X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eski iftar yemekleri, her ailede ayrı bir törendi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eski iftar yemekleri, her ailede ayrı bir törendi

  • Giriş Tarihi: 6.7.2015
Eski iftar yemekleri, her ailede ayrı bir törendi
Eski iftar yemekleri, her ailede ayrı bir törendi

Top sesini duyanlar aile sofralarının töresine uyarak yerlerine otururlar ve oruç açarlardı. Top patlayınca, titrek dudaklar dualarını bitirir ve su, yahut zeytinle oruçlar bozulurdu

Ramazan günlerinde Kalekapısı'ndaki dükkânlarda, sokaklarda tezgâh üstünde Ramazan poğaçaları, çeşitli yiyecekler, çörek otlu pideler, kokularıyla oruçluların iştahı çekerdi. Ramazan boyunca, iftar, teravih, sahur geleneklerine tam bir titizlikle uyulurdu. lı Kadınlar iftar sofrasına sabahtan hazırlanırlardı.
Top sesini duyanlar aile sofralarının töresine uyarak yerlerine otururlar ve oruç açarlardı. Top patlayınca, titrek dudaklar dualarını bitirir ve su, hurma yahut zeytinle oruçlar bozulurdu.
İftar sofraları iki aşamalıdır.
Birinci aşama 'İftariye' denilen ilk fasıl, ikincisi de yemeklerin yendiği ikinci bölümdür.
İftariye, açlığın verdiği hızla yemeklerin alelacele yenmesini önlemek üzere donanmış adeta bir çerez sofrasıdır. Küçük tabaklarda ve kâselerde reçeller, peynirler, zeytinler ve benzeri yiyeceklerden teker teker alınır. Bunların yanında fırınlardan yeni çıkmış pideler vardır. Sonra da çorbalara, çeşitli etlere, sebzelere, bilhassa böreklere, tatlılara sıra gelir.

BUZLU HOŞAFLAR


Yine Ramazan sofralarında 'iftariye' denen, pideyle reçel ve peynir türlerinden, pastırma ve sucuktan tadımlık yenir; orta halli ailelerin iftar menüsü çorba, yumurta, et yemeği ile börek ve tatlıdan oluşurdu. Zengin sofralarında çorbadan sonra sucuklu, kıymalı veya peynirli yumurta, düğün eti, tas kebabı, şiş kebabı, çömlek kebabı, incik kebabı türünden birkaç çeşit et yemeği, sadeyağlı sebzeler, börek, pilav bulunurdu. Tatlılardan baklava, sarığıburma, dilber dudağı, bülbül yuvası, revani, şekerpare, kadın göbeği, vezir parmağı gibi tatlılardan biri ve birkaçı sofranın olmazsa olmazı idi.
Antalya'ya özgü hamur işi ise ıspanaklı börek ve güllaçtı. Yaşlılar iftar sofrasına genellikle akşam namazını kıldıktan sonra otururlardı. Sonra da ev hanımının özenle hazırladığı nefis çorbaya, yemeklere, özellikle böreklere, tatlılara ve reçellere sıra gelirdi.
Küçük tabaklar içindeki zeytin, peynir, pastırma, sucuk, susamlı susamsız simitler, pideler, reçeller sofraya zengin bir görünüm verirdi. Hazırlanması zor olduğu için bu davetlerde pilavla tavuk etinin ve tatlıların özel bir yeri vardı. Sahurda, ertesi gün insanı susatmayacak yemek türleri tercih edilirdi.
Bu sofralarda pilavla hoşafın ve tatlıların özel bir yeri vardı. Hele Ramazan yaza rast gelmişse cam kâselerden içilen buzlu hoşaflar cana can katardı.

SOFRA ADABI

İftar yemekleri arasındaki faklılıklar doğal olarak vardı. İki komşu arasında bile ayrıntılarda farklılıklar olurdu.
Yemeklerin hem malzemeleri, pişirme usulleri, lezzeti ve yeniliş tarzlarıyla birbirlerinden ayrılırdı.
Üzerine kurutulmuş nane, kekik gibi otlar serpildikten sonra kızgın tereyağı gezdirilen çorbalar; dolma, sarma, pilav, börek çeşitleri, hamur işi tatlılar, helvalar, hoşaflar, şerbetler, şuruplar, bunların servis sıraları, sofra takımları, sofranın kurulması kaldırması, sofra protokolü, sofra duası, yemek bitiminde elbezi sunuluşu, ılık su tası, ibrikleğen, havlu gezdirilmesi, her ailede ayrı bir seremoni idi.
Bunlara dikkatle uyulur; uymayanlar kaşla gözle uyarılırdı. Tutumlu ailelerin sofrasındaki yemekleri et az kullanıldığı için yavan olur; yiyen ve yedirmeyi seven ailelerde yemekler tereyağlı, etli ve bol çeşitli olurdu.
Yaşı ellinin altındaki okuyuculara da o yıllarda çoğu Antalya evlerinde elektrik, şebeke suyu, modern bütangaz ocakları, buzdolabı olmadığını; sıcaktan ılıyan içme sularının, küplerde veya bakraçlarda kuyulara sallandırılarak soğutulduğunu, köylülerin dağlardaki karlıklarından çuvallara sarıp katır sırtında getirdikleri kar kalıplarından alınıp su küplerine atıldığını; yemeklerin serin bodrumlarda, tel dolaplarda en fazla bir gün muhafaza edilebildiğini hatırlatmam gerekiyor.

TATLI SOHBETLER

İftarın ardından akşam namazı kılınır, sıra kahveye gelirdi. Yatsı ve teravih için ya camiye gidilir veya topluca evde kılınırdı. Teravih namazına gitmeyi çocuklar da pek severdi.
Bu onlar için, akşamları sokağa çıkma hürriyeti idi adeta.
Eğer evde davetli varsa kahve faslı başlardı. Arkasından teravih namazı birlikte kılınır; sedirlere ve minderlere geçilerek tatlı tatlı sohbetler başlardı.
Yatsı ve teravih namazlarına gitmek üzere ayrılan fakir davetlilere varlıklı ailelerin 'diş kirası' vermesi ve hatta bunun davetli çıkarken, evin karanlık bir geçidini oluşturan yerde verilmesi bir nezaket kuralıydı.
Ekonomik durumu iyi olanlar, Ramazan ayında yoksul komşulara, tanıdıklara içinde sadeyağ, zeytinyağı, pirinç, şeker gibi temel gıdalar bulunan hediye paketleri verirlerdi.
Eski Ramazanlarda özellikle uzun kış geceleri, ailelerin evlerde bir toplanma nedeni idi. Tombala oynama, karşılıklı hikâyeler, fıkralar anlatma, bilmece sorma insanları birbirleri ile kaynaştırır, hoşça vakit geçirilirdi.
O günleri yaşamış yaşlıların bana aktardıklarına göre; Mübadele'den, yani 1922 yılından önce, Ramazan akşamları Yenikapı'da Antalyalı Rumların düzenlediği tiyatro, sinema, varyete gibi eğlencelere gidilirmiş.
Antalya Esnafı ise aralarında Ahilik günlerinden beri süre gelen 'Sıra Eğlenceleri' düzenlerdi.
Ayda bir yapılan bu toplantılar bir birini seven dostların, arkadaşların sık sık buluşmasına ve dargınların birbirleriyle barışmalarına vesile olurdu.

SAHUR TELAŞI YAŞANIRDI


Geceleri de sahura kalkma telaşı başlardı. Sabaha karşı saatlerde yenen sahur yemeğinin misafiri olmaz ve ertesi gün insanı susatmayacak, ama tok tutacak yemekler yenir. Pilav, makarna, börek türleri bu yemeğin tutucu yemekleridir. Sahur sofrasında mutlaka hoşaf olur. Sofra hazır oldu mu, sahur sefası için yalvar yakar olan küçükler uyandırılırdı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.