X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İlk mübadillerin gelişi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İlk mübadillerin gelişi

  • Giriş Tarihi: 22.9.2014

Rumeli'den ayrılan ilk mübadilleri Ümit Vapuru 4 Mart 1924 günü Antalya Körfezi'ne yanaştırdı. Ümit Vapuru'nu Antalyalılar davul ve zurna eşliğinde adeta bir şölen havasında karşıladılar

Günlerce gelecek muhacirlerimiz için hazırlık yapan Antalyalılar Ümit Vapuru'nun Antalya açıklarında görülmesiyle sahile akın etti. Muhacirlerimize coşkulu bir karşılama töreni hazırlanmıştı. Vali Sabri (Öney) Bey ve mıntıka müdürü Hüsnü Beylerle vilayet erkanı bir heyet olarak vapura çıktılar. Muhacirlerimiz vapurda bu heyet tarafından coşkun bir törenle karşılandılar. Şehrimiz karşılama heyeti adına Dr. Ferruh Niyazi (Ayoğlu) Bey gür sesiyle muhacirlerimize Antalya halkının derin ve temiz hislerini ifade ederek "Hoş Geldiniz" demiştir. Hilal-i Ahmer (Kızılay) adına konuşan Dr. Burhanettin (Onat) Bey, kendisi de yıllar önce Anadolu'ya geçmiş bir muhacir olarak kalbinin en derin özlem duygularını ve Hilal-i Ahmer'in şevkatli sinesinin kendilerine daima açık olduğunu konusunda gelen muhacirlerimize güven verici sözler söyledi. Son olarak çok derin duygular içinde olduğunu gözlerinden akan yaşla saklayamayan Antalya Valisi Sabri (Öney) Bey, "Kendi evinize hoş geldiniz. Hiç üzülmeyiniz. Siz hayırlı bir günde geldiniz. Biz de hayırlı bir günde size kavuştuk" diyor ve gözyaşlarını tutamıyordu. Bu sırada muhacirlerimizden yükselen 'Yaşasın Mustafa Kemal Paşa' bağırışlarına, Ümit vapurunun etrafını dolduran yüzlerce sandallardan gelen alkış ve mızıka sesleri karışıyordu. O gün Antalya'da adeta yer yerinden oynamıştı. Çoluk çocuk ve kadın, erkek karşılama için İskele'ye, Tophane parkına doluşmuş; gözyaşı ve kardeşlik duyguları içinde yeni gelen misafirlerini kucaklamaya hazırlanıyorlardı. Vapurun her tarafını süratli adımlarla dolaşan çok çalışkan Mıntıka Müdürü Hüsnü Bey bir baba sıcaklığıyla muhacirlere sarılıyor ve keskin emirlerle bu misafirlerimizin sevk, nakil ve istirahatlarını temine uğraşıyordu. Muhacirlerimiz gösterilen bu ilgiden çok duygulanmışlardı. Karşılama heyeti tekrar rıhtıma dönerken, Selanik'ten gelen muhacirlerimiz de sandallarla birbiri ardından karaya çıkmaya başlamışlardı. Sahilde; okullardan tören için gelen izci çocukları, bir jandarma kıtası ve iskelede toplanmış halk, muhacirlerimizi gönülden gelen alkışlarla karşılıyorlardı.

GÖRGÜ TANIKLARI ANLATTI
"Yıllardır Rumeli'de kahpe bir milletin baskısına, zulmüne uğrayan soydaşlarımızın karşılanmasında, istirahatında gösterilen çok derin sevinç ve hazırlık, son savaşların bizden ayırdığı ülkelerde kalan kardeşlerimizin ıstırabıyla nasıl bağrımızın yandığını gösterdi. Sahillerimizde toplanan şefkatli hanımlarımızın hıçkırıklarıyla karışık gözyaşları, kalplerinin duygularına tercüman oluyordu. Hepimiz bayram yapıyoruz, seviniyor ve ağlıyorduk. Denizdeki vapur ve onun içindeki misafirler, sahilde bekleyen halk kalplerini o kadar samimiyetle açmışlardı ki, vapurun gelmesi ile muhacirlerimizin çıkması arasında geçen kısa zaman, her iki taraftan da büyük bir sabırsızlıkla karşılanmıştı."

ÜMİT VAPURU
Seyri Sefain'in Ümit Vapuru 26 Şubat 1340'ta (1924) Selanik limanından 1574 kişi olarak hareket etmiş ve yollarda bir iki gün fırtınadan çok kötü saatler geçirmişti. Selanik'ten gelen muhacirlerimizin hepsi çiftçi idiler ve ilk kez bir gemi seyahati yapıyorlardı. Yolculuk esnasında zatürreeden yedi kişi ölmüştü. Vapurda üç bebek dünyaya gelmiş ve bu bebeklere; Ümide, Ümit Fevzi, Hüseyin Bahri isimleri verilmişti. Vapurda üç çiçek hastası vakası da görülmüştü. Yunanistan'dan gelecek muhacirlere, daha onlar yola çıkmadan; misafirhane olarak kullanılması için, İtalyanların hastane olarak kullandığı bina, Antalya İmar ve İskan Mıntıka Müdürü Hüsnü Bey tarafından tahliye ettirilmişti. Muhacirlerimize, Hilâl-i Ahmer merkezi doktoru Halit Bey ile bir hastabakıcı ve bir hemşire refakat etmiş ve aynı zamanda vapur doktoru Fevzi Bey de nezaret ettiler. İskeleye çıkan muhacirlerimiz doğruca hamama götürülerek, hamamda Hilal-i Ahmer Cemiyeti tarafından çay ve galeta ikram edildi. Akşam da Antalyalılar tarafından bir yemek ziyafeti verilen muhacirler, günler öncesinden hazırlanan misafirhanelere yerleştirildiler. Vapurda hastalanan muhacirlere Türk Eczanesi sahibi eczacı Sabri Bey (Aksay) tarafından ücretsiz ilaç dağıtımı yapıldı.

EV YAPACAK USTA YOKTU

Mübadelenin Antalya kenti yönünden önemli bir sonucu, Antalya'nın son 10 yıldır yapılan savaşlardaki kayıplarla birlikte bu değişimin nüfusta azalmaya yol açmasıydı. 18 Ekim 1922'de Antalyalı Rumlar da gidince, Antalya nüfusu yüzde 60 oranında azalmış, Rumların ağırlıklı olduğu imalat sanayisi de hemen hemen sıfıra düşmüştü. Eski yapı ustalarının anlattığına göre, mübadeleden sonra Antalya'da ev yapacak tek bir usta bile kalmamıştı. Ancak, on-on beş yıl içinde Antalya'da, gereksinimlerin de getirdiği zorunlulukla, zanaatkârlıkta elverişli koşullar yaratıldı. Rumların terk ettiği toprak ve evlerin bir bölümüne Antalya'nın ileri gelenleri el koydu; diğer bölümüne de Yunanistan'dan gelen mübadiller (o günlerin deyimiyle muhacirler) yerleştirildi. Kırsal kesimden gelen muhacirler, bugünkü Recep Peker (Değirmenönü) Caddesi üzerindeki evlere yerleştirildi. Bunlara tarım alanları olarak da, bugün Antalya Havaalanı'nın güneyinde kalan Düden Çayı kenarındaki verimli tarlalar verildi. Selanik ve Kesriye'nin kent yaşamından gelenlere de Antalya Kaleiçi'nde; Balbey, Elmalı Mahalleleri ile Yenikapı gibi sur dışı semtlerde evler verildi.

BENİM ANNEM DE BİR MÜBADİLDi
Kendilerini Yunan topraklarına bağlayan son mal varlıklarını da gözden çıkaran aileler Ege'yi aşarak Antalya'ya gelmişti. Bu satırların yazarının mübadele sırasında on üç yaşında olan annesi Havva Hanım (Çimrin) ile birlikte toplam 11 kişilik bir aile ve çocukları olarak diğer mübadillerle Antalya'ya ayak bastılar. İki ay boyunca tüm mübadiller gibi onlar da misafirhanede konuk edilip, sonra Antalyalı Rumlardan daha önce boşalan evlere yerleştirildiler. Annemize ve kardeşlerine Kaleiçi'nde Kandil Sokaktaki 30 no.lu iki katlı ev ile Düden Çayı kenarında ekebilecekleri geniş ve sulak bir arazi verilir. Artık onlar için Antalya'da yeni bir düzende, yeni bir yaşam başlar.