X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eski Şehir Kulübü ve Dayı Mehmet Ali
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eski Şehir Kulübü ve Dayı Mehmet Ali

  • Giriş Tarihi: 22.2.2016
Eski Şehir Kulübü ve Dayı Mehmet Ali
Eski Şehir Kulübü ve Dayı Mehmet Ali

Antalya'nın toplumsal ve siyasal yaşamında Vatan Kahvesi'nin eski önemini kaybetmesinde, Antalya'da 1976 yılında kurulan Yeni Şehir Kulübü'nün açılmasının büyük rolü olmuştur

Benim hatırladığım 1950'li yıllarda eski Şehir Kulübü, Atatürk Caddesi'nde, Vakıflar İşhanı'nın iki sokak güneyinde iki katlı beton bir bina idi. Antalya'nın kâğıt oyunlarını seven kentin bütün ileri gelenleri oraya giderdi. Anlatılanlara göre binanın sahibi Kındıralı Mahmut Ağa idi. Kulüp bir giriş, salon ve mutfaktan ibaretti. Yaz aylarında ise birçok kelli-felli adamın bu binanın terasında oturup iskambil oynadığını görürdüm. Daha sonra 1953 yılında, bugünkü Talya Oteli Konferans Merkezi'nin bulunduğu yerde Antalya Valisi İhsan Sabri Çağlayangil'in önderliğinde yeni Şehir Kulübü binası yaptırıldı. Şehir Kulübü, Antalya'nın en güzel manzarası olan yeriydi. İnce bir burun üzerinde inşa edilen Şehir Kulübü'nden sağa baktığınızda, Kemer'e kadar Konyaaltı'nı, Beydağlarını; sola baktığınız zaman da Lara yolu boyunca uzanan koyları görürdünüz. Mehtaplı gecelerde ise o güzel manzaranın bir benzeri daha yoktu. Bütün zengin çocuklarının düğünleri ile Cumhuriyet ve Tıp baloları Şehir Kulübü'nde yapılırdı. Üyeler akşamüstü kulübe gelmeye başlarlar, gece saat 22.00'lere kadar oyun oynarlardı. Antalyalılar o zamanlar kulüpte büyük oyun (kumar) oynayanların sık sık sabahladıklarını anlatırlardı. Dışarıdan politika konuşulduğu sanılsa da Şehir Kulübü'nde politika, içki masalarında olsa olsa mizah konusu olabilirdi. Şehir Kulübü'nün müdavimleri arasında Cüce Hafız, Korkutelili Yörükzade Fuat Bey, İleri gaze- tesinin sahipleri Tevfik ve oğlu Suphi Türel Beyler, Enver ve Ahmet Ak, Horoz Ahmet, Ahmet Tekelioğlu ile her zaman şakacılığı, nüktedanlığı ile herkesin sevgilisi olmuş Murat Yerebakan ile Antalya'nın adlarını teker teker sayamayacağım daha onlarca ehli-keyf adamları vardı. Bunlar her konuda birlikte hareket ederler; birbirlerini çok sever sayarlardı. Örneğin masada içlerinden birisi ortaya bir laf atıp; "Şimdi, İstanbul'da olmak vardı" diyecek olsa, hepsi birden o anda organize olup, masadan kalktığı gibi arabalara binerek yola çıkarlardı. İlk rastladıkları postaneden evlere, sahip oldukları işyerlerine telgraflar çekilip, durum bildirilirdi.

DAYI MEHMET ALİ VE CURASI
Şehir Kulübü müdavimleri arasında 1887 Antalya doğumlu, elinde küçük curası ile kulüptekileri coşturan iri yarı 150 kilo ağırlığında dağ gibi bir adam vardı: Dayı Mehmet Ali. Asıl adı Mehmet Ali Dayıoğlu olan bu adama kulüptekiler kısaca 'Dayı' diye seslenirlerdi. Dayı Mehmet Ali, iri cüssesine pek uygun düşmeyen büyüklükteki curasını çalar; birkaçını kendisinin derlediği Teke yöresi türküleri söylerdi. Bu iri adamın kalın parmakları, bilekleri arasındaki curası, bakana bir kibrit çöpü gibi minik görünürdü. Dayı, curasını çalarken söylediği türkülerle Teke yöresi dile gelir; kendini anlatırdı. Süslü develerle Hıdrellez günlerinde yaylaya yapılan Yörük göçlerini, deve homurtuları, keçi bağırışları, akan ırmakların hışırtısı onun sazından çıkan nağmelerde adeta yaşanırdı. Dayı çalıp söyledi mi; Şehir Kulübü'nde bütün masadakiler döner; onu dinlerdi. Dayı'nın cura çalıp söylemesi yanında; günlük olaylara karıştırdığı nükte zenginliği; onu, kulüpte herkesin sevdiği ve yokluğunda muhakkak aranan adamı yapmıştı.

ŞEHİR KULÜBÜ 1976'DA YIKILDI
1976'da bu bina yıkılıncaya kadar Şehir Kulübü, Antalya'nın sosyal yaşamında uzun yıllar birçok etkinliklere sahne oldu. Antalya'nın zenginleri, neredeyse bu kulübün daimi ve doğal üyesi idiler. Çoğu zengin düğünleri burada yapılıyordu. Dar gelirliler, küçük esnaf takımı, memurların bu kulübe değil gitmek, yakınından bile geçmelerine olanak yoktu. Antalya sosyetesi denebilecek bir avuç kitle burada, Antalya'nın en güzel manzarası karşısında, fakat buna karşın Antalya'dan kopuk, günlerini gün ederlerdi.

DAYIOĞLU HİKAYELERİ
1969'da vefat eden Mehmet Ali Dayığoğlu'nun yazılı kaynaklara geçmiş, türkü derlemeleri ile fıkra ve yaşanmışlık kırışımı hikâyelerinden birkaçı şöyledir: 1930'lu başında Atatürk, kendisine muhalefet olsun diye, Serbest Fırka adı verilen partiyi kurdurmuş; Antalya'da da bu partinin teşkilatı kurulunca; Antalya'nın bütün ileri gelen tüccarları bu partiye kaydolmuşlardı. Hatta Hüsnü Karakaş, bu partiden Antalya Belediye Başkanı olmuştu. Ancak bir süre sonra bu parti kendi kendini fesih edince, Atatürk'ün karşısında durmuş olarak algılanan bu partililer çok zor durumda kalmışlardı. O günleri kendine has nüktedanlığı ile Dayı Mehmet Ali şöyle anlatmış: "Serbest Fırka zamanında biz de o fırkaya girmiş idik. O yıl da işlerimiz öyle aksi gitti ki sormayın. Hepimiz boğazımıza kadar borca batmıştık. Bankaya olan borcumuzu ödemek değil; ödemeyi düşünecek halde değildik. Serbest Fırka kuvvetleniyordu. Bir gün bir miting için camide toplandık. "Millet sandığa istediği gibi reyini atacak" derken ne görelim? Caminin etrafı süngülü askerle, jandarma ile sarılmıştı. Dışarıya baktım ki aman Allah! Süngüler takılmış; 'Kimi dağılın!' diyor, kimi 'vur emri verin' diyor. Pencereye gittim, bağırdım: "Yahu!" dedim. "Nedir bu hal? Bu kadar askere, jandarmaya ne gerek vardı? Bizim alayımız gırtlağımıza kadar borçluyuz. Bu kadar jandarma göndereceğinize bir tahsildar gönderin. Hepimiz çil yavrusu gibi darmadağın oluruz!" Dayının diğer yaşanmış bir hikâyesine gelince; şöyle anlatırlar: Bir gün oldukça bulutlu bir havada Portakal Gecesi'ne gitmişler. Katılanlardan biri içkiyi fazla kaçırıp yerde yığılmış kalmış. Dayı, bitkin adamcağıza bakmış, bakmış şu hikâyeyi anlatmış: "Koca Murat isminde birinin işi bozulmuş. Düşünmüş, taşınmış gerekli ihtiyaçlarını sağlamak yanında, öteberi alıp satarak ailesini geçindirmek için yarısı veresiye bir merkep satın almış. Bir gün Mekke'ye giden Hacıların Antalya'ya dönmekte olduğunu öğrenmiş. Belki bana da bir sarık hediye ederler umudu ile merkebine binmiş. Hacı karşılamağa gidenlerle birlikte Barutlu Kahve denilen menzil yerine gelmiş... Kahvede beklerken birdenbire hava bozmuş... Müthiş bir kar fırtınası bastırmış. Karşılayıcılar dağılmışlar. Koca Murat kahveden çıkmış, ne görsün? Eşek soğuktan kaskatı donmuş. Bin bir zorlukla köyüne geri gelmiş ve karısına: 'Şu avlunun çitini yık da ocakta yakalım' demiş... Ocağı yakmışlar. Koca Murat biraz ısındıktan sonra, duvardan sazı almış şöyle demiş: Düşün Koca Murat düşün, Yarısı veresiye; yarısı peşin, Böylesine eşek mi alınır kışın. Hacı karşılamakta ne idi işin, Sarıksız mı kaldı kopası başın?

MEHMET ALİ DAYIOĞLU TÜRKÜLERİ

Altındandır Eşiği

"Altındandır Kapısının Eşiği"
Altındandır (aman aman)
Kapısının eşiği (aman aman)
Yan yanadır (aman) analığın döşeği
Benim yarim (aman aman)
Antalya'nın çiçeği (aman aman)

Al karanfil (aman) mor şişede ıslanır
Bir gün de olur (aman) deli gönül uslanır

Nazlı yarim (aman aman)
Pencereden bakıyor (aman aman)
Hasta olmuş (aman) döşeklerde yatıyor
Cerrah gelmiş (aman aman)
Yarasına bakıyor (aman aman)

Al karanfil (aman) mor şişede ıslanır
Bir gün de olur (aman) deli gönül uslanır

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.