda tatile gitmek de yoktu. Şimdi ise bayram denilince, sevdiklerimizi ziyaret yerine akla ilk olarak tatil geliyor. Tatil fırsatı olarak değil de, bayram gözüyle baktık mı bayram günlerine? Sokağımızda ve apartmanımızdaki komşularımıza, en son bayram ziyaretini ne zaman yapmıştık? Kaçımız günler öncesinden bayram günü, kapıyı çalacak komşu çocukların mendillerini ve bayram harçlıklarını hazırladık? Hakikaten komşu çocukları da neden artık bayram sabahları kapımızı çalmıyor? Yoksa biz büyükler mi değiştik; yoksa çocuklarımızın huyları mı? Hangimiz bayram günlerinde, tatil için uzaklara gitmeyi düşünmedi?

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.