X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Antalyalı kadınların eski çamaşır günleri
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Antalyalı kadınların eski çamaşır günleri

  • Giriş Tarihi: 13.4.2015
Antalyalı kadınların eski çamaşır günleri
Antalyalı kadınların eski çamaşır günleri

Eskiden çamaşırlar kaynatılırken içine kesme şekerden biraz büyük firuze mavisi 'çivit' atılırdı. Arapsabunu veya rendelenmiş sabunla çamaşır kazanında kaynayan sararmış çamaşırlar çividin verdiği renkle hafif maviye bakan beyazlık kazanırdı.

Günümüzde hanımların işlerini kolaylaştıran birçok alet edevat evlerimize girdi. Eskiden saatlerce uğraşılan bir yemek işi, bugün mutfak aletleri ile kısa bir sürede bitiyor. Hele çamaşır yıkama, eskiden evde yaşayan hanımların tüm gününü alırdı. O yıllar, ev hanımları için çok zorluk içinde geçen yıllardı. Gelin sizlerle, o günlere şöyle bir gidelim:
Haftada bir gün, evin çamaşır günü idi. Çamaşır günlerinde evin erkekleri ve çocukları, ayak altında dolaşmasınlar diye başka yerlere gönderilir, evden uzaklaştırılırdı. Her evin bahçesinde bir çamaşırlık vardı. Çamaşırlık, genellikle fazla rüzgâr almayan, yazın sıcağından ve kışın yağmurundan korunaklı bir yerdi.
Burada bir sacayağı üzerinde su kaynatılan bir kazan ve önünde tokaç taşı bulunurdu.
Ayrıca kazanın biraz ilerisinde, 'Küllü Su' denilen ikinci bir kazan veya teneke bulunurdu.
Çamaşır günü, çamaşır kazanı altında yanan odunların, fokur fokur kaynayan kirli çamaşırların dumanları arasında, evin bahçesinde bitmek tükenmek bilmeyen bir telaş başlardı. Kadınlar, ayaklarında tahta takunyalar, altlarında çamaşır yıkarken hareketlerini kısıtlamayacak kadar geniş 'üst donları' ile önce beyaz çamaşırları bir gaz tenekesi içindeki küllü suya koyar, saatlerce kaynatırlardı.
Küllü suda 'açılsın' diye kaynatılan beyaz renkli çamaşırlar daha sonra leğenlerde çitilenir, tokaçlanarak kirlerin çamaşırdan akması sağlanırdı. Küllerinden arındırılıp, durulanan beyaz çamaşırlar, bu kez de kaynar kazanlara atılırdı.
En azından 'üç su' kaynatılırdı çamaşırlar. Bazen 'dört su', hatta 'beş su'. Açılsın diye üzerlerine kireç kaymakları dökülürdü. Daha sonra çamaşırlar tekrar sabunla çitilenir, durulandıktan sonra bahçedeki çamaşır iplerine asılırdı. O günlerde bilinen tek temizleyici yeşil sabun, Arapsabunu ve Akif marka sodaydı.

ÇİVİT AYARI
Çamaşırlar kaynatılırken içine hani neredeyse kesme şekerden biraz büyük firuze mavisi 'çivit' atarlardı.
Arapsabunu veya rendelenmiş sabunla çamaşır kazanında kaynayan sararmış çamaşırlar çividin verdiği renkle hafif maviye bakan beyazlık kazanırdı. Bunca yorgunluğa karşılık evin hanımı, iki gün sonra kocasına gömleğini uzattığı zaman, teşekkür yerine, "Hanım! Açılmamış bu.
Çividi az gelmiş" diye bir de azar işitirdi.
Hakikaten iyi açılmamış beyaz gömleklerin renkleri sarıya çalardı.
Evet... O zamanlar 'çivit, çivit ayarı' diye bir şey vardı. Genellikle 'Öküz Başı' marka çivitlerle yapılırdı bu iş. Kirli çamaşırın açılıncaya kadar çitilenmesi gerekirdi. Bu işi zamanında iyi öğrenmiş kaynanalar, gelinlerini eleştirir dururlardı.
Bugünün hanımları belki 'çitileme'nin bile ne demek olduğunu pek bilmezler. Çamaşır günleri ev hanımlarının en yorucu günleri idi. O günün akşamında evin hanımı, gelini yemekten sonra yorgunluktan yarı ölü bir şekilde erkenden soluğu yatakta alırlardı.
Çamaşırlar yıkanıp kuruduktan sonra ütülenecekler, kaldırılacaklar ve yamalanacaklar diye ayrı ayrı bohçalara konur; bir gün sonra da ütü faslı başlardı.

KÖMÜRLÜ ÜTÜLER

O zamanki ütüler bugünkü gibi elektrikli değildi.
Ütünün içine mangaldaki ateş parçaları konur; bir süre sonra ısınan ütü ile çamaşırın üzerine hafifçe su serpilerek ütü yapılırdı. Ütüsü olmayanlar da ütüyü ya komşudan ödünç alırlar, ya da giysilerini hafif nemli iken ipten toplayarak elleriyle veya akşamları yer yatakları altına sererek düzeltmeye çalışırlardı.
Kömürlü ütüler çocukların simsiyah okul önlükleriyle bembeyaz yakaları üzerinde gezinirlerdi. Kolalı beyaz yakalı gömleklerin yaka uçları kalkmasın diye içine sert plastik şerit konur ve 'balina' ismiyle anılırdı.
Naylon ve renkli gömlekler o zamanlar yoktu. Beyaz gömlekler yıkana yıkana renkleri sarıya çalardı. Beyaz yedek yaka kullanılır; işyerlerinde beyler kol ağızlarını korumak için siyah büzgülü kolluklar takarlardı.
Sonra bütün bu yıkanıp ütülenen ve sökükleri dikilen çamaşırlar, evin gömme dolaplarına veya hemen her evde bulunan ceviz sandıklara düzgünce yerleştirilirdi.

YORGAN KAPLAMA

Eskiden yorganlar evlerde beyaz yorgan çarşaflarıyla kaplanır ve kirlendikçe yorgan çarşafları sökülür, yıkanırdı. Her evde yorgan iğnesi ve yorgan ipliği bulunurdu. Yıkanmış çarşaflar kuruduktan sonra ütüsü kolay olsun diye, ev halkından iki kişi yeni kurumuş çarşafları uçlarından tutarlar, kendilerine doğru çekerek gererler, uçlarını çekerek düzeltirler, sonra uçlarını bir araya getirerek katlarlardı. Böyle çekiştirilen çarşaflar çoğu zaman ütüye gerek kalmayacak kadar düzgün olurdu. Düzeltilen veya ütülenen yorgan çarşafları evin en geniş alanına serilir, üzerine yorgan konurdu.
Yorgandan daha büyük olan çarşafın kenarları yorganın üzerinde katlanır; sonra bu katlar yorgan ipliği ve basit bir dikişle dikilirdi.
Ev kadınlarının o eski zorlu ev işleri çok gerilerde kaldı. Günümüzün konforunu yaşarken annelerimizin, bacılarımızın bir zamanlar yaşadığı o çilekeş ev işlerini de unutmamak gerek.

EV TEMİZLİĞİ

Antalyalı ev hanımlarının çamaşır günleri yanında önem verdikleri diğer bir gün de temizlik günü idi. Çünkü çoğunun oturdukları ev o kadar büyüktü ki bunların tepeden tırnağa temizlenip, silinmesi bazen birkaç gün sürerdi. Bu temizlik kış ve yaz mevsimi başlangıcında olmak üzere yılda iki kez yapılırdı. Bu işlerin yapılabilmesi için evinde daimi hizmetli bulunmayanlar, o günler için dışarıdan gündelikçi tutardı. Bu temizlik günlerinde eşyaların tamamı yerinden kaldırılır, temizlenir, tozu alındıktan sonra yine eski yerine yerleştirilirdi. Tüm elbise dolapları boşaltılır, raflar, çanaklıklar iyice temizlendikten sonra eşyalar yerlerine tekrar yerleştirilirdi. Tüm ev silinir; evdeki tahta merdivenler bol suyla yıkanır, sert tel fırçalarla fırçalanırdı. Daha sonra tahta tabanlar yeni gibi gözükmesi için sarı renkli boya ile boyanırdı. Halı ve kilimlerin kaldırılması, bahçede sopalarla vurularak, silkelenip tozları alındıktan sonra yerlerine yerleştirilmesi birkaç gün sürerdi. Eskiden alttan soğuk geçirmesin diye genellikle halı ve kilimler sazdan örülmüş hasırları üzerine serilirdi. Bu hasırların da kaldırılıp silkelendikten sonra yerlerine konması da ayrı bir işti.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.