X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hiç ‘frenk inciri’ yediniz mi?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hiç ‘frenk inciri’ yediniz mi?

  • Giriş Tarihi: 4.8.2014

Dikenli ve ilginç görüntüsüyle farklı bir meyve olan 'frenk inciri'nin şimdi tam mevsimi. Turistler frenk inciri satan seyyar arabaların etrafında toplanarak bu meyveyi inceliyor

Halk arasında frenk inciri, frenk yemişi olarak adlandırılan ve anavatanı Güney Afrika olan dikenli incir, bu sıcak yaz aylarında Antalya caddelerindeki seyyar tezgâhlarda dikkat çekiyor. Özellikle yabancı turistler frenk inciri satan seyyar arabanın etrafında toplanarak büyük bir merakla bu meyveyi inceliyor. Yassı gövdeli, dikenli bir kaktüs türünün meyveleri olan; Antalya ve çevresinde olduğu kadar Adana, Mersin ve Hatay çevrelerinde yaygın tüketilen; dikenli ve ilginç görüntüsüyle farklı bir meyve olan frenk inciri, kıraç alanlarda, kurak ve kireçli topraklarda yetişiyor.

DİKENLERİ EZİYET VERİRDİ
Çocukluğumuzda bu meyvelerden yemek için, elimize batan dikenlerinden ne eziyetler çekmiştik. Çünkü tüysü ince dikenleri olan frenk incirinin yenilmesi ayrıca bir beceri ister. Eldivenle ağacından toplanan meyveler, dikenlerinin çıkması için bir saat kadar suda bekletilir. Dikenlerinden biraz olsun arındırılan frenk yemişi, maşa veya eldivenle tutularak iki ucu bıçakla kesilir. Sonra orta kısmından enlemesine yine bıçakla hafifçe kesilerek kabuğundan ayrılması sağlanır. Ortaya çıkan oldukça bol çekirdekli iç kısmı, meyvenin yenilecek bölümüdür. Çocukken biz bu işlemi tam olarak beceremediğimizden, elimize batan o tüysü dikenler, bize günlerce acı verirdi. Frenk inciri için bu kadar uğraşa değip demediği tartışmalıdır. Frenk incirinin ağızda, tatlı bir burukluk veren tadı vardır. Bazıları bu tadı beğenmezler. Fakat biz Akdenizliler, çocukluğumuzdan beri bu meyvelerle büyüdüğümüzden frenk inciri, bizler için özel meyvelerden biridir. Eskiden beri sindirimi kolaylaştırdığını ve ishale iyi geldiğini bildiğimiz frenk inciri, bugün caddelerdeki seyyar tezgâhlarda, buz üzerinde bekletilerek ve büyük bir maharetle kabuğu soyulup dikenlerinden arındırıldıktan sonra 'afrodizyak' olarak müşteriye sunuluyor. Uzmanlar yabani olarak yetişen frenk incirinin yapraklarından elde edilen cilt ve saç bakım ürünlerinin yanı sıra taze olarak yenildiğinde de ciltteki kırışıklıklara iyi geldiği, böbrek taşı oluşumunu önlediği görüşünde. Eski Antalyalılar frenk incirinin kronik romatizma, cilt hastalıkları ve kanın temizlenmesinde önemli bir meyve olduğunu söylerler. Ancak 1-2 gün için açık kalan çiçeklerin yaprakları kurutulup adaçayı gibi içilirse, idrar yıllarına ve prostat hastalarına da iyi gelir.

TİRMİS VE ANTALYA
Ülkemizde yalnız Antalyalıların bildiği ve bu kente özgü olmuş; ıslak çerezlik bir yiyecek olarak tanımlayabileceğim Tirmis ise bir baklagil çeşididir. Afrika'dan Arabistan'a, Almanya'dan Portekiz'e, Polonya'dan İsrail'e kadar birçok ülkede bilinirse de ıslak çerezlik olarak yalnız Antalya'da yenir. Acı bakla ya da "Yahudi Baklası" olarak bilinen ve tuzlu suda veya (eskiden) deniz suyunda 3 gün bekletilerek tatlandıran bu yiyecek açık sarı renktedir. Fındık büyüklüğünde yassı küremsi bir şekli, şeffaf bir zarı vardır. Bu renksiz kabuğu çıkarılıp yenir. Benzetmeyle tarif edilecek bir tadı yoksa da yemeye başlayınca, insan bırakamaz. Antalyalılar çocukluklarından beri tirmisi çok severek yerler. Eskiden tirmis öyle çok sevilirdi ki hemen her köşede bir tirmis satana rastlamak mümkündü. Eskiden Antalya'da "Davetsiz yere tirmisçi gider" denirdi diye bir söz vardı. Nişan, düğün, sünnet gibi toplantılara davet edilmediği için gitmeyenlere "Niye gelmedin?" diye sorulduğunda; "Ben tirmisçi miyim ki davet edilmeyen yere gideyim" diye yanıt verilirdi. Fakat gelgelelim yeni nesil Antalya çocukları küçüklükten bu tada alışmadıkları için artık bu tada pek ilgi göstermiyorlar. Hâlbuki bizim çocukluğumuzda böyle miydi? Sokaklarda oynarken tirmisçinin elindeki zil sesini daha öbür sokakta iken duyar; annelerimizden para almaya eve koşardık. Tirmisçi elindeki küçük bir çıngırağı çalarak el arabasıyla sokağımıza girdiğinde; biz etrafında hemen bir çember oluştururduk. Tirmisçi önceden hazırlanmış kağıt külahlara tirmisleri doldururdu. Hepimiz birer külah alıp, büyük bir iştahla yemeğe başlardık.

UNUTULAN ŞEKER KAMIŞI
Eskiden Antalya'da frenk inciri ve tirmis kadar ilginç olan yiyeceklerden biri de şeker kamışı idi. Bugün çoğu kişinin, görünüşü hakkında dahi bir fikrinin olmadığı şeker kamışı, eskiden Antalyalılar ve özellikle çocuklar için bir şeker kaynağı idi. O günlerde çocuklar meyve, akide şekeri ve şekerli leblebi dışında tatlı bir şey bilmezlerdi. Çocuklar tazeyken bu şeker kamışlarını çakılarıyla veya dişleriyle soyar içindeki şekerli suyu emerlerdi. Şeker kamışına büyükler de büyük ilgi gösterirlerdi. Erkekler iddialı şeker kamışı kesme yarışmaları yaparken, Antalyalı kadınlar tarafından şeker kamışı pekmezi yapılırdı. Şeker kamışı kalın, uzun gövdeleri boğumlardan oluşan ve her boğumda tomurcuk şekerkamışı bulunan tipik bir kamışsı bitkidir. Mısır yapraklarını andıran ince uzun yapraklarının tabanı gövdeyi sararak boğumlardaki tomurcukları korur. Ergin bitkilerde gövdenin uzunluğu 3-8 metreyi, çapı 2.5-5 santimetreyi bulur. Rengi beyazdan sarıya, koyu yeşile, kırmızıya ve mora kadar değişir. Gövdelerin ucunda püskülsü çiçek demetleri bulunur. Şeker kamışı en iyi, Antalya gibi yıllık yağışın 1.500 milimetreyi aştığı yerlerde yetişir. Bildiğim kadarıyla eskiden çok yıllık bir bitki olan ve bir kargı (bambu) görünümündeki bu şeker kamışları, çiçek açtıktan üç ay kadar sonra olgunlaşırdı. O zaman kamış dipten kesilir; yaprakları ve üst uçları koparılıp atıldıktan sonra şeker fabrikalarına gönderilirdi. Bir hektardan 50-100 ton temiz kamış, bundan da 10-20 ton rafine şeker elde edilirdi. Kamışın yumuşak yaprakları hayvanlara verilir, küspesi ise yakacak veya gübre olarak kullanılırdı. Şeker kamışından eskiden şeker üretilirdi. Şeker pancarı ekimi bollaşınca, artık şeker kamışı yetiştirilmez oldu. 1960'lı yıllara kadar Antalya'nın Meydan, Demircikara ve Kırcamisi bahçelerinde bol miktarda yetiştirilen şeker kamışı, buralardan büyük bağlar halinde getirilip Çaybaşı Kahvesi, Paşakavakları, Kırcamisi, Şarampol ve Kozaklı kahvenin bahçesinde satılırdı. Eskiden Antalya'da bu meyvelerin yetiştiği bahçelerde bugün tek düze, estetikten yoksun apartmanlar yükseliyor.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.