Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Eskiden ‘Bizim İskele’

Giriş Tarihi: 29.8.2016
Eskiden ‘Bizim İskele’

Bir zamanlar İskele; her gün çı, kayıkçı, gemi adamları, kıyı kaptanları, tekne yapımcıları ve dostlarla hoşca geçirilen bir zamandı benim için

Geçen gün Facebook'ta Antalya eski İskelesi'nin (bugünkü Yat Limanı) bir siyah-beyaz resmini paylaştım. Yapılan yorumlara cevap vermeye çalışırken; Yat Limanı'na belki birkaç yıldır ayak basmadığımı hatırladım. Halbuki 1990 yılına kadar, yani Antalya Eski İskelesi Yat Limanı'na çevrilinceye dek, hemen her gün işten arta kalan zamanımın büyük bir bölümünü orada geçirmiştim. Her gün; çı, kayıkçı, gemi adamları, kıyı kaptanları, tekne yapımcıları ile geçirilen bir zamandı bu. Antalya'nın şairi, yazarı, iş adamı, hatta Antalya Eski Belediye Başkanlarından Dr. Avni Tolunay; zaman zaman mesai dışı günlerde İskele'ye iner, aramızda olurdu. Antalya İskelesi kabuk değiştirip, Yat Limanı yapılınca; ilk önce liman içinde hiçbir işlevi olmadığı halde (çünkü hiç yabancı yat gelmiyor) gümrüklü yasaklı bölgeler kuruldu. Gezi alanı küçüldü. Bugün rıhtımda dolaşırken gezi yatlarından Beydağları'nı bile görmek mümkün olmayabiliyor. Eskiden yazın Antalyalı aileler çoluk-çocuk akşamları İskele'ye iner; güney ve kuzey mendireklerinin uçlarındaki taşlarda oturarak denizi, körfeze gelen gemilerin gece ışıklarını, Beydağları'nı seyrederek hem yosun kokulu deniz havasını ciğerlerine çekerler; hem çekirdek çitleyerek gece yarılarına varan vakte kadar, hoş ve neşeli sohbete dalarlardı. Sadece mendirekler değil, iskele içindeki meyhaneler, Mermerli Gazinosu geceleri tıklım tıklım insanlarla dolup taşardı. Bütün bunlara neden, eskiden 50 bin nüfusluk Antalya'da İskele'den başka gündüz ve akşamları vakit geçirilebilecek yer pek azdı. Olsa da ekonomik yönden halkın bütçesine uygun değildi.

İSKELE AKVARYUM GİBİYDİ
Şöyle o günleri hatırlamaya çalışıyorum. Antalya İskelesi, 1990'lı yıllara kadar içi balıkla dolu bir akvaryum gibi idi adeta. İskele içine bile balıkçıların serpme ağ attığı veya balık ağı döşediği olurdu. Hatta bir defasında 6-7 metre boyunda bir orkinos iskeleye girmişti de, Kızkulesi'nin temelleri ile mendirek arasına sıkışıp kalmıştı. Hepimiz mendireğin üzerinde toplanarak ressam ve dalma sporunu seven Esen Emekçil'in koskoca orkinosu yakalamak için çabalarını hayretler içinde izlemiştik. Şimdi o akvaryum yat bolluğu yüzünden kapandı; suları bulandı, içinde hiç balık kalmadı. Eskiden bugünkü gibi balık çiftlikleri yoktu. Balık yiyen de pek çok yoktu. Bu yüzden eskiden çarşıda çok lezzetli bol bol balık vardı ve ucuzdu. Kentin seçkin lokantacıları ve balık satın almak isteyen biz Antalyalılar sabahları İskele'ye iner, birlikte balıktan dönen tekneleri karşılardık. İskele'de balık müzayedelerini, madrabazların açık arttırmada "Sattııım!" diye bağırışlarını büyük bir heyecanla seyrederdik. Satın aldığımız balıkların bir kısmını eve götürmek için ayırır; kalanını İskele'de bir teneke parçası üzerinde, temizlemeden kızartılarak yapıldığı için "B.klu Kebap" denilen balıkları, taze ekmek ve yanında bol (hormonsuz) domates ile kahvaltı niyetine yerdik. Yine 1970'li yılların ortalarına kadar, bu tersanenin yanında kale duvarlarına bitişik dükkanların üst katında gemiciler için bekar odaları vardı. Gemiciler, miçolar, balıkçılar, keyifçiler; daha 1970'li yılların sonunda kadar burada koşuşturur dururlardı. Bugün bunlardan bir iz bile bulmak mümkün değil. İskele'de balıkçı tekneleri ve mavnalar dışında birkaç yata benzer tekneler vardı. Bugünkü anlamda yat hiç yoktu. 1975 yılında Antalya'nın ilk yatı sayılabilecek bir yatın inşaatına girişildi. Bu Hüsnü Kaptan'ın (Ekizler) Şehzade Korkut'un Barbaros Hayrettin'in kardeşi Oruç Reis için yaptırdığı gemilerden sonra, 18 metre uzunluğunda Antalya'da yapılan ilk tekne idi. 'Barış' adı verilen bu yatın 1975 Mayıs'ında denize indirilmesi bu yüzden Antalya'da bir olay olmuştu. Bu törene neredeyse Antalya halkının yarısı davetli gibiydi. Barış Yatı'nın 200 beygir güçlü motoru, on kamarası, Antalya'da bir teknede ilk kez uygulanan WC ve duş tertibatına herkes hayran kalmıştı.

ASMALI KAHVE
İskele'nin en güzel yerlerinden biri de küçük mescidin yanındaki deniz üzerindeki terastaki balıkçı Asmalı Kahvesi idi. İnsanlar bu kahvede açıkta oturup, Beydağları'na karşı çaylarını yudumlarlar; uzakta demirlemiş olan bir gemi ve bu gemiye yük taşımak için, tayfaların olanca güçleri ile kürek çekerek yürüttükleri mavnaların geliş ve gidişlerini seyrederlerdi. Kentten de bu kahveye, edebiyatçısı, yazarı, ressamı, fotoğrafçısı inerdi. Balıkçılarıyla, gemi ustalarıyla, gemi kaptanlarıyla tavla, iskambil, domino oynarlar, söyleşirler, şakalaşırlardı. Bu kahvenin müdavimleri arasında, başta ben olmak üzere Güzel Sanatlar Galeri Müdürü Esen Emekcil, TRT Antalya Radyosu program yapımcısı Nuri Erkal, o zamanların Antalya Belediye Başkanı Avni Tolunay, zamanın banka müdürleri ve diğerleri. Eskiden İskele'de güzel adetler vardı. Örneğin sonbaharda büyükçe bir tekne kıyıya çekileceği zaman imece yapılırdı. İskele'de mescidin yanındaki kahvede oyun oynayan veya denizi seyreden herkes çayını bir yudumda içer, yardıma koşardı. Tekne veya mavnalar "Ya Lissa!" naraları arasında; denizden kumluk denilen yere çekilirdi. Sonra tekne sahibi getirdiği lokum kutusunu açar, herkese ikram ederdi. Kış aylarında ise deniz kabarıp da tekneler tehlike içine girince, herkes yine yardımlaşırdı. Çok değil, 30 yıl öncesine kadar limana uğrayan, limandan kalkan gemileri, yelkenli tekneleri neredeyse saymakla bitiremezdim. Şimdi ne yelkenli kaldı, ne gemi, ne gemi ustaları, ne de o eski kaptanlar! Yeni Liman yapılınca da, gemiler artık oraya gider oldular. Ancak burada kale surlarına bitişik, Venedikliler tarafından yaptırılan ünlü Kırkmerdiven şükür ki, hâlâ yerli yerinde duruyor. Sahi Bizim İskele, Yat Limanı olunca; otantik görünümünden ve eski şen-şakrak yaşamından çok şey kaybetti. İşte ben bugün; Eski İskele denince, bunları hatırladım.
ARKADAŞINA GÖNDER
Eskiden ‘Bizim İskele’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz