X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalya sıcağı ve hatırlattıkları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Antalya sıcağı ve hatırlattıkları

  • Giriş Tarihi: 25.8.2014

Antalya'nın içi dışı, altı üstü sudur. Eskiden de bugün de bu böyledir

Antalya yılın iki ayı, Temmuz- Ağustos'ta adeta kavrulur. Bu yalnız insanlar için değil; ağaçlar, bitkiler için de aynıdır. Ağaç dipleri, çiçek saksıları, sulandığı günün akşamına kadar hemen kurur. Bu yazının yazıldığı saatlerde Antalya'da gölgede 41 dereceyi yaşıyoruz. Neyse ki Antalya'nın içi dışı, altı üstü sudur. Eskiden de bugün de bu böyledir. Ama yine de eskiden bir başkaydı. Antalyalıların normal yaşamları yanında, eskiden bir de 'Su ile yaşamları' vardı. Antalya'da Yediarıklar olarak adlandırılan Düden Çayı'nın yedi kolundan kente bolca su gelirdi. Yaz aylarında insanların serinlik içinde yaşamaları için sokaklarda her zaman tertemiz tutulan arıklarda sular akardı. Düden'den kopup gelen bu sular ihtiyaç sahiplerinin evlerine kadar cömertçe gelir; bahçelerde, evlerde, insanlarla daha bir içli dışlı olurdu.

HER EVDE HAVUZ VARDI

Her evin bahçesinde havuzu vardı. Sokaktan geçen arıklardaki su, her evin avlusundaki bu havuzlara akar, yıkanmada, bahçelerin sulanmasında ve temizlikte kullanılırdı. Çamaşır, bulaşık yıkanır, evdeki tahta tabanlar da bu sularla temizlenir, sarı tahta boyaları ile boyanırdı. Karpuzlar soğusun diye bu havuzlara atılırdı. Çocuklar oyun sırasında susadıklarında arık kenarlarına yüzükoyun yatarak, bu sulardan içerlerdi. İçerlerdi ama hiç de hastalık olmazdı. Çünkü hiç kimse bugün olduğu gibi sulara çöp atmazdı. Yediarıklar'ın suyu kireçli olduğundan içmek için pek kullanılmazdı. İçilmek için kullanılan en iyi su, yağmur suyu idi. Kış aylarında çatılardan inen oluklarla sarnıçlarda toplanan yağmur suyu, ev halkının bir yıllık içme suyunu karşılardı. Ancak, her evde sarnıç olmadığından, sarnıçsız ev sahipleri içme sularını ya kendileri İskele'deki İskele Suyu'ndan taşırlar; ya da kent içinde sokak sokak dolaşan ve saka denilen su satıcılarından satın alırlardı. İskele, kentten kırk metre kadar aşağıda olduğu için, suyun taşınması oldukça zahmetli idi. Bütün sermayeleri bir eşek, 4 gaz tenekesinden ibaret sakalar, iskeledeki soğuk su kaynaklarından doldurdukları tenekeleri bir yanına iki, öte yanına iki teneke bağlayarak eşeklerine yüklerler; kentin sokaklarında dolaşarak "Buz gibi! Suuu!" bağırışı ile satarlardı. "Yoksullara bedava, parası olana parayla." Her sokağa bir sucu bakardı. Mahalleli suyunu başka bir sucudan almaya kalksa; ya da sucu, suyunu başka bir mahalleye satmaya kalksa kıyamet kopardı. Her evin güneş görmeyen serin kilerlerinde topraktan yapılma, sivri dipleri ağızlarına yakın bir bölüme kadar toprağa gömülü ve üzerinde çeşitli çiçekli kabartmalı su küpleri bulunurdu. Bazı evler bir sucuya abone olur, her gün sakanın getirdiği sular, temiz ve soğuk kalsın diye, kapı girişindeki bu küplere boşaltılır, testilerde soğutulurdu. Böylece suların küpler içinde, içilir durumda soğuk kalması sağlanırdı. Küpler suyu buz gibi soğuk tutardı. Her küpün ağzına asılı duran ve küpten su almayı kolaylaştıran uzun saplı maşrapalar vardı. Günlük su içme ihtiyacı için ise oturma odasında da içi su dolu kırmızı, toprak testiler bulundurulurdu. Bu testideki su, gece ayazlasın diye pencere önüne veya balkonun kenarına konur; gün boyunca soğuk soğuk içilirdi. Genellikle Kaleiçi'ndeki Rum evlerinde ve her büyük evin bahçesinde bulunan, içi yağmur suyuyla doldurulan sarnıçlardaki su, zincir veya iple bir çıkrığa bağlı bulunan bakraç veya kova ile çekilirdi. Bu sarnıçların suları kışın ılık, yazın ise serin tutardı. Antalya'da bahçesine sarnıç açtırmak için muhakkak Çancı Mustafa Usta görevlendirilirdi. Söylediklerine göre, onun yaptığı kuyuların suyu tatlı olurmuş.

İLK YAĞMURLAR YAĞINCA

Bir de suyu bardakla satan sucular vardı. Bellerindeki deri kuşakta bardak koyma yerleri, ellerinde ibrik ile dolaşan bu sucular, önce bardağı müşterisinin önünde yıkar; suyu öyle müşterisine verirlerdi. Çarşıdaki birçok esnaf bu sucuların daimi müşterisi olurdu. Sucu sattığı her bardak su için, mağazanın kapısının arkasına tebeşir ile bir çizgi çizer; her cumartesi buna göre ödeme yapılırdı. Kışın yağmur sularının zerresi bile boşa harcanmazdı. İlk yağmurlar yağmaya başlayınca, bir süre damdaki toz, toprak temizlensin diye beklenirdi. Yağmurlar damların tozunu, çöpünü iyice yıkadıktan sonra, yağmurlukların ağızları sarnıcın ağzına çevrilirdi. Kış boyunca bu sarnıçlar yağmur suyu ile doldurulur; içine çer-çöp gitmesin diye sular borulardan tülbentle süzülürdü. Bazı Antalya evlerinde saçaktan aşağıya inen yağmur borusunun birkaç metreden sonrası bezdendir. Bu bez boruyla, evin üst ve yer katının musluklu depolarının suyu bittikçe doldurulur; sonra da bu yağmur borusu sarnıca sarkıtılırdı. Eğer sarnıcın etrafında yağmur suyunu toplayacak bina yoksa arıkların suları doldurulur; burada dinlendirilen su yıl boyu kullanılırdı. Sarnıçlar her evde olmasa bile, her sokakta varlıklı veya orta halli ailelerin evlerinde mutlaka vardı. Aynı sokakta oturan komşular sarnıçlı evlere su almaya giderdi. Bu durum 1960'lı yıllara kadar böyle sürüp gitti.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.